Japon Kontrolü Altında Kore-1: Adım Adım İşgale Giden Japonlar Tarih

Japon Kontrolü Altında Kore-1: Adım Adım İşgale Giden Japonlar

Japonya, günümüzde ya çalışkan insanlarıyla ya da teknolojisiyle hatırlanan; genelde adı savaşlarla, huzursuzlukla anılmayan bir ülke. Ancak bu huzurun altında agresif bir tarihin yattığı söylenebilir. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce bütün gücüyle Asya’ya saldıran Japonya, şimdi huzurlu ve sakin bir hayat sürerek saldırgan hareketleriyle harcadığı gençliğinin sonuçlarına katlanıyordur belki de. Bir ülkenin politikaları bu kadar kolay özetlenemez elbette ama şimdiye bakarken ‘geçmiş’in ‘şimdi’ üzerindeki etkisi de gözardı edilemez.

Japonya’nın Kore’yi işgali incelenirken, Japon İmparatorluğu’nun 1800lerin sonu ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde izlediği saldırgan tutumu ele almak ve bu davranışların  temelini Japonların ‘soyutlanma’ politikasını terk ederek dünya ile tanışmalarında aramak, tarihi olaylar arsındaki sebep sonuç ilişkisini anlamak açısından önem taşımaktadır.

Dünya’nın bir köşesinde, dışa kapalı bir şekilde hayat süren Japon İmparatorluğu, Amerikan Amiral Matthew Perry’nin, 1853’te Japon adalarına ayak basmasının ardından, soyutlanma politkasını terk etti. Ancak soyutlanma politikasını terk etmek tamamen Japonya’nın tercihleri sonucunda gerçekleşmemişti. Bu olayın bir Amerikan amiralin de etkisiyle gerçekleşmesinden anlaşılacağı üzere, ABD’nin Japonya’yı bu konuda zorladığını söylemek yanlış olmaz. Japonya, soyutlanma politikasının terkiyle kendisininkinden çok farklı kültürlerle, insanlarla tanıştı. Ardından Meiji Restorasyonu ile kapılarını Batıya açarak güçlendi ve en önemlisi Fransa, Amerika, İngiltere ve Rusya gibi Batılı güçleri tanıma fırsatı buldu. Bu yüzden Japonya’nın, Batılı güçlerin kendilerine kıyasla daha güçsüz ülkeler üzerinde egemenlik kurma amacını anladığını ve kendisinin de Asya’da bu yolu takip ederek diğer dünya güçleriyle yarışa giriştiği söylenebilir. Kısacası, dünyaya açılan Japon İmparatorluğu modernleşme ve dünyayı tanımanın kendisine kazandırdığı gücün farkında bir şekilde, yıllarca sürecek ve çok fazla insanın hayatına mal olacak (Asya’da) yayılma politikasına başlamak üzereydi.

Soyutlanma politikasının terkinden sonra Japonlar, Kore’nin (Joseon/Chosun) de bu politikayı terk etmesini talep ediyor ve coğrafi olarak yakınlarında bulunan bu ülkeyle ticari ilişkiler kurmak istiyorlardı. Elbette bu durum sadece ekonomik ilişkiler kurma talebinden ibaret değildi. Japon İmparatorluğu, bu teklifte Kore üzerinde egemen haklara sahip olmak istediğinin de sinyallerini veriyordu. Ancak Japon yetkililer tarafından Kore’ye iletilen bu teklif, Koreliler tarafından reddedildi ve Japonlar, Kore’yi işgal etme fikrine giderek daha sıcak bakmaya başladılar.

