Medeniyet ve Vahşetin Arasında: “Sineklerin Tanrısı” Kültür - Sanat

Medeniyet ve Vahşetin Arasında: “Sineklerin Tanrısı”

Kimi eserler bir diğerinin kopyası olmaktan kurtulamazken kimiyse gerek içeriği gerekse de anlatımı yönünden özgünlükleriyle yazın tarihinde farklı bir yer edinmişlerdir. Alegorik anlatımıyla ve insan doğasına dair şimdiye dek kimsenin oralı olmadığı noktaları vurgulamasıyla Sineklerin Tanrısı, özgünlüğüyle adını tarihe kazıyan eserlerden biridir. Ve hatta o kadar özgündür ki yayınlandığı dönemde büyük yankı uyandırmış, insan doğasını kötü göstermesi ve bunu masumiyetle özdeşleşmiş olan çocuklar üzerinden yapması nedeniyle tepkilerle karşılaşmıştır. Ancak bu konuyla ilgili tartışmaların sürdüğü dönemde İngiltere’de 2 sokak çocuğunun masum bir çocuğu öldürmesi üzerine Golding ve yapıtına yönelik eleştiriler azalmıştır.[1] Zira insan insandır, çocuk dahi olsa…

Okumayı seven bir çocuksanız daha önce ıssız bir adada mahsur kalan çocuklarla ilgili onlarca macera kitabı okumuş olmanız olasıdır. Başlarda düştükleri durumu fark eden çocukların “bu güzel yerde çok eğleneceğiz” demeleri üzerine klasik bir çocuk romanı okuyacağınızı sanırsınız. Ancak gerçek hiç öyle değildir; bu kitap birçok şey olabilir ama bir çocuk romanı asla değildir. Çok büyük benzerliklerinin (örneğin ana karakterlerin isimlerinin) söz konusu olduğu Ballantyne’in Mercan Adası kitabındaki büyülü atmosfer bu kitabın sadece en başlarında mevcuttur ve bu büyülü atmosfer adadakilerin el birliğiyle bozulmuştur. İnsan doğası sanıldığı kadar temiz değildir Golding’e göre, bir yerde insan varsa orası karışıklığa ve sorunlara gebedir -ki öyle olmuştur da. Başlarda medeniyetin ve düzenin hüküm sürdüğü o adada, çocukların medeniyetle olan bağını temsil eden giysileri eskiyip yırtılmaya başladıkça medeniyet ve düzen can sıkıcı bir hâl almıştır. Kurallar aradaki anlaşmazlıkları çözmek için varken başlarda, sonrasında kuralların varlığı anlaşmazlığa düşürmüştür adadakileri. Uyumu, uzlaşmayı ve birlikte yaşamayı değil; canlarının istediğini yapmayı tercih etmişler ve canının istediğini yapmaya en çok gücü yeten kişinin çevresinde başta istekle, sonrasında ise korkuyla toplanmaya  başlamışlardır. En sonunda insanlığın değil; vahşetin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir yer haline gelmiştir çocukların deyimiyle “bu güzel yer”.

Kitap, alegorik bir anlatıma sahiptir; her karakter bir özelliği temsil etmektedir. Ralph kuralları ve medeniyeti, Domuzcuk aklı ve sağduyuyu, Simon bilgeliği, Jack gücü ve zorbalığı, Roger ise saldırganlığı… Her bir karakter sadece kendisi için yaşam mücadelesi vermemektedir, aynı zamanda temsil ettikleri özellikler de bu çocuklar hayatlarını kaybettikçe kaybolup gitmektedir. Önce bilgelik kaybedilir, sonra akıl ve sağduyu. En başından beri kurallar ve medeniyet ile güç ve zorbalık arasında sürüp giden savaş, tam güç ve zorbalık lehine sonuçlanacak ve medeniyet sonsuza dek silinecekken o küçük adadan medeniyetin yaktığı ateşi gören bir gemi, çocukları adadan kurtarmaya gelir ve birtakım dış faktörlerin etkisiyle medeniyet kazanır. Yazar, romanda medeniyetin kazanmasını istemiştir diyebiliriz, cılız da olsa bir umut ışığının varlığını hatırlatmak istercesine… Distopik bir hava hüküm sürse de romanda, o cılız umut ışığı bir çıkış yolu arayanların imdadına yetişmiştir.

Romandaki temsil, ilk bakışta toplumsal anlamda anlaşılsa da, bireysel anlamda da yorumlanabilir. Her insan bir medeniyeti, aklı, bilgeliği taşıdığı gibi güç ve zorbalığı, saldırganlığı da taşımaktadır içinde. Yazar, sadece bir avuç çocuğun bir araya gelip aralarında kurdukları düzendeki değerlerin çatışmasını değil; insanın kendi içindeki çatışmasını da bedenleştirmiştir. Romandaki en temiz karakter olan Ralph dahi en başından beri “onlar gibi olmaktan ve umursamamaktan” korkmaktadır. Ve haksız bir korku değildir bu, ilk kurban verildiğinde, Simon öldürüldüğünde o da oradadır ve kılını bile kıpırdatamamıştır. Şartlar yeteri kadar olgunlaşsa Ralph dahi bir canavara dönebilecektir, adadaki herkes gibi. Çocuklardan birinin dediği gibi; “bizden başka canavar yoktur belki”.

Sineklerin Tanrısı pek çok şey ve pek az şeydir. Dışarıdan bakıldığında bir ada ve bir avuç çocuktan ibarettir; özgün dahi olmayan isimler ve atmosfer… Ancak derinine inildiğinde, pek çok şeydir; her okuyuşta, her zihinde farklı anlamlar yüklenmesi de bunun içindir biraz da. İnsan doğasıdır bu, yüzleşmek istenmeyen, itiraf edilmeyendir. Sineklerin Tanrısı[2] korkularımızdır, korkularımız ise bizdendir.

 

[1] http://listekitap.com/kitap/10-ayrintida-william-goldingin-sineklerin-tanrisi/

[2] İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın Kutsal Kitap’taki İbranice adı, Sineklerin Tanrısı anlamına gelen Ba-al-z-bub olduğu için de Golding kitabına bu adı vermiştir. (Mina Urgan, Sineklerin Tanrısı –Sonsöz)

 

KAYNAKLAR

Golding, William. Sineklerin Tanrısı. Çev.: Mina Urgan, İş Bankası Yayınları, 2006.

https:/i.pinimg.com/236x/6f/e9/f8/6fe9f860eb5ed13c64a1a084ebe63ce0–beelzebub-occult.jpg

http:/dumensuyu.com/wp-content/uploads/2016/09/sineklerin-tanrısı-364×245.jpg

www.altbaslik.com

İlgili Yazılar