TSK ve Askeri Eğitim Politika

TSK ve Askeri Eğitim

Hepimizin bildiği üzere ülke olarak zor zamanlardan geçmekteyiz. Ülkece maruz kaldığımız darbe girişiminin etkilerini hala üzerimizden atmaya çalışıyoruz. Tabii bunu yaparken en büyük reform da TSK ve TSK’ya personel temin etmekle görevli askeri okullarda yaşanıyor. Yaşanıyor yaşamasına da eğer Türkiye gibi savaşa her zaman meyilli, tehlikeli bir coğrafyada yer alan bir ülkeyseniz her zaman ne olursa olsun ordunuzun güçlü olması gerekir. Ordunun gücünü ise iyi eğitimli, üstün niteliklere sahip personeli oluşturur. Bunlara sahip olmak da hepimizin ön görebileceği gibi kaliteli bir askeri eğitime sahip olmaktan geçer. Buna paralel TSK her zaman kaliteli askeri ve akademik eğitim veren kurumlarıyla öne çıkmış, bu konuda olumlu bir yargı oluşturmuş ve sonucunda gücünü ve kalitesini bu sayede sürdürmüştür desem yanılmam heralde.

Fakat ne yazık ki ülkece yaşadığımız zorlu süreçlerin etkilerinden TSK da payını almış, zaman içinde fazlasıyla yıpranmıştır diye düşünüyorum. Tabii içerisinde bazı temizlik çalışmalarının, denetlemelerin yapılması zorunlu hale gelmişti diyebiliriz fakat bunların büyük bir özenle yapılması gerekir diye düşünüyorum. “Yapılmadığını nereden çıkarıyorsun?” diye soranlar olacaktır. Bu soruya görevden almaların haklı veya haksız olmasını değerlendirerek değil ileriye dönük bir cevap vermek istiyorum. Yani doğrusuyla yanlışıyla TSK içinde de doğal olarak bir takım revizyonlara gidildi, oralara girmeyeceğim zaten. Fakat söz konusu harp okullarının ve astsubay okullarının kapatılıp yerine” Milli Savunma Üniversitesi” adı altında bir üniversite açılması olduğunda üzerinde biraz durmalıyız diye düşünüyorum. Öncellikle bahsetmek isterim ki mazisi 19. Yüzyılın ortalarına dayanan harp okullarımız her zaman TSK ‘nın gücünün ve karizmasının bir göstergesi olmuş, yetiştirdiği subaylarla Türk ordusuna büyük hizmetler vermiş, Genelkurmay eski başkanlarından İlker Başbuğ’un da dediği gibi Türk milletinin göz bebeği, uluslararası arenada birer övünç kaynağı olmuşlardır. İçlerine sızmış hainler yüzünden kapatılmaları zaten bir felaket iken bir de yerine geçsin diye kurulan Milli Savunma Üniversitesi ‘nin yapısı ne yazık ki pek iç açıcı değil.

“Neymiş bu Milli Savunma Üniversitesi?” diye bir göz atmak gerekirse görürüz ki; eskinin harp okullarını ve astsubay okullarını içinde bulunduran “sivil” bir rektör ve yönetim kadrosu tarafından yönetilen,diğer üniversitelerden son sınıf dahil geçiş yapılabilen bir üniversite desem herhalde felaketin büyüklüğü az çok anlaşılır diye düşünüyorum. Birincisi ve en önemlisi TSK’ya subay yani yönetici yetiştirmek için kurulan bir üniversitenin yönetim kadrosu ve rektörü nasıl oluyor da sivil olabiliyor? Hayatında Kışla da sadece askerlik yaptığı süre boyunca bulunmuş –o da şanslıysak- herhangi bir üst düzey askeri eğitimi ve tecrübesi olmayan bir grup insan -akademik açıdan ne kadar başarılı olursa olsun- nasıl olur da TSK’ ya personel yetiştirme konusunda söz sahibi olabilir? Daha da önemlisi eğer olursa gelecekte nitelikli askeri personelden bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Bu sorular gerçekten bana göre çok kritik ve ne yazık ki eğer bunlar düzeltilmezse gelecekte kötü yansımaları hep beraber göreceğiz. İkinci olarak değinmek istediğim konu ise nasıl olur da sivil bir üniversiteden ve üniversitenin herhangi bir sınıfındayken Milli Savunma Üniversitesi’ne geçiş yapan bir öğrenci geleceğin subayı olmaya aday olabilir? Bu kadar kritik ve önemli bir mesleğin incelikleri birkaç yıl hatta belki daha az bir sürede nasıl öğretilebilir? Bu soruların tümü beni tedirgin eden, TSK’nın kalitesinin devamlılığı konusunda beni endişelendiren konuları içeriyor. Ve ne yazık ki acilen bu sorunlara çözüm bulunması gerektiğini düşünüyorum. Böylesine zorlu bir coğrafyada var olmak güçlü ordudan güçlü ordu ise nitelikli personelden dolasıyla kaliteli eğitimden geçiyor çünkü.

İlgili Yazılar