Kadın Basketboluna Yeni ve Heyecan Verici Bir Jenerasyon Geliyor: Merve Aydın Röportajı Röportajlar

Kadın Basketboluna Yeni ve Heyecan Verici Bir Jenerasyon Geliyor: Merve Aydın Röportajı

Yazarlarımız Engin Deniz İpek ve Ahmet Mert Kaptanoğlu, Hatay Büyükşehir Belediyespor’un ve A Milli Kadın Basketbol Takımı’mızın yükselen genç oyuncularından, başarılı oyun kurucu Merve Aydın ile oldukça keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

GB(Deniz): Mersin’de doğup büyüdüğünü biliyoruz. Peki basketbola başlangıcın nasıl oldu?

Okul takımıyla başladım ben. O zaman böyle her çocuk bir etkinlik seçer, ben de hafta sonu kursları için basketbola gitmek istedim. Annem de sağ olsun hep destekledi, getirdi götürdü beni. Sonrasında takım seçmeleri antrenmanları derken öyle bir başladık.

GB(Ahmet): Kaç yaşında karar verdin peki basketbolda profesyonel olmak istediğine?

10 yaşında başlamıştım zaten basketbola. Takımdaki en küçük oyuncu bendim o sıralar, fiziksel olarak çok cılızdım. 14 yaşına geldiğimde, o sıralar A Milli Takım koçluğunu yapan Ceyhun Yıldızoğlu Mersin’le anlaştı, o gelmeden önce benim hayalim liseyi İstanbul’da okuyup üniversitede de burs kazanıp Amerika’ya gitmekti. Ceyhun Abi’nin gelişiyle Mersin’de tüm genç kadın basketbolcuları toplayıp A Takıma yönelik genel bir seçme yaptılar, hiç ihtimal vermiyordum seçileceğime çünkü 14 yaşındaydım ve benden yaşça büyük ve daha profesyonel çok sayıda basketbolcu vardı. Seçmeler sonunda takıma ben seçildim ama ilk başta pek inanamadım tabii (gülerek). Benim için büyük bir adım oldu çünkü annem eğitime çok önem veren bir insandı ve benim seçilip A Takıma çıkmam demek eğitimden feragat etmem anlamına geliyordu. Annem oldukça anlayışla karşıladı bu durumu ve ben de o anlayıştan güç alıp Mersin’de devam etmeye karar verdim, öyle bir yola başladık. O yüzden profesyonel olmaya 14 yaşında karar verdim diyebilirim.

GB(Deniz): Ceyhun Yıldızoğlu ile ilgili neler söyleyebilirsin?

Ceyhun Yıldızoğlu benim için basketbol adına devrim oldu diyebilirim. Ceyhun Abi’yi basketbola başlangıcım gibi düşünüyorum. Ondan öncesi de var tabii ki, fundamental kısım dediğimiz basketbolun temellerinin atıldığı. İlk koçum ise Ahmet Altıparmak’tı. Ahmet Hoca da benimle çok ilgilenmişti. Ardından Ceyhun Abi benim ufkumu genişletti. Bana her şeyi o aşıladı diyebilirim. Çok çalışmak gerektiğini, saha içi ve dışında nasıl davranmam gerektiğini, sporcu yaşamında nelere dikkat etmem gerektiğini hepsini ondan öğrendim. Bana saha içinde koçluğun yanında saha dışında ağabeylik de yaptı. Bu her zaman güldük eğlendik demek değil tabii; Ceyhun Abi belki de bana en üzüldüğüm anları da yaşatmış olabilir hatta “Basketbolu bıraksam mı acaba?” diye düşündüğüm anlar da olmuştur ama bunların hepsini beni ileri taşımak adına yaptı. Bize hep “Eğer ben bir oyuncudan ümidi kestiysem ağzımı açmam” derdi mesela, bunu duymak önemliydi benim için. Beni hep zorladı, hiçbir zaman boş bırakmadı ve hep eksiklerimin üzerine gitti. Saha görüşümü geliştirmek için yemekte kafama kağıt parçası atmışlığı bile vardır (gülerek). Benim için o yüzden Ceyhun Abi her zaman farklıdır. Hala da görüşürüz.

GB(Ahmet): Bir kadın olarak Türkiye’de sporcu olmak zor mu sence? Erkeklere oranla bir dezavantajınızın olduğunu düşünüyor musun?

