Adını “İran Nükleer Planı” Koydum Politika

Adını “İran Nükleer Planı” Koydum

“Ülkede gerçekleşen deprem nükleer denemelerin bir sonucu muydu?”,”3. Dünya Savaşı ufukta mı?”, “Bu ikili arasında çıkabilecek savaş başka hangi ülkeleri etkiler?” tarzı sorular gündemi uzun bir süreden beri meşgul etmekte. Evet, doğru bildiniz, bu soruların kaynağı tabii ki de Kuzey Kore ve ABD arasındaki nükleer gerilim. Kim Jong-un ve Trump’ın birbirlerine karşılıklı tehditler savurmalarını tüm dünya diken üzerinde izlerken, uluslararası sorunların çözümünde diyalog ve diplomasi kullanımının önemi belki de bir kez daha anlaşıldı. Ancak Trump hızını alamamış olacak ki, Kuzey Kore’yle olan kriz sürerken, yoğun bir diplomatik sürecin sonunda ilişkileri düzenleme yoluna giden bir ülkeyle daha arasını bozdu: İran. Obama hükümetinin uzun uğraşlarının ürünü olan Nükleer Anlaşmadan gerekirse  ABD’nin çekilebileceğinin sinyalini vermesiyle Trump, dünya kamuoyunda büyük bir şok dalgası yarattı.

Bu noktada, anlaşmanın maddelerinin İran’ın nükleer üretimini ne derece kısıtladığını belirtmekte fayda var. Öncelikli olarak İran’ın Nükleer Programına İlişkin Ortak Geniş Aksiyon Planı’nın, bir tarafta İran, diğer tarafta 5+1 ülkeleri (BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin; ve ek olarak Almanya) ve AB olmak üzere 2015 yılında imzalandığını hatırlatalım. Anlaşma, İran’ın nükleer programını durdurmasına karşılık olarak ülkeye uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılmasını içermekte. Böylelikle İran, dondurulmuş milyarlarca dolar değerindeki mal varlığına yeniden erişme imkanına sahip oldu. Anlaşma çerçevesinde İran, önümüzdeki 10 yıl boyunca Natanz tesisindeki  uranyum zenginleştirme kapasitesini yaklaşık 20.000 santrifüj seviyesinden yaklaşık 6.000 santrifüj seviyesine indirmeyi, 15 yıl boyunca ise Fordo tesisindeki uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurmayı kabul etti. Bir diğer deyişle İran, önümüzdek 15 yıl boyunca  zenginleştirilmiş uranyum stokunu yaklaşık 98% oranında azaltmaya, uranyum zenginleştirme seviyesini 3.67% seviyesinde tutmaya, elindeki zenginleştirilmiş uranyum miktarının 300 kilogramdan fazlasını ülke dışına göndermeye razı oldu. Zenginleştirilmiş uranyum üretimini bu şekilde kısıtlayan İran, 15 yıl boyunca yeni ağır su ve uranyum zenginleştirme tesisi inşa etmemeyi ve Arak tesisini silah seviyesinde plütonyum zenginleştiremeyecek şekilde yeniden dizayn etmeyi kabul ederek, silah düzeyinde plütonyum zenginleştirmesine de bir limit koymuş oldu. İran’ın anlaşmanın maddelerini yok sayarak gizlice nükleer faaliyetlerine devam edebileceği sorunsalına ise şu şekilde bir çözüm üretildi: Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna (IAEA), beyan edilen tesislerin, depoların ve sevk etiketlerinin denetimini yapma; gizli bazı faaliyetlerde bulunulduğu kanaatine vardığında da, İran ile yapılan anlaşmanın ek protokolü uyarınca askeri tesisler de dahil olmak üzere istediği yerde inceleme yapma yetkisi verildi. [1] Bu anlaşma sayesinde, anlaşmayı ihlal etmesi halinde İran’ın nükleer silah üretme süresi 2-3 aydan en az 12 aya çıkmış oldu.