Japonlar, Kore’yi işgal etmenin Japonya için sadece ekonomik değil askeri alanda ve hatta ülkenin içişlerinde de olumlu etkiler oluşturacağını düşünüyordu. Örneğin Meiji restorasyonu sırasında Batılılaşmaya karşı çıkan samuraylar, alınacak askeri bir zaferle bastırılabilirdi. Kore’nin Japon İmparatorluğu’nun bir parçası olacak olması da, her iki ülkenin coğrafi olarak birbirine yakınlığı düşünüldüğünde, güvenlik açısından büyük önem arz ediyordu. Bütün bu sebepler; soyutlanmanın terki, Meiji restorasyonu, Japonya’daki iç karışıklıklar ve güvenlik problemleri düşünüldüğünde Kore’nin Japonlar tarafından işgalinin 1870ler itibariyle neredeyse bir devlet politikası haline geldiğini söylenebilir. Nitekim bu tarihten itibaren Japonlar, Kore’nin işgali için, Kore’nin resmi anlamda ilhak edildiği tarih olan 1910 yılına kadar adım adım işgale yaklaşmaya devam ettiler.

İlk olarak, Japonya’nın Kore’yi dış dünyaya açma ve Kore ile resmi ilişkiler kurma çabalarının sonucunda 1876 yılının şubat ayında Kore ve Japonya arasında  Ganghwa Sözleşmesi imzalandı (Kore- Japon Dostluk Anlaşması). 1.maddede açık bir şekilde Kore’nin, ülkesi üzerinde tam egemenliğe sahip bağımsız bir ülke olduğu kabul ediliyor, hem Kore hem de Japonya’nın birbirinin ülkesine tecavüzde bulunmayacağı garanti altına alınıyordu. Ancak anlaşmanın diğer maddeleri incelendiğinde, anlaşmanın tamamının 1.madde kadar masum olmadığını söylemek mümkün. Çünkü anlaşmada yer alan diğer maddelerle Japonlara ticaret konusunda belirli ayrıcalıklar tanınıyor, Japonların yararlanması için Kore’nin Busan şehrinde iki yeni liman açılması kararlaştırılıyordu. Hatta bir maddede, Kore’de yürütülen ticari ilişkiler esnasında bir Japonun Kore vatandaşına zarar vermesi durumunda, Japon yetkililere olayda Koreli görevlilerle birlikte yer alma hakkı verilmişti.

Japonlar, Kore’nin işgalini akıllarının bir köşesinde taşımaya devam ederken, 1894 yılında Kore’de çiftçiler ayaklandı ( Donghak Peasant Revolution). Japonlar Kore’ye müdahale edebilmek, Kore üzerindeki tasarruflarını artırabilmek için bu ayaklanmayı bir şans olarak görüyordu. Ancak Koreli yetkililer, ülke içerisindeki sorunları bastırmak için Japonya’dan değil; Çin’den yardım isteyecekti. Korelilerin talebi üzerine Çin Kore’ye müdahalede bulundu .Ancak çok geçmeden çiftçiler ayaklanmadan vazgeçtiler ve ülke içerisindeki sorunlar çözüldü. Ardından Kore, Çin’den ülkeden çekilmesini istediğinde ise işler iyice karışmıştı. Japonya için Kore’de kendilerinden başka bir güç bulunmamalıydı. Böylece, Japonlar Çinlilerle savaşma pahasına Çinlileri Kore’den çıkarmak için olaya müdahale etti. 23 Haziran 1894 tarihinde Japon Mürettebatı, savaş ilan etmeksizin Çin’e saldırdı. Böylece Çin-Japon Savaşı başlamış oluyordu. Ordusuna, yıllardır yaptığı yayılma planlarına güvenen Japon İmparatorluğu, bu savaşla Asya’da güçlenmek için somut bir adım atıyordu. Savaş 17 Nisan 1895 tarihinde, başlamasının üzerinden henüz bir yıl dahi geçmeden, Japon zaferiyle sonuçlandı.

Japon İmparatorluğu’nun gücü somut bir şekilde ortaya çıkınca, Rusya ve İngiltere gibi güçler de Asya’ya müdahale etmeye başladı. Kore ve Çin de Japonların amaçlarını ve güçlerini bildikleri için Rusya ile yakınlaşacaktı.  Böylece Rusya, Japonya için büyük öneme sahip iki ülkenin de yönetiminde etkili hale geldi. Şüphesiz bu durum Japonya’yı oldukça rahatsız ediyordu. Japonlar Rusya’nın Kore üzerindeki etkisini ilk olarak Kore İmparatoriçesi Myeongseoung’u öldürterek engellemeye çalıştı. Zira Rusya ile Kore’nin yakın ilişkisinden İmparatoriçenin sorumlu olduğunu düşünüyorlardı. Ancak bu olaydan sonra Kore, Rusya’ya daha çok yaklaştı. Rusya ile Kore’nin karşısında Japonlar da İngiltere ile bir araya gelmeyi seçti.

