ABD – Ortadoğu İlişkisinin Tarihsel Gelişimi ve YPG Politika

ABD – Ortadoğu İlişkisinin Tarihsel Gelişimi ve YPG

Hepimizin bildiği üzere ülkemizi son günlerde en çok meşgul eden konulardan bir tanesi de Amerika’nın YPG’ye yaptığı ve yapmaya da devam ettiği silah yardımları. Birkaç gün önce bu konu hakkında Trump ve Erdoğan arasında bi telefon görüşmesi yapılmış ve Dış İşleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu konu hakkında bir açıklama yaparak; “ Trump YPG’ye silah yardımının büyük bir yanlış olduğunu kabul etti ve söz konusu yardımların yapılmayacağını belirtti.” demişti. Daha sonrasında Beyaz Saray bu yorum üzerine bir açıklama yaparak bölgede bazı yerel müttefiklere desteğin azaltılmasının gündemde olduğunu fakat bunun tamamen bir yardım kesintisi anlamına gelmeyeceğini belirtmişti.

Tabii bu durum Türkiye tarafında bir hayal kırıklığı ve güvensizlik ortamı yarattı desek yanlış olmaz sanıyorum. Özellikle de NATO tatbikatında yaşanan Atatürk ve Erdoğan’ın resimlerinin düşman saflarını belirtmek için kullanılması skandalı sonrası Türk kamuoyunda daha da yüksek sesle konuşulmaya başlanan “Nato’dan çıkılmalı mı?” tartışmalarının gölgesinde. ABD tarafından alınan YPG’ye silah yardımlarının devamı özelinde Amerika’nın bölgedeki Kürt gruplara bu ısrarcı desteğini ve nedenini anlamak için konunun tarihsel sürecini biraz ele almalyız diye düşünüyorum.

Öncelikle Amerika’nın Orta Doğu’ya ilgisinin ne zaman başladığını düşünecek olursak bunun 1956’da yaşanan Süveyş Krizi sonrası İngiltere’nin bölgeye olan ilgisinin bariz şekilde azalması ve artık küresel bir süper güç olan Amerika’nın, İngiltere’nin Orta Doğu mirasını devralarak dönemin bir diğer süper gücü Sovyet Rusya’nın ölgeye yayılmasını önlemek istemesi olarak görebiliriz. Ancak Amerika her ne kadar bu misyonu üstlenmiş olsa da tıpkı İngiltere gibi Kürtlerin bölge denklemindeki varlığını anlması uzun sürdü diyebiliriz. Bunun uzun sürmesinde Türkiye’nin NATO üyeliği sonrası Amerika için Orta Doğu’daki Sovyet etkisine karşı en önemli stratejik ortaklardan biri olarak görünmesi dolayısı ile Kürtlere pek ihtiyaç duyulmaması ve bu derece önemli bir stratejik ortak olan Türkiye’nin tabiri caizse Kürtlere ilgi duyularak tedirgin edilmek istenmemesi diye düşünüyorum. Fakat zaman içinde özellikle Irak’ın Sovyetlere yakınlaşmasıyla Kürtler Amerika’nın en büyük “güçlerinden” biri konumuna gelmiştir. Amerika Kürtlerin bağımsızlık arzularını Irak’ın sovyetler ile yakınlaşmasını baskılama aracı olarak kullanmış fakat Irak batı yörüngesine tekrar oturtulduğunda Amerika’nın Kürtler’e olan ilgisi de doğal olarak ortadan kalkmıştır.

 

1990’larda Amerika Irak Kürtleri’nin yanında aynı zamanda Türkiye’deki Kürtler ve PKK ile yakın ilişkiler kurarak Sovyet tehlikesi sonrası Türkiye’nin batı ekseninden çıkmasını engellemek istemiştir. Tabii bunu yaparken aynı zamanda PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmiş ve bu sayede Türkiye’nin tepkisinden de kaçmak istemiştir.  Fakat bu çok da mümkün olmamış ve Türkiye ile Rusya ilşkileri bu dönemde gelişme göstermiş, bunun sonun da ise Amerika PKK’ya olan desteğini çekmiş bu durum terörist başı Öcalan’ın yakalanmasına kadar gitmiştir. 2003 yılında gelindiğinde Irak’ın işgali sırasında ise Amerika Kürtleri yeniden hatırlamış, Kürtler ise 1990’larda Amerika sayesinde kazandıkları fiili özerkliğin karşılığını fazlasıyla vermiş, Saddam’ın devrilmesinde kilit rol oynamış ve Kuzey Irak’taki özerkliklerini meşrulaştırmışlardır.

2011’ e gelindiğinde ise Amerika’nın ani bir kararla Irak’tan çekilmesi ve bıraktıkları bu boşluğun İran tarafından doldurulmasını önlemek için Bağdat’la tekrar yakınlaşması Kürtlerin devlet sahibi olma umutlarını bir kez daha yıktı. Suriye iç savaşının etkileri de ortaya çımaya başladıça Kuzey Irak Kürt Yönetimi ve ABD daha da uzaklaştı. Bu süreç garip bir şekilde Türkiye ve Irak Kürtleri’nin yakınlaşmasına hatta Türkiye’de Kürt açılımı dediğimiz hatalarla tavizlerle ve sonucunda terörün daha da artmasına yol açan bir sürece yol açtı. Tüm bu kötü sonuçlara rağmen Kuzey Irak petrolünü dışa pazarlamak için Barzani ile iyi ilişiler kuran adeta bir şirket edasıyla yönetilen Türkiye de etkili olamamış ve gördüğümüz gibi Amerika’nın Kürtlere olan ilgisi ve desteği hala devam etmekte.

Yukarıda da belirttiğim üzere bu desteğe çok da şaşırmamak gerekiyor bence, çünkü tarihsel süreçten de çok rahat bir biçimde çıkarabileceğimiz üzere, Amerika Kürtler’i hep Orta Doğu denkleminde var olmak için bir maşa olarak görmüş, Kürtler’e olan ilgisinin zaman zaman azalıp artması da hep çıkarlarına bağlı gelişmiştir. Günümüze dönecek olursak; Türkiye gibi bir müttefikini kaybetme pahasına PKK’nın uzantısı PYD’ye silah vermeyi sürdürmesi de gayet doğal çünkü Orta Doğu’da ve özellikle Suriye’de azalan etkisini tamamen kaybetmemesinin ve Rusya’ya Orta Doğu’da  güçlenme fırsatı vermemesinin anahtarını PYD olarak görüyor.

 

İlgili Yazılar