Bence bu konuda biraz ilerleme var. Kadın milli takımımızın Olimpiyatlara katılması, Dünya Şampiyonası’nda güzel hikayeler bırakması falan hep kadın basketboluna olan ilgiyi arttırdı. Eskiye göre daha fazla yatırım var, sadece süper ligde değil alt liglerde de artık daha fazla yatırım var. Tabii ki erkekler kadar görsel bir şov sunamıyoruz ama artık kadın basketbolu da ülkemizde takip edilmeye başlandı ve bu çok sevindirici bir durum. Dediğim gibi bence Milli Takım başarıları bu yüzden önemli; olimpik sporcu olmak, olimpiyatlara gitmek bir ülkenin o spora ilgisini arttırıyor. Bence oyuncular olarak bizim üzerimize düşen de bu çizgiyi daha ileri götürmek için çaba sarfetmek. “Şu takımda idare ederim, keyfime bakarım” mentalitesiyle düşünmek yerine “Ben nasıl daha üst seviyeleri zorlarım, şu oyuncu en iyi takımlara gidiyor ben oralara nasıl giderim” algısıyla oyuncular arasında iyi bir rekabet ortamı oluşursa hep birlikte daha da başarılı oluruz.

GB(Ahmet): Bence ülkemize gelen yabancı kadın basketbolcularında buna katkısı oldu. Mesela Cappie Pondexter geldi ve Fenerbahçe taraftarına kadın basketbolunu izlettirdi. Kadın basketbolunda yabancı sınırlamarıyla ilgili ne düşünüyorsun peki?

Yabancı sayısının düşürülmesi bizim için çok iyi oldu bence Çok iyi takımlarda zaten devşirme oyuncular da bulunuyor ve yeri geldiğinde geçen senelerde beş yabancıyla oynayan çok takım gördük. Böyle olduğunda Türk oyuncular süre alsa bile saha içindeki rolleri ve sorumlulukları çok kısıtlı oluyordu. Sonuçta günlük başarılar çok daha ön planda. Koçlar 3-4 maç arka arkaya kaybettiği zaman işleri tehlikeye giriyor. İyi Türk oyuncular elbette bir şekilde yukarıda kalıp ana oyuncu olabiliyor ama daha genç kendini göstermek isteyen oyuncuların önünü çok kapatıyordu bu durum. Genç oyuncular yüksek seviyede basketbol oynayan takımlarda daha fazla sorumluluk alabilmeli ki kendi basketbollarına bir şeyler katabilsinler. Genç oyuncular sahaya savunma yap, eline geçen topu pas ver gibi basit sorumluluklarla çıkınca çok fazla gelişim gösteremiyorlar. Hatta bu oyuncuyu geliştirmeyi bırak bence köreltiyor. Farklı özelliklerini geliştirmek için bir sürü antrenman yapıyorsun sonra oyuna girdiğinde bunların hiç birini kullanamıyorsun. Tabi bu söylediklerim her takım için geçerli değil, ben genelleme yapıyorum. Baktığımızda Milli Takım’daki jenerasyon da yavaş yavaş değişiyor, alttan gelenlerin eskileri aratmaması için yeterli miktarda süreler alıp, kendilerine mümkün olduğunca tecrübe katmaları gerekiyor.

GB(Deniz): Sizden önceki Milli Takım jenerasyonu uluslararası düzeyde büyük başarılar elde etti. Şimdi ise senin de içinde olduğun çok daha genç bir Milli Takım kadrosuna sahibiz. Kısa ve orta vadede bu yeni jenerasyonun hedefleri neler ve sen kendini bu hedeflerin neresinde görüyorsun?

Bizden önceki jenerasyonun bu başarıları bizim için müthiş bir olay. Belli bir noktaya ulaştığın zaman, arkandan gelenler otomatik olarak daha iyisini ve daha yükseğini hedefliyorlar. Onlar Olimpiyat dedi, biz Olimpiyat madalyası diyoruz. Onlar bizim yolumuzu aydınlatıyorlar, bizim jenerasyonun çoğu da küçük yaşlardan beri beraber oynama fırsatı yakalamış bir oyuncu topluluğundan oluşuyor.

