Burano & Murano Adaları Hobi - Yaşam

Burano & Murano Adaları

 

Murano

Tamamen hayal ürünü içerikli ama gerçek kişi ve kurumlarla da baya ilgisi olan bu yazıya hoşgeldiniz. İtiraf ediyorum Venedik’e giderken bu adalara uğrama gibi bir planım yoktu, zaten isimleri de uydurma gibi “Burano-Murano” olunca çok da ciddiye almadım anlayacağınız. Neyse ki hayat yaptığım planları manasız bulup beni buralara yönlendirdi. Sonra ne mi oldu? Rengarenk evler arasında kendimi de aklımı da kaybettim. “Aytenler evini maviye boyatmış” diyerek bir teyze yarış başlatmış sonra da sonu alınamamış gibi. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Rüya gibi yerlerdi, havanın sıcaklığından halüsinasyon görmüş olma ihtimalim de var ama birazdan belgelerle konuşacağım!

Ne Zaman Gidilir?

Rialto köprüsünden Venedik manzarası

İlkbahar/Sonbahar: Hemen her Avrupa şehrinde olduğu gibi Venedik’e de bu mevsimlere gitmenizi öneririm. Tabii, ben öneririm önermesine ama hangimiz iş ve okul hayatının hengâmesi içerisinde Venedik’e gidip gelme planı yapabilir bilemiyorum. İtalya’nın meşhur yağışları sonbaharda biraz haddini aşarak sel problemiyle sizi baş başa bırakabiliyormuş. Bu yüzden ilkbaharı seçmeniz hem fiyatlar hem de iklim olarak en mantıklı seçenek olarak görünüyor.

ş: Venedik’te haliyle en sakin geçen mevsim, kış mevsimi oluyor. Sonbaharda sözünü ettiğimiz yağışlar kış aylarında sık sık sellere sebebiyet verdiğinden yağmur çamur içerisinde ve haşır huşur yağmurlukla gezmeyi tercih edeceğinizi pek sanmıyorum. Ancak, Şubat ayında hava biraz duruluyor; bunu da fırsat bildikleri için karnaval düzenleniyor, aklınızda bulunsun.

Yaz: Eğer siz de bir Adanalıysanız hiç çekinmeden gidebilirsiniz. Ancak o bildiğiniz sıcağın aynısının üzerine turistik aktiviteleri de eklediğinizde karış karış gezme hevesinizin güneşle beraber kavrulacağını unutmayın. Bunaltıcı sıcağı, nemi, vıcır vıcır kalabalığı ve pahalılığını önemsemeyecekseniz, bu kararlılığınızı gezerken de göstermenizi dilerim. Kısacası, ben gittim; siz gitmeyin. Giderseniz de şemsiye götürün, o kadar Asyalının bir bildiği var, onlara uyun.

 

Ulaşım

Tahmin edeceğiniz üzere Venedik’e Türkiye’den aktarmalı veya direkt olarak birçok uçak seferi düzenlenmektedir. Marco Polo havaalanına indiğinizde doğruca ulaşım bileti alabileceğiniz bir büroya gidin. Muhtemelen pasaport kontrolünden geçtikten sonra çıktığınız ilk kapının karşısında olacaktır. Oraya gittiğinizde gitmek istediğiniz yeri söyleyip Alilaguna bileti almak istediğinizi söyleyin, İngilizce söyleseniz anlamamazlıktan gelmiyorlar merak etmeyin. Onların “alilaguna” dedikleri, bizdeki Havaş’ın sudan gideni. 15€ gibi bir ücret ödeyip tek yön biletinizi alabilirsiniz. Havaalanından, San Marco’ya gitmeniz yaklaşık 1 saatinizi alacaktır. Otobüs ve vaporetto seçenekleriniz de mevcut ama bence alilagunaya binip geze geze gitmeniz daha keyifli olabilir. Eğer tercih ederseniz deniz taksisi de mevcut ve en hızlısı da kendileri olur.

Havaalanında göreceğiniz ulaşım bürolarından 1-7 günlük vaporetto (deniz otobüsü) biletinizi de almanızda fayda var. Oldu da havaalanında almak istemediniz, herhangi bir vaporetto durağından almanız da mümkün. Eğer adalara gitmeyecekseniz Venedik’in içerisinde yürüyerek gezmeniz daha mantıklı olacaktır çünkü ilk izlenim olarak “ne kadar tatlı” dediğiniz deniz otobüsleri bir noktadan sonra sabrınızı taşırabiliyor. Beklediğiniz duraklar da çoğu zaman su üzerinde olduğundan sallana sallana hacıyatmaza dönüşebiliyorsunuz.

