Düşündüğümüz Kadar Rasyonel miyiz? : Davranışsal İktisat Ekonomi ve Iş Dünyası

Düşündüğümüz Kadar Rasyonel miyiz? : Davranışsal İktisat

Çoğu bilim alanında olduğu gibi iktisat da günlük hayatımızda karşımıza çıkan problemleri incelemek ve çözüm yolları bulmak için olayları basite indirgeyen modellemeler kullanılır. Bu basite indirgeyici modeller aslında kolay anlaşılabilme ihtiyacının ve insanın kısıtlı bilişsel kapasitesinin sonucudur. Ana akım iktisat da denilen günümüzde genel kabullere uygun işleyen çoğu iktisat modelinde rasyonalite önemli bir yer tutmaktadır. Ancak Richard Thaler’ın Davranışsal İktisat (Behavioral Economics) çalışması bu rasyonalite kavramına farklı bir boyut kazandırarak İktisat bilimine farklı bir yön vermiştir. Bu rasyonalite kavramı başta olmak üzere iktisadi düşünceye yeni bir pencere açan Davranışsal iktisadı Emin Karagözoğlu hocamız ile yaptığımız zihin açıcı bir röportaj ile inceleyelim.

2017 senesi iktisat bilimi için önemli gelişmelerin olduğu bir yıl. Özellikle 2017 Nobel iktisat ödülüne layık görülmüş Richard Thaler’ın Davranışsal İktisat (Behavioral Economics) çalışması ekonomi bilimine yeni bir yön kazandırmıştır. Biz de, Türkiye’de bu alan üzerinde çalışmaları ile bilinen değerli bilim insanlarından biri olan Emin Karagözoğlu hocamızla davranışsal iktisat üzerine konuştuk. Bizlere kıymetli vaktini ayıran Emin Karagözoğlu hocamıza teşekkürleri borç biliriz.

Hocam, davranışsal iktisat nedir?

Davranışsal iktisat özellikle son 20-30 yıldır çok aktif hale gelen iktisadın bir alt kolu. Ne yapıyor diye soracak olursanız, özellikle psikolojiden ve bilişsel bilimlerden esinlenerek diğer bir tabirle orada gözlemlenen insan davranışlarını baz alarak standart ana akım iktisadi modellerindeki insan davranışlarını daha deneysel ve anlatılabilir hale getirmeyi amaçlayan bir alt kol, bir alt disiplin. Özellikle psikolojiden veri alıp bizim standart modellerimize bu veri alınan davranış tiplerini eklemlemeye çalışan bir alt disiplin olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir manada aslında psikolojinin iktisatlaştırılması ya da daha formel hale getirilerek ana akım iktisada eklenmesidir davranışsal iktisat.

“Davranışsal İktisat, iktisat bilimini daha insani yaptı” gibi bir söylem ne derece doğru olur?

Tabii ki doğruluk payı var öncesine gidersek iktisat teorisinde ana akım modellerimizin neredeyse tamamı bazı basite indirgeyici varsayımlara dayanıyor. Bu da gayet doğal, teorik modellemenin olduğu herhangi disiplinde bunun kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçek hayatı birebir modellemeniz mümkün olmuyor. Dolayısıyla bazı varsayımlarda bulunuyorsunuz. İktisatta da en merkezi varsayımlardan bir tanesi rasyonalite varsayımı, diğer bir söylemle rasyonel karar alıcı, rasyonel insan varsayımı. Bu rasyonel insan varsayımının ampirik olarak birçok manada ve bağlamda geçerli olmadığını görüyoruz, biliyoruz. Bu varsayımdan sistematik olarak bazı sapmalar var. İşte bu sistematik olarak sapmaların olduğu yerde de davranışsal iktisat devreye giriyor.

Anna Karenina romanının başlangıcında şöyle bir cümle geçiyor birebir tam olarak aklıma gelmeyebilir ama “Mutlu aileler hep aynıdır, mutsuz ailelerin mutsuzlukları ise hep birbirinden farklıdır.”