GB(Ahmet): Sen de dahilsin değil mi onlara? İlk kaç yaşında gitmiştin Milli Takıma?

Evet ben de dahilim. Milli Takıma ilk olarak 15 yaşında gittim. 19 yaşına kadar düzenli oynadım fakat sakatlıktan dolayı 20 yaş altı Milli Takımına çok dahil olamadım. Yalnızca iki kez oynayabildim.

GB(Deniz): İlk altyapı Milli Takımlarına seçildiğinde, A Milli Kadın Basketbol Takımı’na kadar uzanabileceğini düşünmüş müydün? A Milli Takıma ilk seçildiğinde ne hissetmiştin?

Hedeflemiştim. En büyük hedeflerim arasında vardı A Milli Takım. İlk seçildiğimde tabii çok heyecanlandım. Daha önceden de A Milli Takım kampına gitmiştim ama hiç oynama fırsatı bulamamıştım. Ekrem Abi bana güveniyor ve ben de kendime güveniyorum ve elimden geleni yapıyorum. Bazen eleştirilebiliyor ama bence Ekrem Memnun kadın basketbolu ve A Milli Takım için çok büyük bir şans.

GB(Ahmet): Genç yaşına rağmen Mersin, İstanbul, Kıbrıs ve son olarak da Hatay gibi çok sayıda farklı yerde basketbol oynama şansı yakaladın. Sence bu gelişimini nasıl etkiledi? Bu kadar çok şehir ve takım değiştirmenin faydalı olduğunu düşünüyor musun yoksa az sayıda takımda kalmak daha mı iyi olurdu?

Daha önce dediğim gibi ben aslında Amerika’ya gitmek istiyordum. Okulumu okuyayım, basketbolumu oynayayım ve WNBA zorlayayım diye şartlamıştım kendimi. Tabi şartlar böyle olmadı. Belgelerimin eksik olması sebebiyle Amerika’ya gidemedim ve burada kaldım. O dönem İstanbul Üniversitesi bana kapılarını açtı. Alper Abi’ye de çok teşekkür ederim çünkü 17 yaşında bir oyuncu olarak maç başına 20 dakika gibi önemli bir süre tanıyarak bana olan güvenini gösterdi. Bu benim için önemli bir aşamaydı. Ondan sonra iki sene Mersin’de devam ettim ve ilk transferimi gerçekleştirip BGD’ye katıldım. Aslında macera da ondan sonra başladı. Tekrar İstanbul’a dönünce sakatlıklar falan derken oynama sürelerim oldukça düştü ve kendime yeni bir yol çizmem gerekti. Oradan sonra büyük bir adım olarak Girne’ye gittim ve şuan Hatay’da devam ediyorum.

GB(Ahmet): İki senelik bir sakatlık sürecin oldu. Neler yaşadın o dönemde? Fiziksel ve mental olarak sakatlığı atlatmak zor olmuştur herhalde çünkü oldukça uzun bir süreden bahsediyoruz?

Sakatlık psikolojisi gerçekten farklı. İlk ameliyatımı olduğumda moralim oldukça iyiydi, “Ben güçlüyüm, eskisinden de iyi döneceğim” diyordum ama iyileşme süreci beklediğim gibi gitmeyince üstüne ikinci hatta üçüncü ameliyatı da olmak zorunda kalınca hem fiziksel hem mental olarak zor dönemler geçirdim. Bir de tam çıkış yakalamışken başıma böyle bir şeyin gelmesi üzücüydü. Atelimin ilk çıktığı gün bırak iyileşmeyi bir daha yürüyebilecek miyim diye düşündüm ve o gün oturup saatlerce ağladım. Sonra bir an durdum ve düşündüm, bu zamana kadar gösterdiğim bütün emekler ve yaptığım fedakarlıklar, hepsi gözümün önüne geldi ve kendime “Ben bunları neden yaptım? Ağlamak için mi?” diye sordum. O noktada kendime olan inancımı tazeledim. Dediğim gibi mental kısmı da en az fiziksel kısım kadar zorlu geçti tabii.  Öyle ya da böyle iki sene sonunda sakatlığın üstesinden bir şekilde geldim. Bugün hem basketbolda hem de günlük hayatımda ne zaman bir zorlukla karşılaşsam o dönemler aklıma gelir ve aynı soruları tekrar kendime sorarım.