Venedik’e trenle gidiyorsanız ana tren istasyonu olan Venezia Mestre’ye ulaşabilirsiniz. Ancak San Marco taraflarında kalacaksanız, bu istasyondansa Santa Lucia İstasyonuna gitmeniz daha mantıklı olacaktır. Santa Lucia’ya ulaştıktan sonra vaporettoları veya tercihinize göre deniz taksilerini kullanarak San Marco’ya ulaşabilirsiniz. San Marco’nun adını bu kadar andım ama orada kalmak zorunda hissetmeyin, istemediğiniz kadar vaporetto durağı ve ağı olduğu için durağa yakın olacak herhangi bir otelde de kalabilirsiniz.

Bütçe

Dolce Gabbana @Calle Larga XXII Marzo

Yazının başlarında “görüp görebileceğiniz en turistik şehir” derken ciddiydim. O yüzden; yok otel fiyatına mini bar dâhil değilmiş, yok suya şu kadar verdim, yok iki kürek sallıyor 80€ alıyor gibi dertler edinmeyin ve yavaşça kendinizi akıntıya bırakın. Dünyanın birçok yerine göre fiyatlar ortalamanın üstünde, kabul ediyorum. Ancak böylesine turistik bir yer için çok şaşırmaya ve paniğe kapılmaya gerek yok.

Öncelikle ne yapmak istediğinize karar vermeniz gerekiyor. Müzelere mi gideceksiniz, sadece şehri mi keşfedeceksiniz, boğaz derdine düşüp en güzel yerlerde yeme-içme planı mı yapacaksınız; karar verin.

San Marco Bazilikası

Müzeler için bilmem kaç faktöriyel seçenek sunan VeneziaUnica adında bir kart edinebilirsiniz. Kendi istekleriniz doğrultusunda bir paket oluşturabilir ve daha sonra belli satış noktalarından bu kartınızı temin edebilirsiniz. Özellikle yaz döneminde müzelere gitmek için rezervasyon yaptırmanız gerektiğini ve kuyruk bekleme çilesini hesaba katarsanız, mantıklı bir seçenek olduğunu düşünüyorum.

Ulaşım başlığı altında bahsettiğim gibi kendi planınıza göre hem kaç gün kalacağınızı hem de hangi gün nerelere gideceğinizi hesapladığınızda 1-7 günlük ulaşım kartlarından birini alsanız iyi olur.

Yeme-içme meselesini tamamen sizin tercihinize bırakıyorum. İsterseniz 5€’ya makarna yiyebilirsiniz (@Pasta&Sugo) isterseniz çoluk çocuğunuzun rızkını San Marco’da veya Dorsoduro’da bir akşam yemeğine verebilirsiniz. Benim Venedik’te 2 günüm olduğu için keyif yapacak çok vaktim yoktu ama çok güzel restoranlar olduğunu duydum. Mesela Riviera, Pizza Al Volo, Ristorante Alle Corone ve dahası. Bence not almaya çalışmayın, gezerken gözünüze güzel görünen ilk restorana oturuyorsunuz.

BURANO

İskeleye ayak bastığınız anda çok da bir şey anlamıyorsunuz, kalabalığı takip ederek doğruca karşıya yürüyüp iç kısıma geçmeniz gerek. Sonra da uslu bir çocuk olup şirinler köyünü görmeyi hak etmeniz gerekecek. Şimdi söylesem bir dert söylemesem başka dert ama renkli evleri o sokakla sınırlı sanmayın. Ara tara bulamıyorsunuz normal bir sokak. Normal kavramı da renk değiştirmiş burada.