Rasyonalite ile irrasyonalite de bunun gibi. Rasyonalite tanımı bir tane ama rasyonaliteden saptığınızda bundan sapmanın çok fazla çeşidi var ve bu durum modellemeyi zorlaştırıyor. Zaten tam da bu yüzden belki de hala rasyonalite, rasyonel insan varsayımı ana akım olarak devam edebiliyor. Fakat eğer sistematik sapmalar gözlemleyebiliyorsanız ve bunu deneylerle, ampirik datadan yahut anektodel kanıtlarla görüyorsanız bu bir patikaya işaret ediyor. Davranışsal iktisat da biraz bunu yapıyor. Gerçek hayatta insan dediğimiz varlık bazı karar alma bağlamlarında rasyonel insan varsayımının ön göreceğinden hep belli şekilde farklı davranmış. Davranışsal iktisat da diyor ki bunun sebebi şudur ve o da şu şekilde modellenir ve bu modellemenin sonuçları da öngörüleri de bu şekilde olur. Dolayısıyla bu açıdan davranışsal iktisadın modellerdeki insanı gerçek hayattaki insanla yakınlaştırdığını dolayısıyla bir manada iktisat bilimini daha insani yaptığını söyleyebilirim.

 


Davranışsal İktisat, iktisadı daha insanileştirdi dedikten sonra günümüzde çok konuşulan Endüstri 4.0 ile üretim faaliyetinin giderek kişiselleşmesi ve bireysel seviyeye inmesi öngörüsü ile davranışsal iktisadı bir potaya getirebilmek ne derece mümkün? Endüstri 4.0 ile davranışsal iktisat, ana akım iktisadının dinamiklerini değiştirebilir diyebilir miyiz?

Bilim ve teknolojinin farklı farklı alanlarında tarihsel olarak bakıldığında çok hızlı birkaç gelişmeye tanık oluyoruz. Bunlardan biri, mesela davranışsal iktisat dediğimizde birçok insan iktisat literatürü ile ilgili konuşurken “davranışsal iktisat devrimi” şeklinde bahsediyor. Öbür tarafta da dediğiniz gibi endüstri 4.0 akımı ve başka bir tarafta “big data” devriminden, “machine learning algoritmaları”ndan bahsediliyor. Kişiselleşme doğrultusunda artık elimizde o kadar çok veri var ki internetin özellikle her eve girmesiyle her işlemin neredeyse internet aracılığı ile yapılabilmesiyle inanılmaz bir veri birikimi var ve artık bu veri ile başa çıkabilecek istatistiki, ekonometrik alet edevat da computing teknolojimiz de mevcut. Dolayısıyla artık iş birilerinin oturup bu verileri işlemesine analiz yapmasına kalıyor. Bunun üzerinde çalışan bir çok araştırma merkezi mevcut. Bu ne getirebilir? Her insan hakkında bu kadar fazla veriye erişimin mümkün olduğu durumda bir yandan veri bilimindeki gelişmeler bir yandan buna paralel olarak teorik modellemedeki gelişmeler, her bir insanı ve onun kararlarını müstakil bir şekilde analiz edilmesine, anlaşılmasına ve dolayısıyla o insana özel ürünler, hizmetler, bireysel çapta politikalar, ona yönelik uygulamalar dizayn edilmesinde önem taşıyabilir.

Geçenlerde okuduğum bir haberde bir ilaç firmasının yeni dizayn ettiği bir ilacın zamanında alınmadığında sinyal vererek hastayı uyardığını okudum. Tam da burada Thaler dan bahsedeceğiz, dürtüden (nudge) bahsedeceğiz aslında. Zayıflıklarımızın bazılarının farkındayız, bu zayıflıklarımıza karşı bir şeyler yapmak istiyoruz ve artık teknoloji geçmişe göre bize daha fazla destek oluyor bu konuda. Örneğin ben diyorum ki çok fazla oturuyorum, gün içinde hareketsizim o zaman kendime günlük adım hedefi belirliyorum ve telefonum beni bu konuda uyarıyor, “dürtüyor”. Kendi kendimizi dürtüyoruz. Sonuç olarak teknolojinin kişiselleşmesiyle bu etkileşimin daha da artacağını düşünüyorum.

Sizce davranışsal iktisat ile iktisadi liberalleşme arasında doğrudan bir bağlantı olabilir mi?

