Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’nın Ardından: İstanbul ve Yalı Kültürü Kültür - Sanat

Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’nın Ardından: İstanbul ve Yalı Kültürü

İstanbul, geçtiğimiz günlerde manşetlere akıl almaz bir gemi kazasıyla giriş yaptı. Boğaziçi’nde önemli bir tarihi eser niteliği taşıyan Hekimbaşı Salih Efendi yalısına çarpan yük gemisi haberinden bahsediyorum. İçinde vakit geçirme fırsatını hiç bulmamış olsak, hatta bazılarımız yıkılmadan öncekini halini gerçekte hiç görmemiş olsa da, bunların hiçbiri ne yazık ki insanın kalbinin sızlamasına engel olamıyor. Yazımın kaynağına bu üzücü haber aracı olsa da, bu vesile ile İstanbul ve yalı kültürüne daha yakından bakalım istiyorum. Bakalım ki kaybetmemek için elimizden gelecek daha çok şeyimiz olsun.

Öncelikle “Yalı” kelimesinin kökenine inecek olursak, denizin kıyıyı yaladığı yer olarak “yalamak” fiilinden türeyerek bugün su kıyısına komşu olan büyük yapılar için kullandığımız anlamını kazandığını görüyoruz. Yalılar sadece bizim kültürümüze ait bir yapı tipini oluşturmakla birlikte, ev sahipliğini yapan yer de Boğaziçi’dir. Deniz kenarına inşa edilen diğer yapı tiplerinden mimari olarak farkları, denize çıkma yapan cepheleri oluşturmaktadır.

7 Nisan Kaza Anı

Yalılar, ait oldukları farklı mimari sınıfın yanı sıra, döneme özgü farklı bir yaşam biçimi de yaratmışlardır. Tahtta oturan padişah, mayıs ayının başlamasıyla beraber duyurduğu “göç-i hümayun fermanı” ile yazlık yalısına geçer ve aristokrat takımı da takiben yalılarına taşınırmış. Böylece, Boğaziçi’nde yazlık yaşam başlarmış. Sonbaharın gelmesiyle ise de benzer bir fermanla, yalılar boşaltılırmış. Yalıların çoğunun, yan yana inşa edilmesi dolayısıyla da çok güçlü komşuluk ilişkileri görülürmüş.

Yalıların her birine ait özel mimari kimlikleri ve sahiplerini gösteren özel isimleri var. Yaşanan gemi kazasıyla büyük hasar gören Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı da bunlardan biri. Kendine özgü kırmızı rengiyle ahşap kazıklar üzerine oturtularak inşa edilmiş bu ahşap karkas yalı, Osmanlı İmparatorluğu’nda üç padişahın doktorluğunu üstlenmiş Salih Efendi tarafından 1840’lı yıllarda satın alınmış. Aynı zamanda bir botanik bilgini olan Salih Efendi, yalısının bahçesinde bin bir çeşit çiçek ve bitki yetiştirmiş.

 

Yalı, “İstanbul Kırmızısı” filminin çekimlerinde de kullanılmıştı.

Yalılarda yaşanan hayatları günümüzde hayal etmek bizler için çok zor olsa da, yaşanmış olmalarını bilmek bile Boğaziçi tarihine ayrı bir boyut kazandırıyor. Vapurla karşıdan karşıya geçerken ise bu yalıların güzellikleriyle mest olmak ve eskiden yaşanmış onca hatırayı hayallerimizde canlandırma şansına sahip olmak bile bizler için birer ayrıcalık. Boğaziçi’nde bulunan çoğu yalı günümüze ulaşamamış. Kalanların ise aynı denize bakarak eski günlerini yâd ettiklerini hayal ediyorum. Yaz akşamları kayıklarıyla eve dönen sahiplerini beklediklerini düşlüyorum. Yaşanan hayatların değişmesi yalılardan bir şey eksiltmiyor elbette. Bizim hayatlarımıza, hayallerimize ortak olmaya devam ediyor, anılarımızın arka planı oluyorlar. Geçmişimizle bugünümüz arasında bir köprü kuruyorlar. Bu köprünün öneminin bilincinde olup koruyuculuğunu yapmak da, toplum olarak bizlere düşüyor.

 

Kaynaklar:

http://www.hekimbasiyalisi.com/tr

NTV Yayınları, İstanbul Ansiklopedisi

ANADOLU HİSARI

Görsel Kaynaklar:

Kapak Fotoğrafı: http://www.haberturk.com/hekimbasi-salih-efendi-yalisi-nerede-kimin-iste-tarihcesi-1910067

Görsel 1:https://m.aksam.com.tr/guncel/tarihi-yaliya-carpan-gemi-ahirkapi-aciklarina-cekiliyor/haber-724215

Görsel 2: https://www.ntv.com.tr/yasam/istanbul-kirmizisinin-cekildigi-hekimbasi-salih-efendi-yalisi-paramparca-oldu,4rKrRS3Lo0umvpbwUJGMrw

İlgili Yazılar