Rus-Japon Savaşı’nda tarafsız kalmaya çalışan Kore

Japonya, Ruslardan Kore üzerininde Japon egemenliğinin  tanınmasını istediğinde ise Rusya-Japonya ilişkisi iyice gerilecek, Japonya Kore’ye (ve Mançurya’ya) hakim olmak için yeniden savaşa girecekti. Böylece Rus- Japon Savaşı, 10 Şubat 1904 tarihinde başladı. Japon İmparatoru, savaş ilanını duyuran belgede  Kore’nin Japonya’nın güvenliği için önemini belirtiyor, “Kore’nin durumu Japon İmparatorluğu’nun güvenliği üzerinde direk etkiye sahiptir.” diyordu. Savaş ilanının ardından Kore, resmi olarak tarafsızlığını ilan etmiş olsa da Kore’nin bu savaşı zararsız atlatması imkansızdı. Zira savaşın amacı Kore topraklarının hakimiyetini kazanmaktı.

Rus-Japon Savaşı’nın başlaması, Japonların Kore’ye müdahalelerini hızlandırdı. Savaş bahanesiyle Japonlar Kore’yi askeri üs olarak kullanmak istiyorlardı. Bu amaçla Japon ordusu tarafından 23 şubat 1904 tarihinde Kore’ye girildi ve iki ülke arasında ‘Kore- Japonya Protokolü’ imzalandı. Japon askerlerinin sarayı çevrelediği sırada, korkuyla imzalanan bu protokolle Kore, Japonya’nın istediği gibi bir askeri üs haline geldi. Nitekim anlaşmaya göre (4.madde), Japonlar Kore’nin bazı bölgelerinde askerlerini konuşlandırma ve hareket ettirme hakkına sahipti. Daha da önemlisi bu anlaşma ile Japonya, Kore üzerinde sınırlı ölçüde de olsa egemenlik elde etmişti. Örneğin Kore’ye Konuşlandırılmış Japon güçleri ( Japanese Forces Stationed in Korea), emirler yayımlıyor, bu emirlere uymayan Koreliler ise Japon askerleri tarafından cezalandırılıyordu.  Yine bu anlaşmaya göre, üçüncü bir devletin Kore’ye saldırması durumunda Japon İmparatorluğu hemen harekete geçebilecek, gerekli görülürse Koreli askerler de Japon İmparatorluğu’na bu uğurda yardım edeceklerdi. Özetle, Japon İmparatorluğu Kore’nin hem iç hem de dış işlerine müdahale edebilir hale gelmişti.

Rusya ve Japonya’ya arabuluculuk yapan ABD Başkanı Roosevelt

Kore’de durum böyleyken 5 Eylül 1905 tarihinde Amerika’nın arabuluculuğu ile Rusya ve Japonya, Rus- Japon Savaşı ’nı bitiren Portsmouth Anlaşması’nı imzaladı. Her ne kadar Kore, bu anlaşmanın bir tarafı olmasa da, anlaşmanın Rusya ve Japonya için olduğu kadar Kore için de önemli olduğu söylenebilir. Zira Portsmouth Anlaşması’nın 1.maddesinde açıkça belirtiliği üzere Rusya, Kore’nin Japon himayesi altında olduğunu  kabullendi. Bu anlaşmanın imzalanmasına vesile olan ABD de, anlaşmanın tarafı olmasa da, anlaşmaya ses çıkarmayarak Japonların Kore üzerindeki haklarını onaylamış oluyordu. İşte yukarıda bahsi edilen sebeplerden dolayıdır ki 1900lerin başında Asya’da giderek daha fazla güçlenen Japon İmparatorluğu’na ne Rusya ne Amerika ne de İngiltere karşı çıktı: Japonlar ya politikalarıyla ya da savaşla bu güçleri kendilerine çekmişti.

