KHK İle Ülke Yönetmek Politika

KHK İle Ülke Yönetmek

Not:Yazı teknik ibareler içerebilir fakat oldukça basit bir metindir, lütfen gözünüz korkmasın.

 

15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 20 Temmuz 2016’da alınan Olağanüstü Hal(OHAL) kararı ile 1.5 senedir Kanun Hükmünde Kararnamaler ile yönetiliyor. Peki neden bu kadar eleştiriliyor bu uygulama? 3 Kasım 2019’da veya daha önce bir erken seçim yapılması halinde seçim tarihten itibaren değişecek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre KHK uygulamasına bir göz atmak gerekiyor.

Öncelikle yasa(kanun) ya da kod(code) olarak anılan bu düzenlemelerin ne olduğuna bir bakalım. Yasa, Hans Kelsen’in normlar hiyerarşisine göre Anayasa’dan sonra gelen en önemli düzenlemelerdir. Her hukuk öğrencisinin ilk sınıfta öğrendiği şu tablo üzerinden bakmak normlar hiyerarşisine aşina olmayan kimseler için oldukça yararlı olacaktır. Bu piramitte alttaki her norm üstteki normlara aykırı olmamak zorundadır. Yani Kanun, Anayasaya aykırı olamaz, Tüzük Kanuna aykırı olamaz şeklinde devam eder. Peki bu yasa(kanun) düzenlemelerini kim yapar? Anayasamıza bakalım:

VII.  Yasama yetkisi

MADDE 7. – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

Tabloda görüldüğü üzere bir de Kanun Hükmünde Kararname(KHK) adı verilen düzenlemeler vardır. Ülkemizde iki tür KHK vardır. OHAL KHK’sı ve KHK. Bu düzenlemeler adı üstünde kanunla eş değere sahiptir ve TBMM yerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır.

İyi de bu telaşın endişenin sebebi nedir? “Ülkeyi zaten Başbakan’ın başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu yönetmiyor mu? AKP yönetimi zaten Meclis’de çoğunluğa sahipken  istediği yasayı zaten çıkarabilir. Kararların hızlı bir şekilde alınmasına neden karşısınız?” gibi eleştriler AKP’den ve yandaş medyadan gelebilir. Fakat yasalar ile OHAL KHK’ları arasında özellikle ülkemizde kendini gösteren çok önemli bir fark var. Yine Anayasamıza bakalım:

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

 

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere OHAL KHK’ları Anayasa Mahkemesinde dava konusu yapılamaz. Kanunlar ise Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesinde dava konusu olabilir. Dolayısıyla asli görevi kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek olan Anayasa Mahkemesi işlevini yerine getirmiş olur. OHAL KHK’larında ise böyle bir durum söz konusu değildir. Konuyu teknikleştirmemek adına Anayasa Mahkemesi kararlarına değinmemek gerekiyor. Fakat özetleyecek olursak Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonar değişen OHAL KHK’ları konusundaki içtihadı ile OHAL KHK’larının tamamen Anayasa Mahkemesi görevi dışında olduğunu ve OHAL KHK’ları ile Anayasa’ya, yasaya hatta temel hukuk kurallarına aykırı her düzenlemenin yapılabileceğini buna karşı kendisinin bir denetleme yetkisinin olmadığına hükmetti. Bunun nasıl bir zararı olabileceğini çok çarpıcı bir örnek üzerinden anlatmak oldukça faydalı olacaktır.

6755 sayılı bu Kanuna göre 15 Temmuz Darbe Girişiminde ve devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılmasında görev alan kişilerin bütün suçları affedilmiş durumdadır. Şimdi de en son çıkan 696 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 121.maddesine bakalım. Bu yazıyı yazdığım 25 Aralık 2017 tarihinde ilgili mevzuatı Başbakanlık Mevzuat sisteminde ve Resmi Gazete’de bulamadım fakat ülke genelindeki bütün haber ajansları bu KHK’nın içeriğini haber yapmış durumdadır. İsteyen araştırıp bulacaktır.

Burada asıl önemli kısım 6755 sayılı Kanun’daki ve devamı niteliğindeki eylemler ibaresidir. Yandaş medya tarafından Gezi Olayları FETÖ’nün teşebbüsüymüş gibi lanse ediliyor.  Olur da gelecekte Gezi Parkı Olayları gibi büyük bir muhalif eylem ortaya çıkarsa ve Hükümet bu eylemleri FETÖ girişimi olarak adlandırırsa, sivillerin yani halkın bu eylemcileri dövme, işkence etme hatta öldürme eylemleri karşısında herhangi bir cezai sorumluluğu olmayacak.

 

Sanıyorum ki bu yazıyı burada sonlandırmak çok daha hayırlı olacak. Çünkü böyle bir düzenlemenin çıkabildiği ülkede her şey olabilir.

İlgili Yazılar