Oradakilerin arabaları da bu minik sandallar oluyor

Bu renk mevzusu biraz akıl karıştırıcı. Mahalle sakinleri evlerini boyatmak için gözlerini kapatıp renk kartelasından rastgele bir renk seçmiş gibi. Anlamlandıramıyorum, hayatımda bu kadar kontrastı bir arada görmedim daha önce. Sanki Buggs Bunny’deki gibi ekran bir anda siyah-beyaz’a dönecek gibi hissediyorum. Neyse… Bu renk çılgınlığı zihninizde gizliden gizliye “kesin bir olayı var, bir sırası var bu renklerin” düşüncelerini uyandırıyorsa diye söylüyorum: Hangi evin hangi renge boyanabileceğini belediye kontrol ediyormuş. İhtiyacımız olan belediyecilik anlayışı. Keşke bizde de göz zevkimizi ve akıl sağlığımızı korumak adına böyle şeyler yapılsa… Tamam, bunlar da ufaktan abartmışlar ama ışıklı tabelaları yok en azından.

Bilmeseniz de gidince anlayacağınız üzere, Venedik’te danteller baya meşhur. Öyle ki bizdeki dantel-team teyzeler görse Venedik’e beyin göçü veririz diye düşünüyorum. Eğer dantele ilginiz varsa ya da anneniz, anneanneniz, büyük teyzenizle geziyorsanız; dantellerin sergilendiği Museo del Merletto (Dantel Müzesi) pazartesi günleri hariç, 10:00-18:00 (kış saat 17:00) arası açık ve giriş ücreti en son 5 Euro’ydu.

Yemek

Küçük harflerle bu noktaya da değinmek istedim. İtalya’da tam bir dondurma avcısı olduğum için yemek yeme işi biraz ortaya karışık ilerledi. Bu yüzden gezerken sürekli yemek yememiştim. Şöyle ki Burano’daki balıkçıların tuttuğu taze balıkları birçok restoranda bulabilirsiniz, fiyatlar da Venedik’e göre “biraz” daha uygun.

Yemek işleriyle oyalanmak istemezseniz de anlarım, o zaman size güzel bir haberim var. “S” şeklindeki kurabiyeler Venedik’te çok meşhur. Bunlara bussola deniyor, birçok pastanede mevcut.

MURANO

Santa Maria Bazilikası

Sanıyorum ki Venedik’ten yola çıktığınızda ilk olarak Murano’da inersiniz, yaklaşık 45 dk sürüyor; mantıklı olan da budur çünkü bir kez Burano’yu görünce burası az da olsa hayal kırıklığı yaratabilir. Elbette kendine göre inanılmaz tatlı bir yer, kendini adanın yerlisi hissedebileceğin kadar doğal bir yer ama Burano bambaşka. Ben sabah erkenden gittim, mağazalar açılana kadar etrafta dolaştım. O saatlerde adada tam bir “turistsiz hava sahası” mevcut oluyor. Evet, sizleri “bir turist olarak turist sevmeme vakası” ile karşı karşıya bırakıyorum.

Murano’nun camları meşhur. Venedik’in birçok yerinde göreceğiniz el işi cam objeler, aksesuarlar, avizeler, biblolar vs. Murano yapımıdır. İsterseniz adada yer alan atölyeleri gezip bunların yapımına da tanıklık edebilir, bilgi alabilirsiniz. Aklınızda bulunsun, bu adalara düzenlenen turlar da var ama bence kendiniz gezin. Turlar katılanlar için baş ağrısı, katılmayanlar için de iç sıkıntısı yapıyor çünkü hiç denecek kadar az katkısı olduğu gibi sonuna kadar da vakit kaybından ibaret. Ben de sevmeyince sevmiyorum ama tur mevzusunda birtakım şahitlerim var! Adalara turla giden arkadaşlarım benim heyecanla anlattığım çoğu şeyden bihaber olarak Türkiye’ye geri dönmek durumunda kalmışlar, mağduruz.

Not: Venedik’te birçok yerde el yapımı charmlar görmüştüm ama burdakiler efsane güzeldi, bakmadan geçmeyin. Orijinallik göstergesi olarak vitrinlerinde “Vetro Murano Artistico” yazılı olmasına dikkat edin. Fakat bunu sorun haline getirmenize gerek yok, elinize aldığınızda kalitesini anlarsınız.

Not: Vaktiniz varsa Torcello adasını da gezebilirsiniz, aynılarının az renklisi ya da hiç renklisi.

 

 

 

 

 

*Tüm fotoğraflar bana ait*

 

 

Tickets

https://www.alilaguna.it/en/where-to-buy/ticket-offices

 

İlgili Yazılar