Alexis de Tocqueville ve İslam Politika

Alexis de Tocqueville ve İslam

“Hz. Muhammed, Kur’an’a yalnızca gökten indirdiği dini ilkeleri değil, aynı zamanda siyasi kurallar, medeni ve ceza yasaları ile bilimsel kuramlar da koymuştur. Buna karşılık İncil yalnız insan ile Tanrı ve insanlar arasındaki genel ilişkilerden söz eder. Bunun dışında hiçbir öğreti sunmaz, hiçbir inancı dayatmaz. Yalnız bu, bu dinlerden birincisinin (İslam) aydınlanma ve demokrasi dönemlerinde uzun süre egemen olamayacağını göstermeye yeter.” Alexis de Tocqueville, 1835

Alexis de Tocqueville, hepimizin yakından tanıdığı, değerli sosyal bilimci Şerif Mardin’in de kimi eserlerinde öngörülerine başvurduğu önemli bir uzman. Onun görüşleri, aslına bakılırsa okuyucuya önemli soruları sorduran bir niteliğe sahip. Tocqueville’in sorguladığı ve 21. yüzyılda da önemini yitirmemiş olan ebedi ve ezelî kuralların günümüzün demokratik kurumlarıyla ne derece uyumlu ve ilintili olduğu sorusu Türkiye akademisinin de hâlen cevabını aradığı sorulardan biri. Ancak akademide geçmişte var olan cehaletin ve niteliksizliğin yerini bugün bir tür “renk körlüğü”nün, ilgisizliğin almasının yol açtığı düşünce kısırlığı bu soruya cevap aramayı zorlaştırıyor.

Alexis de Tocqueville (1805-1859). Türkiye’de “Democracy in America” isimli eseriyle tanınır.

Bu konuda özellikle tarihçi Bernard Lewis‘in bilgi dağarcığıma kattığı bir tarihi anektotla başlamak isterim. Lewis, “Müslümanlık ve Musevilik’te Din ve Siyaset” adlı makalesinde kökeni İran Azerbaycan’ından olan Hindistanlı bir seyyahtan söz eder. Bu seyyahın ismi Mirza Ebu Talip Han‘dır. Mirza Ebu Talip Han, 1799’da Londra‘yı ziyaret etmiş; bu ziyaret, Batı demokrasisi ve devlet kurumlarının işleyişi hakkında Müslüman bir ziyaretçi tarafından yapılan ilk ziyaret olarak tarihe geçmiştir. (Aynı seyyah, 1800’lerin İstanbul’unu da günlüğüne kaydetmiştir, ancak bu ziyaret konumuz dışındadır.) Lewis’in aktardığına göre Mirza Ebu Talip Han’ın Londra’da ziyaret ettiği yerler arasında şaşkınlıkla betimlediği Avam Kamarası da vardır. İlginçtir, Mirza Ebu Talip Han Kamara’daki muhalif kanadı iki ağacın dallarına oturmuş papağanların yolun bir yanından diğerine tiz seslerle karşılıklı bağrışmalarla tasvir eder. Hindistanlı seyyah, vergilendirme, yürütmeyi denetleme, hükümet politikalarını gözden geçirme maksadıyla oluşturulmuş bu yasama meclisini gördüğünde hayretler içerisinde kaldığını; İngilizlerin Müslümanların aksine kutsal ve ölümsüz yasaları benimsemediklerini; bu nedenle de kendi yasalarını yapmak zorunda kaldıklarını günlüğüne kaydeder.

Bir Müslüman seyyahın Batı’daki kurumları ilk kez 19. yüzyılın başında incelemesinin tuhaflığı bir yana, seyyahın günlüğü iki farklı politik kültürün dini tasavvur ve gereklilikler vasıtasıyla ne derece farklı biçimlendirildiğini gösteriyor. İslam dünyasında hukukun temas ettiği hemen hemen her alanın Batı’dan böylesine farklılaşmasının sıradan bir Müslüman gezginin gözündeki değeri pek tabii ki günümüze de ışık tutuyor. Hepimizin bildiği üzere, kurumsal olarak bir yasama erkinin bulunmaması, daha doğrusu yasama işlevinin dini tefsirlerle yerine getirilmesi İslam devletlerinin alamet-i farikasıdır. Öte yandan, gözümüzün önüne getirdiğimiz İslam devletlerinin çağdaşları olan Batılı devletlerin yönetim modellerinde ise yasama meclisleri her zaman yer almıştır. Yani tarihin en liberal demokratik örneklerinde de, göreli az demokratik örneklerinde de meclisler yorum faaliyetinin ötesine geçmek üzere, yasa yapmak, değiştirmek veya yürürlükten kaldırmak üzere kurulmuşlardır.