Uluslararası alanda Japonların Kore üzerindeki hakimiyeti kabul edilmiş görünüyordu. Ancak Japonya ve Kore arasında, Japonların Kore üzerindeki hakimiyetini (Japon mandasını) net bir şekilde kabul eden bir anlaşma henüz imzalanmamıştı. Portsmouth Anlaşması’ndan sonra sıra Koreliler ile anlaşmaya geliyordu. 17 Kasım 1905 tarihinde, Japon askerlerinin baskısı altında –Kore İmparatoru Gojong anlaşmayı imzalamayı reddettiği için- beş üst düzey Koreli yetkili tarafından  Eulsa Anlaşması imzalandı. Bu beş yetkili daha sonra Koreliler tarafından “Beş Eulsa Suçlusu” olarak anılacaktı.

Eulsa Anlaşması’nı Koreliler için bu kadar kötü yapan sebeplerden biri olarak anlaşmanın 3.maddesi gösterilebilir. Zira Eulsa Anlaşması’nın 3.maddesi’ne göre Japonlar tarafından, Kore İmpratoru’nun altında yer almak üzere ‘Genel Valilik’ kurulacak, Genel Valilik ülkenin diğer ülkelerle olan ilişkilerini yönetecek ve Kore imparatoruyla görüşme hakkına sahip olacaktı. Özetle Eulsa Anlaşması ile Kore, dış işlerinde tamamen Japonya’ya bağımlı hale gelmiş, onun kontrolü altına girmişti.

Ancak Eulsa Anlaşması, Kore’yi tam olarak bir Japon mandası haline getirmemişti. Japonlar işgal için son adımı 22 Ağustos 1910 tarihinde atarak ‘Japon – Kore İlhak Anlaşması’nı imzaladılar. Bu anlaşma ile Kore, resmi ve tam olarak Japonlar tarafından işgal edilmiş oldu. Nitekim Eulsa Anlaşması daha çok Kore’nin diğer ülkelerle olan ilişkileri üzerinde Japon egemenliği tanırken; İlhak Anlaşması ile ülkenin yasama, yargı ve yürütme yetkilerinin tamamı Japonlara yani, ‘Kore Genel Valiliği’ne (Chosen Sotoku Fu) devrediliyordu.

Kısacası Japonlar Kore’ye egemen olmayı kafalarına koymuş ve yıllar boyunca bu amaçlarına ulaşmak için adım atmaya devam etmiş, hatta bu uğurda savaşlara dahi girmişlerdi. Yıllarca çabaladıktan sonra Kore’yi gerçekten işgal ettiklerinde ise Kore- Japonya ilişkilerinden hiçbir zaman gölgesi eksik olmayacak bir dönem başlamış oluyordu.

Japon ve Kore ilişkilerinin ortasında duran ‘tarih’

 

Kaynakça:

Kim, Byungryull. The History of Imperial Japan’s Seizure of Dokdo. no place. Northeast Asian History Foundation, 2006. Print.

Seth, Michael J. Routledge Handbook of Modern Korean History. Milton Park, Abingdon, Oxon: Routledge, 2017. Print.

Lankov, Andrei. “(528) Eulsa Treaty.” Koreatimes, 17 Dec. 2009, www.koreatimes.co.kr/www/news/opinon/2016/02/165_57464.html.

Görsel Kaynakça:

“Japantimes.” Japantimes, Japantimes, 22 Aug. 2010, www.japantimes.co.jp/life/2010/08/22/general/uneasy-neighbors-across-the-sea/#.Woh9Kahl9PY.

http://project.macs.ualberta.ca/muse/japan/

https://www.britannica.com/event/Russo-Japanese-War

Japan’s colonial rule of Korea was ‘moderate’

Korea’s Political Situation in 1905 and Japan’s Annexation of Dokdo

 

 

 

İlgili Yazılar