Hak ve Özgürlük Tutkusu: Halide Edip Politika

Hak ve Özgürlük Tutkusu: Halide Edip

“…Bilhassa Ermeniler, Cemal Paşa’nın aziz başına Allah’la beraber yemin eden sırf burada yaşamak hakkını bulan bir sürü bedbaht Ermeni var… Çöllerde ot yiyerek karınları şiştikten sonra kimi anasını, kimi babasını, birçokları da çocuklarını kaybettikten sonra buraya düşmüşler… Çocuklarıyla, kadınlarıyla ayrıca meşgul oluyorum. Küçüklerine bir sınıf açtık, okutuyoruz…” Halide Edip (Adıvar), 1 Mart 1917

Gazeteci-yazar Murat Bardakçı, Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi adlı kitabında, pek çoğumuzun gözünden kaçmış, belki de bazılarımızın hiç haberdar olmadığı bu hazin mektubu yayımladı. Düşün ve edebiyat tarihimiz açısından oldukça kıymetli olan bu mektupta Halide Edip, 1915’te Ermenilerin göç ettirildiği Beyrut ve Şam şehirlerinde maruz kaldıkları yokluğu ve sıkıntıları Maliye Nazırı Cavid Bey’e anlatarak yardım istiyor. Aslına bakılırsa Halide Edip, mektubunda Beyrut’taki Ayn Tura yetimhanesindeki faaliyetlerinden söz ederek, yetim kalan çocukların ve dul kadınların ne derece zorlu şartlarda yaşamlarını sürdürdüklerini anlatıyor. Bu düzeyde hayati önemi haiz olan bir mektubun, Erken Cumhuriyet entelektüel yaşamının sayılı liberal simalarından olan Halide Edip tarafından kaleme alınmasının pek tabii tesadüf olmadığı başlı başına bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Milli Mücadele yıllarında “Halide Onbaşı”, Mustafa Kemal ile, 1922

Esasında Halide Edip’in düşün dünyamızdaki kendine özgü yeri, kendisinin Meşrutiyet sonrası kanun hakimiyeti vurgusuyla beraber, Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllardaki göreli liberal ve Anglo-Sakson ekolüne yaraşır duruşuyla perçinlenir. Nitekim Halide Edip’in anayasallığa verdiği hayati önemi, farklı etnik ve dinî unsurları bir arada tutmak noktasında başarılı bulduğu ABD’nin, bir idare biçimi olarak anayasal prensiplere bağlılığıyla açıkladığı satırlarında duyumsamak mümkündür. Halide Edip, çağdaşı Prens Sabahattin‘in öngördüğü biçimde, Ahmed Rıza’da vücut bulan Fransız ilhamlı bir vatandaşlık nosyonunu da, Alman ilhamlı İttihatçı kadrolarda vücut bulan militarist-ırkçı milliyetçiliği de reddetmektedir. Prens Sabahattin’in Fransız menşeili“memur devletine” karşı çıkan aykırılığını, Fransa merkezli Avrupa’nın merkeziyetçi yapısının yozlaşmışlığının derin vurgusunu görürüz Halide Edip’te. O, 1930’ların başında Nazi Almanya’sını Türkiye’nin yeni ufku, yeni Batısı olarak gören Kemalist elitin ilüzyonuna da itibar etmemiştir. Nitekim daha 1920’lerde mevcut milliyetçi retoriği benimsemediğini, Avrupalı devletlerin kendi çıkarlarını düşündüğünü, Avrupalılara güvenilemeyeceğini, Türk halkının Amerikan yardımını kabul etmesi gerektiğini söylemiştir:

 

“Böylece, varlığı eski imparatorluk topraklarının her köşesinde açıkça hissedilen bir Amerikan propagandasını örgütledik. En sıradan insanlar bile bizim iddialarımızın gerçekçiliğini görüyor; bu yüzden onları Amerikan kontrolü altına girme fikrine ikna etmek güç olmuyor.”

 

İlginçtir ki Amerikancı bir propagandaya kadar varmasa da Kemalist idarenin belli üyeleri de bu düşüncelere itibar etmiştir. Örneğin Hasan Ali Yücel’in İngiliz sadeliğine özenen hayranlığı, Falih Rıfkı’nın ABD’deki liyakati bir güç kaynağı, bir itibar göstergesi olarak gördüğü yazıları elbette bu bağlamda üzerine düşünülmeyi, göz önüne alınmayı hak etmektedir. Uygulamada Kemalist idarenin Anglo-Sakson pratiğini benimseyip benimsemediği tartışması ise bu yazının kapsamı dışında olup, üzerine düşünülmesi gereken değerli bir tartışmadır. Örneğin yazar Ahmet Ağaoğlu‘nun 1930’lu yıllarda kuvvetler ayrılığını önceleyen itirazları sebebiyle Türk entelijansiyasından dışlanması başka bir yazıda akademinin ve düşünce dünyasının seyri doğrultusunda mühim bir örnek teşkil edebilir.

