Vize Krizi: Sahne Arkası Ekonomi ve Iş Dünyası

Vize Krizi: Sahne Arkası

İlk yazımda ABD ile vize restleşmemiz hakkında kuşbakışı bir perspektif çizmiştim. Hakeza bunu daha da derinleştirmek niyetindeyim çünkü aslına bakarsak hadise sıcak olduğu kadar sanıldığından çok daha derin çok daha girift ve yapılan açıklamalar, verilen çoğu beyanat bu ciddi meselesin boyutlarını maalesef istihza (üstü kapalı iğneleme, alaya alma) ya da istihfaf (meseleyi küçümseme, aşağı görme) etme eğiliminde. Halbuki sanılandan çok daha vahim durumlar silsilesi ile ülkenin bütün fertleri olarak karşı karşıyayız. Bu yazımda da bunu daha da genişleterek anlatmaya çalışacağım.

Siyasi iktisat düzenine baktığımızda, otoritenin piyasaya ya da piyasaya üye olan ülkelere farklı derecelerde etki edebilme, rol verebilme ( davranış değişikliğini hedefleme) ve uygulamada bulunma gibi arzu ve eğilimleri vardır. Bunlar ise üç kaynağa dayanmaktadır: Zor kullanabilme ( use of force), idealar ve zenginlik. Bu sayede otoritenin gücü uluslarası arena ve devletlerarası münasebetlerde belirgin yapısal güce sahiptir ve ticaret, sermaye, enerji hatta ve hatta refah gibi devlet altı kavramları kontrol edebilme gücüyle doğrudan bağlantılıdır. Tüm bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki ABD kendinde bulundurduğu tüm imkan ve fazlalığı sonuna kadar egemen bir şekilde kullanmaktan geri durmamakta ve kendisini de diğer devletleri alt devlet olarak görmektedir.

“1960’lardan beridir ABD ile yaşanan krizler, devletlerarası eşitlik ilkesini bize karşı ifa etmediğinden ötürüdür.”

  Büyük devletler, kendisinden küçük gördüğü devletleri krizlerle yönetmeyi, yönetemiyorsa yola getirmeyi, onu da kabil olunmuyorsa hizaya getirmeyi amaçlar. Merkez ve çevre kavramından yola çıkılarak uluslararası iktisat ve politika çerçevesince benimsenen bu yaklaşım, başat devletlerden olmayanları alt olarak görür. Alt taraf daima kargaşa içinde olmalı ki üst daima hami olarak kabul edilsin ve hami devletten bir yardım eli beklensin. Üst’ ün bize uygun gördüğü ve uygulamaya çalıştığı kriz yöntemi ise ekonomik kriz ve itibar krizidir. Bunun sonucunu biz genel olarak Dolar-Euro paritelerindeki artış, makasın fazla açılması, TL’nin değer kaybetmesi ya da hayatın pahalılaşması olarak düşünüyoruz. Oysa asıl kriz, bunların ve daha birçok iktisadi konseptlerin gerek devleti, gerek şirketleri, gerekse de hane halkını psikolojik yönden sarsmasıdır. Meseleyi daha da açmak için şirketlerden örnek verelim. Kapitalist bir sistemde şirketler tıpkı devletler gibi borçlarla bir çark döndürür yani büyük şirketlerin büyük borçları, büyük geliri ve büyük ödemeler dengesi vardır. Vize krizi gibi büyük bir kriz ortaya çıktığında en büyük müttefik olan ülke ve onun şirketleriyle ticari uyum ve iş birliği tehlikeye girecektir. Dahası Dolar-Euro artışı, o şirketlerin Uluslararası ticaretini de TL’nin değerini kaybetmesinden ötürü azaltacaktır ve kendilerinin fiyat artışına gitmesine neden olacaktır. Hal böyle olunca, toplum da şirketler de devlet altı ekonomik unsurlar da kriz beklentisine yani o psikolojiye bürüneceklerdir.