Gelelim Trump’ın ve daha birçok aktörün neden anlaşmayı bir “utanç kaynağı” olarak gördüğüne. Anlaşmanın İran’ın nükleer üretimine kalıcı bir çözüm getirmediğini savunan Trump, seçim kampanyasından beri İran’la varılan bu uzlaşmanın yapılmış “en kötü anlaşma” olduğunu savunmuştu. Uluslararası kamuoyunda şok etkisi yaratan Ekim 2017 konuşmasında Trump, tarafların anlaşmadaki pürüzleri giderecek düzenlemeler yapmadığı ve İran’ın nükleer silah üretmesinin kalıcı olarak önüne geçilmediği takdirde ABD’nin anlaşmadan çekileceğini belirtti. Trump’ın tek başına bu kararı alması ise söz konusu değil. Neden mi? Obama döneminde kabul edilen, anlaşmanın ABD tarafından onaylanması sürecini düzenleyen yasa; ABD Başkanının her 90 günde bir Kongreye İran’ın anlaşmaya uyduğunu teyit etmesini öngörmekte. Trump hükümeti, 2017 Nisan ve Temmuzunda İran’ın anlaşmaya uyum gösterdiğini teyit etmişti, ancak Trump yeni açıklamasıyla Ekimde yapılması gereken teyiti yapmayacağını belirtti. Bu durumda da anlaşmanın yürürlülükte kalıp kalmayacağı kararı Kongreye bırakılmış oldu. Kongrenin İran’a yeniden ekonomik yaptırım uygulayıp uygulamama kararını alması için 60 günü var. Kongreden yaptırım kararının çıkması halinde ise, İran’la yapılmış olan anlaşma yürürlülükten çıkacak.

Bunların yanı sıra Trump, konuşmasında İran’ı terörist grupları finanse etmekle itham etti. Orta Doğu’daki kritik ülkelerden birisi hakkında bu tür sert söylemlerin dile getirilmesinin uluslararası kamuoyundaki etkileri de büyük oldu tabii. İsrail Trump’ı bu “cesur davranışı” için tebrik ederken, İran’dan “Bize iftira atıldı.” şeklinde bir yorum geldi. Batı dünyası ise anlaşmanın yürürlükte kalmasının önemine dikkat çekti. Bu anlaşmanın Orta Doğu sorunsalına barışçıl bir çözüm getirmek için önemli bir adım olduğuna da vurgu yapıldı.

“IAEA İran’ın anlaşmaya uyduğunu açıklamışken, ABD’nin bu sert tutumu niye?” sorusuna verilecek yanıt ise, iki ülke arasındaki oldukça çalkantılı bir ilişki olduğu gerçekliğidir. 1979 İran Devrimiyle İran’ın İslam Cumhuriyeti olmasını ve ardından gerçekleşen Rehine Krizini; ABD ve İran arasındaki bozulan ilişkilerin başlangıç noktası olarak almak sanırım yanlış olmaz. İran’ın rejim ihracı politikasını,

Suriye’de Esad rejimine destek vermesini, Irak’taki Şii partilerle arasını iyi tutmasını büyük birer tehdit olarak gören ABD, İran’ın bölgedeki hareket alanını kısıtlayıcı politikalar izlemeye başladı. İran’ın nükleer gücünü arttırmasının yanı sıra; radikal Filistin örgütü Hamas ve Lübnan’daki Şii hareketi Hizbullah’a destek verdiği iddialarının ortaya atılması, ABD’yi daha sert manevralar yapmaya sevk etti. Bu bağlamda, ABD’nin İran’ın nükleer gücünü tamamen yok etmek istemesinin altında yatan sebebin bölgedeki çıkarlarını korumak olduğunu söyleyebiliriz. Ancak nükleer bir İran’ın sadece ABD’yi değil bütün dünyayı ilgilendirdiğinin, İran’ın silahlanmasının Orta Doğu’nun stabilitesini etkileyeceğinin altını tekrar çizmek gerek. IAEA’nın İran’ın anlaşmaya uyduğunu gösteren saptamaları da göze alındığında, agresif bir yaklaşımla anlaşmayı yürürlülükten kaldırmak yerine, uzlaşmacı bir tavırla soruna diplomatik çözümlerin üretilmeye çalışılması, Orta Doğu dinamikleri açısından daha rasyonel bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynakça:

[1] http://www.dw.com/tr/n%C3%BCkleer-anla%C5%9Fma-neler-i%C3%A7eriyor/a-40936600

http://www.aljazeera.com/news/2017/10/trump-iran-deal-171011140146595.html

http://www.voltairenet.org/article188162.html

https://www.theguardian.com/us-news/2017/oct/13/trump-iran-nuclear-deal-congress

http://www.politico.com/story/2017/10/16/trump-iran-deal-withdraw-243816

Resimler:

https://www.haaretz.com/israel-news/1.665945

http://nationalinterest.org/feature/relax-the-iran-nuclear-deal-doing-its-job-18790

https://www.voanews.com/a/united-states-officials-say-trump-to-decertify-nuclear-deal-with-iran/4058349.html

Mattis: Remaining in Iran Nuclear Deal in US Interests

http://www.foreignpolicyi.org/content/fpi-fact-sheet-iranian-nuclear-deal

İlgili Yazılar