GB(Deniz): Belki sen bile hatırlamıyorsundur ama çok uzun zaman önce TBF’nin sitesine verdiğin bir röportajında “Işıl Alben’in oyun tarzı beni çok etkiliyor, onu idolüm olarak görüyorum” demişsin. Şimdi onunla aynı takımda oynuyorsun, aynı soyunma odasını paylaşıyorsun. Bu nasıl bir duygu senin için?

Işıl inanılmaz bir insan. Ben sakatlandığımda biz daha önce hiç aynı takımda oynamamıştık, ona rağmen bana ulaşıp beni sakatlığı atlatacağım konusunda yüreklendirmişti. Sonrasında aynı takımda bulunmak ne yalan söyleyeyim tuhaf bir duyguydu. Zamanında maçlarını izlediğin oyuncuyla aynı takımdasın. İçten içe bir mutlu oluyorsun.

GB(Deniz): Aynı pozisyonda da oynuyorsunuz, ilk antrenmanlarda hiç çekindiğin oldu mu karşısında oynarken?

Öyle bir psikolojiye hiç girmedim. Hala aslında o benim için bir rol modeli. Çekinmek yerine karşısında hem mücadele edip hem de tecrübeli bir oyuncu olarak neleri farklı yaptığını gözlemlemeye çalıştım diyebilirim. Olması gereken de bu diye düşünüyorum. Birsel Abla da var mesela, her ikisi de çok değerli isimler. Tek içimde kalan şey Nevriye Ablayla aynı takımda oynayamamak oldu (gülerek).

GB(Ahmet): Türkiye’nin Tim Duncan’ı (gülerek)!

Nevriye Abla çalışma şekli olarak,sporculuğuyla, kariyeriyle inanılmaz güzel bir örnek. Sakatlık dönemimin sonunda benimle bir konuşma yapmıştı onu hiç unutamıyorum. Emekli oldu belki ama hala çıksa çok rahat oynar bence.

GB(Ahmet): Yurtdışı için kısa ya da uzun vadeli planların var mı? Şu ligde oynamak isterim dediğin bir yer ya da bir  takım?

Euroleague seviyesinde bir takımın oyun kurucusu olmak diyebilirim. WNBA’ye Nevriye Abladan sonra giden ikinci Türk olmak da hedeflerim arasında.

GB(Deniz): Ne sıklıkla basketbol maçlarını takip edebiliyorsun?

NBA’yi çok takip edemiyorum saat farkından dolayı. WNBA’yi bu yaz Amerika’da çalışırken yakından takip ettim. Canlı bir kaç maç izleme fırsatım bile oldu. Bunun dışında elimden geldiğince hem kadın hem erkek basketbolunu yakından takip etmeye çalışıyorum.

GB(Ahmet): Basketbol dışında başka hobilerin var mı? Boş vakitlerini genelde nasıl dolduruyorsun? Ben mesela senin günlük hayatında çok sıkı bir hayvan sever olduğunu biliyorum (gülerek).

Yoğun antrenman dönemlerinde uyku, yemek ve antrenman dışında yapacak pek bir şey olmuyor zaten (gülerek). En fazla köpeğimi gezdirmeye ya da film izlemeye gidebiliyorum. Köpeğim bana o konuda çok yardımcı oluyor. Köpekler gerçekten farklıymış. Beni çok daha iyi ve farklı bir insan yaptı diyebilirim. Ayşe Cora’ya buradan teşekkür edeyim tekrar bana köpeğimi hediye ettiği için.

GB(Deniz): İlginç bir soruyla bitirelim. Bildiğin gibi eski milli atletlerden Merve Aydın Survivor’a katılmıştı ve orada geniş bir hayran kitlesi kazanmıştı. Bu isim benzerliğinden dolayı yaşadığın ilginç bir olay var mı?

Bir keresinde pasaportlarımız karışmıştı. Federasyon, emniyet falan bir ton işle uğraştık (gülerek). Onun dışında sosyal medyadaki kullanıcı isimlerimiz de çok benzer olduğundan herhalde Survivor döneminde insanların yoğun destek ya da eleştirilerine maruz kalıyordum. İsmimi mi değiştirsem diye düşünmedim değil (gülerek)!

İlgili Yazılar