Sonuç olarak kapitalist bir sistemin olmazsa olmazı olan rahat harcama – tüketim çılgınlığını da ekleyebiliriz-, serbestîyet, yatırım riski alma, kredi alma gibi durumlar da ivmeli bir şekilde azalacaktır. Koruma politikalarının devlet nezdinde yürürlüğe girmesi, faizlerde artışların olması, şirketler ve vatandaşların korumacı ve harcamayı azaltıcı pozisyonlar almaları, para akışının azalması ve volatilitenin olumsuz yönde tecellisi … İşte tüm bunlar ekonomimizin ne kadar kırılganlık bir durumda olduğunu, herhangi bir kriz karşısında teğet geçilemeyeceğini bizlere gösteriyor. İşte tam bu noktada ABD’nin bundan haberdar olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. Son beş yılda Türkiye’nin iç ve dış politikada yaşadığı siyasal krizlerin faturası her daim ekonomiden çıktığı için ve herhangi bir telafi veya tazmin etme de sağlanamadığı için altyapı ve üstyapı elementlerimiz fazlasıyla hassas durumda. ABD bu hassaslığı güvenlik bağlamında anlamayıp bunu aleyhimize böyle girişimlerle kullanmakta, bunun da ötesinde Ekonomi, Psikoloji bağlamında ise Türk insanının ve Türk kamuoyunun farkında olup diplomatik düzeyde kriz çıkartarak kendi içimizde ekonomik ve itibar krizine de sebep olmayı amaçlamaktadır. Amiyane tabirle, bir taşla kuş katliamı yapmaktan geri durmuyor diyebiliriz.

En başında da söylediğim gibi büyük devletler kendilerinden daha alt düzeyde gördükleri devleti krizlerle hizaya getirip kendisine muhtaç etme, kendilerine tek umut gözüyle bakılmasını hedeflemektedir.  Ayrıca, NATO bünyesindeki devletler içerisinde ABD’ye en çok güvensizlik hatta karşıtlık gösteren toplumun Türk toplumu olduğunun farkındalar.  İşte tam bu noktada konsolosluk çalışanlarının tutuklanmasının, Türkiye’ye gizli silah ambargosunun uygulanmasının dahası ABD Ankara Büyükelçisi’nin açıklamalarının medyaya fazlaca yansıtılması, kitle psikolojinin nefret ve agresif bir reaksiyon göstermesine sebep olacağının bilincindeler ve bundan ötürü Türkiye’den vize verilmesini güvenlik açısından riskli bulmaktalar. Bu duruma karşı yorumum şudur. ABD’nin bu tavrı politika bağlamında ‘şark kurnazlığından başka bir şey değildir. Bir önceki yazımda ‘şark kurnazlığının’ diplomatik düzeyde inefektif gelişmelere neden olacağını söylemiştim. Düşünebiliyor musunuz? Soykırım suçlarında bile suçun şahsiliği ilkesi vardır çünkü devlet görünmez bir aygıttır (invisible structure). Bu mefhum 1948’de soykırım ve savaş suçları kararlarıyla dizayn edilmiştir (Nuremberg Tribunals). Dolayısıyla Almanya hem devlet olarak hem de ırkı olarak kolaylıkla soykırım işinden Uluslararası bağlamda sıyrılıp sanki kendilerinden değilmiş gibi, kendileri de onlardan değillermiş gibi, Nazi’leri ötekileştirerek tarihin karanlığına gönderdiler. Gelgelelim Türkiye’yi egemenlik sultasının ve şark kurnazlığının garabetiyle Türk insanını ve Türk milletini zapturapt altına almaya çalışıp Türk milletine mensup insanları töhmet altında bırakmaktadır. Lakin unuttukları şey şudur ki milyonlarca insanı güvenilmez ve potansiyel tehlike olarak görülmesine karşın kendilerinin o ülke içindeki misyon çerçevesince görev yapan tüm unsurlarının ajan addedilmesi, diplomaside mütekabiliyetin usul ve esasıdır.

 

KAYNAKÇA

https://tr.sputniknews.com/turkiye/201710091030495441-turkiye-abd-vize-gorusme-karar/

http://www.ntv.com.tr/turkiye/bir-abd-konsolosluk-calisani-icin-daha-gozalti-karari,rTJnzTWmnkiv0MAp_tYmuw

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41550862

İlgili Yazılar