Zihin Devrimi İhtiyacı Politika

Zihin Devrimi İhtiyacı

İndirgemecilik, dünya felsefe tarihinde çeşitlilik gösteren spesifik olgu ve ilkeleri başat unsurlara indirgemeye çalışan entelektüel bir strateji olarak karşımıza çıkıyor. Elbette bu strateji, sadece doğa bilimlerinde karşılaştığımız biçimiyle değil, sosyal bilimlerde karşılaştığımız biçimiyle de aklımızda pek çok soru işareti yaratıyor.

Bu kavram üzerine düşünürken, aklıma Türkiye kamuoyunda sıkça yer etmiş ve anladığım kadarıyla gelecekte de pek çoğumuzu meşgul edecek liberalizm ideolojisi geliyor. Zira liberalizm, muhalif çevrelerin sıkça iktidarın politik enstrümanı olmakla itham ettiği bir fikir sistemi olarak tezahür etmenin aksine, şahıslar ve dönemler üzerinden değerlendirilmeye reva görülemeyecek kadar yoğun bir düşünsel içeriğe sahip. Yazıma “zihin devrimi ihtiyacı” ismini vermemin en büyük sebebi de zaten bu. Elbette düşün çevreleri, bu zihin devrimini, liberalizmi kendi politik güçlerini sağlamlaştırmak için diline pelesenk eden entelektüel çevreleri kınayarak başlatmalı, o ayrı.

Örneğin bu bağlamda Fuat Keyman, “Türkiye ve Radikal Demokrasi” adlı eserinde John Rawls’un dağılım adaleti perspektifinin klasik liberalizme alternatif olarak kabul edilebilecek adalet eksenli bir liberalizm kurduğunu söyleyerek akademiye büyük bir katkı yapmıştı. Nitekim Etyen Mahçupyan da bir köşe yazısında benzer bir bakışla liberalizmin modern devletin tesisinin akabinde toplumsal ahlak üretmedeki yetersizliğinden, buna bağlı olarak da liberalizmin toplumsal ahlakı milli kimliklerde aramasından yakınmıştı. Mahçupyan’ın bu vicdanlı analizini ilk okuduğumda, zihnimde her düşünsel sistemin kendi toplumsal ahlakını yaratmada maharetli olduğu ön kabulünün liberalizm için geçerli olup olmayacağı muhakemesi epey hızlı başlamıştı. Daha da özelleştirmem gerekirse, aslında o dönemde sivil hürriyetlerle problemi olmayan ancak bu özgürlükleri (klasik) liberalizmin kendisinin tehdit ettiğini ifade eden liberallerin varlığını duyumsamak beni mutlu etmişti. Tabii bunlar, sadece sınırlı bireysel örnekler.

Liberalizmin düşünsel yansımasını halkın rızasını siyasi meşruiyet zemininde geçerli kabul eden ve devletin kabul ettiği bir dine değil, tek bir yaratana atıfta bulunan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi‘nde görmek mümkün. Ancak liberalizmin düşünsel evriminin (aslında evrimlerinin) liberalizmin modern devletin zorunlu egemenliği altına girmesiyle ne yönde tezahür ettiğini anlamlandırmak epey zor. Aslında bu bahiste benim anlamak istediğim, sadece bireysel doğruları kabul eden ve bu bağlamda bireysel alana yönelik muhtemel regülasyonları bertaraf etme endişesiyle vücut bulan bir ideolojinin modern devirde bu minimizasyonda ne derece başarılı olduğu. Ancak bu sorunun yanıtı maalesef olumsuz. Zira birincil politik endişesi bireyleri yalnız devletin değil, çoğunluğun (örneğin: sivil kurumlar) tahakkümünden de korumak olan bir siyasi ideolojinin takipçilerinin bu bağlamda epey başarısız olduğunu görüyoruz. Yani demem o ki olağanüstü gelişmiş dev şirketlerin, sermayesi milyar dolarlarla ifade edilen medya organlarının keyfi tasarruflarını bu bireyci müdahale minimizasyonundan dışlayan bir liberalizmin ne derece başarılı olduğu/olacağı kuşkulu.

Arzu ediyorum ki önceki paragrafta yer verdiğim “liberalden daha liberal olma” tınısını taşıyan ve artmasını temenni ettiğim klasik liberalizm eleştirilerinin,  liberalleri illiberalleştiren bu çarpık durumu yakın gelecekte -en azından- bir iç mukakemeye tabi kılmasıdır. Aksi takdirde sadece devletin otoriter uygulamalarıyla meşgul olup sivil kuruluşların ekstremizme varan müdahalelerini yok saymanın büyük bir zihin tembelliği yarattığı ve yaratmaya devam edeceği kuşkusuz. Dahası bu mevcut anlayışın, liberalizm bahsinde dile getirilen liberal mahiyetteki katkı ve eleştirileri dışlayıcı, indirgemeci nitelikteki -ağırlığı anti-liberal çevreler tarafından dile getirilen- düşüncelerin, benim de yazımın ilk cümlelerinde varlığından yakındığım bir anti-liberal konformizmin hanesine sürekli artı puan yazıyor olduğu malum. İşte tam da bu nedenle, liberalizm ideolojisini yekpare görmemeyi amaçlayan bir zihin devrimi, liberalizm içindeki farklı cereyanları algılamak için acil bir ihtiyaç.

Kaynakça:

Keyman, Fuat. “Türkiye ve Radikal Demokrasi.” Alfa Yayıncılık. İstanbul 2000.

 

İlgili Yazılar