Açıkçası davranışsal iktisattan buraya atlamak bana büyük bir atlama olarak geliyor. Ben daha temkinli bir öngörüde bulunursam en azından şunu söyleyebilirim, davranışsal iktisat insanların birbirinden sistematik şekilde farklı olabilecekleri fikrine daha sempatiyle bakan ve bu minvalde düşüncelerin yolunu açma potansiyeli daha fazla olan bir düşünce yapısı. En nihayetinde her bilgi ve teknolojide olduğu gibi kullanım burada da etkili olacaktır.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse oksitosin hormonu ile ilgili nöroiktisat alanında bazı çalışmalar var. Bu hormonun, insanların başkalarına güvenme eğilimlerini arttırdığı bulgusu var ve bu hormon insanlarda, özellikle kadınların hamilelik ve doğum sonrası dönemlerinde fazlaca salgılanan bir hormon. Fakat doğal ve doğal olmayan yollarla da söz konusu hormon insanlara verilebiliyor. Belki çok karikatürize etmek gibi olacak fakat insanlara önemli bir toplantı öncesi oksitosin hormonu vererek farkında olmadan size güvenme eğilimlerini arttırabilirsiniz. Yeni anne olmuş insanlara kararlarını verirken bir kere daha düşünmelerini önerebilirsiniz. Her bilginin kullanım yollarının farklı olması sebebiyle sonuçlarını kestirebilmek hayli zor, çünkü bambaşka sonuçlara yol açabiliyor. Bana göre davranışsal iktisat, sizin sorunuz ile ilgili olarak “zihin açıcı” ve bu sayede daha serbest düşündürücü. Birbirimizden farklıyız ve bu farklılıklar ilginç sonuçlar doğurabilir. Bunun sonunda daha liberal bir iktisat düşüncesi mi olur bilmiyorum uzun bir zıplama çünkü o, fakat yine de böyle bir şey söylemek için biraz erken diye düşünüyorum.

Öğrenim hayatınızda siz de iktisadın şu an ana akım dediğimiz varsayımlarının kullanıldığı bir eğitim aldınız, davranışsal iktisat ile tanışıp bu alana yönelmeniz ve Türkiye’de bu alanda tanınan bir isim haline gelme süreciniz nasıl gerçekleşti?

Ben 90’ların sonunda Boğaziçi Üniversitesinde lisans eğitimimi alırken böyle bir ders yoktu. Bu konuda çalışan birileri de benim Türkiye’de ilk bildiğim deneysel iktisat alanında Bilgi Üniversitesinden Ayça Ebru Giritligil vardır. Ben lisans 4. Sınıf öğrencisiyken dersimize gelip bir deney yapmıştı belki de o deney deneysel iktisat ile alakalı gördüğüm ilk çalışmadır. Fakat daha sonra doktora eğitimi için yurtdışına gidince böyle bir alan var diyerek bir uyanma, bir farkına varma durumu söz konusu oldu. Ben doktoradayken bu alan üzerine okumalar yapmaya başlamıştım.

Özellikle benim çalışma alanım pazarlık, adaletli bölüşüm teorisi ve bu alanlar davranışsal iktisadın da ilk geliştiği alanlar olma özelliğini taşıyor.

Çünkü yeni alanların hangi konular üzerine ortaya çıkacağı ve gelişeceği rastgele belirlenmiyor, burada bir tarihsel gelişim var. Mesela pazarlık teorisinin de oyun teorisi içinde bu kadar fazla çalışılan bir alan olması şans eseri değil. Oyun teorisi ortaya çıktığında ilk çalışılan konulardan biri pazarlık. Nash’ in ilk makaleleri oyun teorisinin yanında pazarlıkla ilgili. Çünkü stratejik etkileşim denildiğinde ilk akla gelen şeylerden biri pazarlık. Oyun teorisi hangi yoldan yürümüşse deneysel, davranışsal iktisadın da benzer yoldan yürümesi çok şaşırtıcı olmuyor. Ben de pazarlık konusuyla çok fazla ilgilendiğim için deneysel, davranışsal iktisat ile ilgili makaleler okumaya başlamıştım ve ben şahsen iktisat bir bilimse -onu bambaşka bir zamanda konuşuruz- bilimsel metodolojide böyle dindar bir yapı gösteren insan değilim, çok eklektik bir insanım bu çalışmalarımdan da belli oluyor. Ben pazarlık da çalışıyorum, oyun teorik modeller de çalışıyorum, aksiyomatik modeller de çalışıyorum, davranışsal modeller de çalışıyorum ve deneyler de yapıyorum pazarlık üzerine.