“Avam Kamarası”. Sir George Hayter’ın yaptığı ve günümüzde Londra’daki National Portrait Gallery’de bulunan yağlı boya tablosu (1833).

Bu bağlamda Lewis’in Fransız Devrimi ile ilgili değerlendirmesine de başvurmak isterim. Lewis, “Hristiyan olmayan, hatta Hristiyanlık karşıtı” olarak tanımladığı Fransız Devrimi’ni Müslümanların Batı dünyasına yöneliminin değişmesi noktasında bir eşik olarak kabul eder. Örneğin, İslam dünyasının, Hristiyanlığın “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” diyerek iki ayrı toplumsal alan tanıdığı temel ilkelerle tanışması da bu eşiğin aşılmasıyla söz konusu olmuştur. Dolayısıyla İslam dünyası, Batılı siyasi kurumlarla ancak 19. yüzyılın ilk yarısında tanışabilmiştir. Öyle ki 19. yüzyılda İslam dünyasında gazetecilik, diplomatlık mesleklerinin ortaya çıkması; şüphesiz ki hukuk sistemindeki radikal dönüşümün neticesinde avukatlık mesleğinin tanımlanması toplumsal hayatın vazgeçilmez mesleklerinin İslam coğrafyasına da yavaş yavaş yerini alması sonucunu doğurmuştur. Başka bir ifadeyle, ulemanın tek “yasa koyucu” ve avukat olduğu geleneksel düzenin yerini alan, göreli seküler karakterdeki mahkemelerde savunma yapan avukatlar, 19. yüzyılın coşkulu liberal hamlelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Bu bilgiler ve yorumlar ışığında 1800’lü yılların başında İslam dünyasında Batılılaşmacı yöneticilerin Avrupa’daki ekonomik, siyasi, kültürel ve ekonomik gelişmelerin etkisinde kalarak reformlara girişmelerinin tesadüf eseri gerçekleşmediği sürekli savunulan geçerli bir argümandır. Ancak bu minvalde dile getirilmesi gereken daha önemli bir husus, Batı yanlısı Müslüman yöneticilerin geçmişteki emperyal yöneticilere göre daha radikal modernleşme çabalarına girmeleridir. Nitekim Mısır’da Mehmet Ali Paşa, Osmanlı’da II.Mahmud; sonrasında Türkiye’de Kemal Atatürk ve İran’da Şah Rıza,* bir tür kendine özgü fin-de-siècle halet-i ruhiyesinin getirdiği alarmizmin de etkisiyle, kökleşmiş İslami düzeni muhafaza eden Batılı emperyal yönetimlere nazaran radikal ve sürekli dönüşümleri benimsemişti. Dolayısıyla Tanıl Bora’nın deyimiyle Osmanlı’da İslami söylemin yapı sökümünü başlatan ve sürdüren modernleşme hareketlerinin doğurduğu yenilikçi demokratik kurumların İslamla ne kadar bağdaşık bulunduğu; konumuz özelinde ise, Tocqueville‘in öngörülerinin ne kadar geçerli olduğu, kimi Türkiyeli aydınların oryantalizm ön yargısıyla uzun bir süre daha temas etmek istemeyecekleri bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bu yanılgının yıkılması ise tek umudumuz.

 

Kaynakça: 

İnalcık, Halil. Türklük Müslümanlık Osmanlılık Mirası. Kırmızı Yayınları. İstanbul 2014.

Lewis, Bernard. İnanç ve İktidar: Ortadoğu’da Din ve Siyaset. Akılçelen Kitaplar. Ankara 2017.

Tocqueville, Alexis de. Democracy in America. Penn State Electronic Classics Series. The Pennsylvania State University. 2002.

 

*Ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Bernard Lewis’in “Avrupa ve İslam” adlı makalesi.

 

 

 

 

 

İlgili Yazılar