 

Halide Edip’in vefatına dair 9 Ocak 1964 tarihli Hürriyet Gazetesi haberi

Halide Edip’in eserlerine yansıyan hak ve özgürlük söylemi, liberalizmi ekonomik serbestiden ziyade siyasi reformlara, kuvvetler ayrılığına indirgeyen, liberalizmi yalnızca demokrat düşüncelere içkin gören bir dönemsel heyecanla el sıkışır. Halide Edip, yazının başında alıntıladığım mektupta, Maliye Nazırı Cavid Bey’e: “Yeni kabine bu emsalsiz zulüm ve cinayetin hiç olmazsa netâyicini tahfif edemez mi? (Neticesini hafifletemez mi?) Şimdi bugün yaşayanlara insan hakkı veremez mi? Ben kendi hayatımla bu fena ve çirkin şeyi ödeyebilsem öderdim. Fakat benim hayatım nedir ki?” diye seslenmektedir. Hiç kuşkusuz yazarın cümlelerine yansıyan bu türden beyanların, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve adem-i merkeziyet düşüncesinin bir ürünü olduğu savunulabilir; dahası bu cümleler, bir Türk aydınının özünde çelişki içinde bulunan milliyetçilik ve liberalizmden ne derece etkilendiğini bize sunmaktadır. Hürriyeti bir anlamda insanın varlık koşulu olarak gören bir Türk aydın ve entelektüelinin, liberalizmin yavaş yavaş popülerliğini yitirmeye başladığı bir devirde, liberal vurguları yazılarından esirgemeyerek milliyetçiliğiyle arasına mesafe koyması hiç şüphe yok ki Türk düşün hayatında pek az kimseye nasip olmuştur. Nitekim Prens Sabahattin‘in Meşrutiyet’in tepeden inmeciliğine yaptığı itirazlar da benzer bir anlayışın sonucudur. Sonrasında Tunalı Hilmi Bey‘de daha katıksız görünen halkçılığın Kemalizm’in artan otoriterliğine karşı kabardığı veya Hüseyin Avni Ulaş‘ın fikirlerine vücut veren “hakimiyet-i milliye’yi hürriyetle tamamlama” arzusunun da benzer liberal kaygılardan doğduğu söylenebilir. Ancak bu örnekler sayılıdır.

Dolayısıyla makro ölçüde bir değerlendirme yapıldığında, Halide Edip örneği ışığında Erken Cumhuriyet Dönemi liberalizminin, siyasi iktidarın artan otoriterleşmesine karşı türlü eleştiriler ortaya koyduğu hiç kuşkusuz söylenebilir. Ancak bahse konu olan liberal halkanın, tek parti rejimine doğru gidilen bir devirde, tutarlılığını yitirmiş ve bu sebepten dolayı örgütlü bir siyasi muhalefeti yaratamamış olduğu bir başka önemli nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bu yazıya konu olan Halide Edip büyük bir öneme sahiptir. Halide Edip, yaşamı boyunca liberal değer ve ilkeleri savunmasına karşın, savunduğu liberal prensiplerin eş güdümlü olarak milliyetçi ve muhafazakâr fikirleriyle yoğrulması sebebiyle tutarlılığının sorgulanmasına yol açmıştır. Bu minvalde Halide Edip’in Maliye Nazırı Cavid Bey’e yazdığı mektup büyük bir referans noktasıdır. Zira Halide Edip’in sahip olduğu milliyetçi ve göreli muhafazakâr düşüncelere rağmen, Cumhuriyetin ilanını takiben bir “rejim muhalifi” olarak anılmış olması da savunduğu liberal düşüncelerden ileri gelmiştir. Aynı zamanda, bu türden “insancıl” beyanlar Halide Edip’in ideolojik tutarlılığı bağlamında yürütülecek bir tartışmada tartışmayı -liberalizm lehine- berraklaştırıcı bir niteliğe de sahiptir. Öte yandan, Halide Edip ve benzeri liberal düşünürlerin liberal demokratik referanslarla mevcut yönetimi eleştirmeleri Erken Cumhuriyet Dönemi liberalizminin işlevselliğinin en temel dayanağı olmuştur. Nitekim ender rastlanılan kimi örneklerde, mevcut yönetimin bazı üyelerinin dahi liberal düşüncelerden etkilendiği görülmüştür.

Sonuç itibariyle, en başta Meşrutiyet, sonrasında ise Cumhuriyet devirlerinde liberal kaygılarını dillendiren bir aydın sınıfının mevcut olduğu; ne var ki, bu eleştirilerin iktisadi vurgulardan ziyade ekseriyetle siyasi vurguları kapsadığı ve dünyadaki genel otoriterleşme eğilimine paralel olarak Türkiye’de de zayıf kalmış bir liberalizmin mevcut olduğu savunulabilir.

 

 Kaynakça:

Adak, Hülya. Halide Edip ve Siyasal Şiddet. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. İstanbul 2016.

Avan, Sinan. “Gerçekten Liberalizm mi? Yoksa Sadece Söylem mi? Tek Partili Türkiye’de Liberal Gelişmeler” Akademik Bakış Dergisi, 48, Nisan 2015.

Bardakçı, Murat. Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi. Everest Yayınları. İstanbul 2008.

Kazan, Frances. Halide Edip ve Amerika. Bağlam Yayınları, İstanbul 1995.

 

 

 

 

 

 

İlgili Yazılar