Ayrıca önümüzdeki yıllarda nöroiktisat deneyleri de yapmayı planlıyorum. Sonuç olarak bana göre metot böyle dindar bir şekilde bağlanılacak bir şey değil ve arada bir çatışma da görmüyorum açıkçası. Ben bir yandan standart rasyonalite varsayımlarının çalışıldığı modeller üzerinde çalışıyorum öbür tarafta ise sınırlı rasyonalite olan ajanları modellediğim makalelerim de var. Bu tür modelleri ve bu tür yaklaşımları eş zamanlı kullanmakta da bir sıkıntı görmüyorum. Bu biraz model denilen şeyi nasıl okuduğunuz ile alakalı. Yani rasyonalite varsayımları kullandığım standart ana akım modellerde birebir bu adam dışarıda ne yapıyorsa onu modelliyorum gibi bir yaklaşımım yok. Dolayısıyla bu daha da bir esneklik tanıyor. Mesela yakın zamanda Kerim Keskin ile beraber yazdığımız bir makale var. Söz konusu makale 5-6 yıl boyunca yaptığım pazarlık deneylerinde sistematik olarak gözlemlediğim bir davranış tipinin teorik bir modele uygulanması ile ilgili ve türünün ilk örneği. Makalede zaman içinde bir pazarlık sürecinde son noktaya yani pazarlığın biteceği zamana yaklaşılırken insanların adaletlilik ile ilgili hassasiyetlerinin zaman içinde değişimini modelliyoruz. Bu henüz yapılmamış bir şey ve ben bunu ilk önce deneylerimde gözlemlemiştim. Zaman içinde ilerleyip de son dakikaya, son zamana yaklaşıldıkça başta adaletliliğe çok önem veren insanların sona doğru “biraz sonra her şey gidecek” şeklinde düşünerek hakkaniyeti baştaki kadar önemsemediklerini gözlemledim. Dolayısıyla bu bence sağlıklı bir etkileşim de getiriyor. Ve şu an neyse ki Türkiye, benim lisans eğitimimi gördüğüm noktaya göre çok daha farklı. Mesela ben Bilkent Üniversitesinde 4. Sınıf seçmeli ders olarak pazarlık teorisi ve deneyleri dersi veriyorum. Boğaziçi, Sabancı, Özyeğin ve Koç Üniversitelerinde davranışsal iktisat merkezli dersler veriliyor. Yani bugünün öğrencileri bu tür yeni akımlara çok daha açık.

Richard Thaler

Richard Thaler denilince neler söylemek istersiniz?

Richard Thaler birçok psikolojik fenomenin iktisatta fenomen hale getirilmesinde ilk adımı atan insanlardan biri. Yaptığı çalışmalar bence iktisat teorisi açısından çok faydalı ve önemli işler. Buna birçok örnek verebiliriz. Benim en sevdiklerimden bir tanesi “mental accounting” zihinsel hesaplar. Bu hani birçok kez örneğini gördüğümüz kendimizin de bizzat tecrübe edebileceği bir şey. Örneğin hediye alacağınız zaman hediye hesabına gidiyorsunuz ve orada bir davranışsal tutumunuz var. Hediye alırken ki tutumluluğunuz yahut bol para harcama eğiliminiz ile mutfak alışverişi yaparken ki davranışınız aynı değil. Tatile gittiğiniz zamanki davranışsal tutumunuz ile bu kış ayında, günlük yaşamınızdaki tutumunuz aynı değil. Bu şekilde birçok zihinsel hesap (mental accounting) yaratabiliriz ve burada sistematik farklılıklar var. Bunu psikologlar bilmiyorlar mıydı, biliyorlardı, fakat iktisadın gerçekten özel bir modelleme becerisi veya geleneği var. Teorik modelleme matematiksel modelleme gibi. Thaler, zihinsel hesaplar gibi diğer birçok modelde ilk ana akım iktisat seviyesinde ve tadında modelleri ortaya koyan kişi.

 

KAYNAKÇA

2017 İktisat Nobeli: Richard Thaler ve Davranışsal İktisada Katkıları – Refet Gürkaynak

İlgili Yazılar