Bitmeyen Sevda Beşiktaş: Murat Pazarbaşı ile Soru-Cevap (2) Röportajlar

Bitmeyen Sevda Beşiktaş: Murat Pazarbaşı ile Soru-Cevap (2)

Yazarlarımız Yasin Tepeli ve Burak Çatalbaş, CNN Türk Cumhurbaşkanlığı Muhabiri Murat Pazarbaşı’yla Doğan Medya Center’da spor dolu, keyifli bir söyleşi yaptı. 3 bölümden oluşan bu röportajın ikinci kısmında konumuz ağırlıklı olarak Beşiktaş oldu.

(Röportajın birinci kısmı: http://www.gazetebilkent.com/2017/09/30/turkiyede-futbol-murat-pazarbasi-ile-soru-cevap/)

GB (Burak): Biraz daha kişisel bir soru… Şöyle söyleyeyim: Beşiktaş. Beşiktaş’ı hayatınızda nereye koyarsınız bir Sarıyerli olarak?

Beşiktaş’ı çok önemli bir yere koyarım. Ailem, işim ve hatta işimle eşit yere koyarım. Önce tabii ki ailem ve sonra işimle birlikte Beşiktaş. Tabii ki herkes kendi tuttuğu takım için aynı şeyleri söyleyebilir. Benden çok daha fazla, çok daha iyi ifade edebilen taraftar da olabilir. Önceliğini tamamen takımına ayırıp, hayatını ona göre yaşayanlar olabilir. Benim de çevremde öyle insanlar var. Tabii ki çok seviyorum Beşiktaş’ı ve imkan buldukça maçları izlemeye gidiyorum ama hayatını buna adamış arkadaşlarım var hiçbir maçını kaçırmadan izleyen. Sadece İstanbul’da olan değil başka şehirlerde olan. Tabii ki bir o noktaya ulaşamadım. Kendi adıma işle alakalı olarak ama Beşiktaş’ın maçı olduğundan Beşiktaş ile ilgili bir şey olduğunda evet, eğilimim biraz oraya kayıyor. Önceliğimi ona göre yapıyorum, programımı ona göre yapıyorum imkanım el verdikçe. Bir de futbol ve sporla ben çok ilgiliyim, basketbol da oynadım ben lisanslı lisede, üniversitede. Sporu da çok seviyorum ama tabii ki bunu belli bir noktada tutmak önemli. Hayatımın çok önemli bir yerinde ama hiçbir zaman tamamen hayatımı bir kenara bırakamam veya Beşiktaş’ı bir kenara bırakamam. İkisi aslında birbirini tamamlıyor. Hayatın bir parçası futbol. Çok içindeyim ben yani, çok ilgiyim çok alakalıyım. İmkan buldukça okuyorum, yakından takip ediyorum gelişmeleri. Bir maçını izlememe gibi bir şey için çok olağanüstü bir şey olması lazım. Beşiktaş’ın maçı olduğu gün izlemiyorsam ancak sağlık sorunu veya yakın bir arkadaşımın düğünü gibi olaylar varsa ama artık teknoloji sayesinde onu da takip ediyoruz.

GB (Burak): Düğünde, bir açıklamada beklerken açıp telefondan takip ediyorsunuz yani.

Tabii ki öyle bir şey varsa kesinlikle. Uçak saatlerini mesela maç saatlerine göre ayarlıyorum imkan varsa. Bir yere gideceksem imkanım varsa maç saatlerine göre ayarlıyorum. Tabii ki bazen kaçırdığımız maçlar oluyor ama çok önemli bir yere koyarım futbolu ve Beşiktaş’ı.

GB (Burak): Bu soruyu tamamlayıcı bir soru sorayım. Spor muhabiri olmayı hiç düşündünüz mü?

Düşündüm. Üçüncü sınıftayken Yeditepe’de, Erasmus programı ile yurtdışında spor gazeteciliği dersleri üzerine eğitim veren bir üniversiteye gitmek istedim. O zamanki şartlar olmadı, dil konusunda sıkıntılar yaşadık. İtalya’ya gidecektik -Roma Üniversitesi’ne- ve spor gazeteciliği üzerine bir dönem orada geçirecektim. İstanbul’da olduğum için, İstanbul’da okuduğum için tabii ki öncelik olarak kafamda vardı hep spor. Ne zaman Ankara’ya geldim staja, o iş tamamen rafa kalktı ama hem severek yapardım hem de keyif alırdım. Şu anda çok başarılı arkadaşlarım da var aynı okuldan olsun ve aynı sınıfta olsun, aynı dönemden olsun. Piyasada spor gazeteciliği üzerine çalışıyorlar. Üniversitede staj yaparken de Four Four Two diye bir dergi vardı. O dergi ilk çıktığı zamanlar çeviri yapıyorduk Türkiye’de ilk sayılarında. Çok ufak da girmeye de başlamıştım ama şartlar bunu gerektirdi buraya geldik.

GB (Burak): Aynı zamanda Beşiktaş kongre üyesisiniz. Uzun vadede acaba yönetimde görev alma düşünceniz var mı? Mesela şu an yönetimde olsaydınız ilk olarak ne yapmak isterdiniz?

Babam kongre üyesi, onun çok ısrarıyla kongre üyesi oldum. Zaten istediğim bir şeydi ama o ön ayak oldu, “Ben oldum seni de yapalım diyerek”. Yönetici olmak çok ileriye dönük bir plan şu anda. Kısa vadede en azından benim adıma çok gerçekleştirebileceğim bir şey değil. İleride öyle bir imkan olursa seve seve yaparım. Ben şu anda Beşiktaş yönetiminin zaman zaman bazı yanlışları olsa da genel itibariyle çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Başkanından malzemecisine, yönetim kurulu üyelerine, basın sorumlularından hukuk işlerine kadar herkesin bir ahenk içerisinde çalıştığını görüyorum. Bu zaten başarı olarak da yansıyor. Ekrana da yansıyor bu: Maçlardan sonra olsun, kriz anında yapılan açıklamalar, o krizin yönetimi, transfer politikaları, transferlerin açıklanmaları gibi birçok başarıya imza attı Beşiktaş. İmrenerek izliyorum açıkçası. Ben de olsaydım yönetimde “Come to Beşiktaş”, yapılan videolar ve görseller, sloganlar, “Gururlan” ve “Efendi” gibi, bir üretim içerisinde. Çok önemli beyinlerin şu an kulüpte olduğunu düşünüyorum. Buna benzer işler yapardım. Ben olsaydım şunu şöyle yapardım diyebileceğim spesifik bir konu yok açıkçası. Kuşkusuz işin içinde olsanız elinizdeki imkanlar çerçevesinde daha farklı şeyler de yapabilirsiniz.

GB (Burak): Kendi çizginize göre…

Kendi çizginize göre görece daha iyi bir yere taşıyabilirsiniz inandığınız doğrular içinde ama şu anda gerçekten tüm ekibin bütün varını yoğunu yeteneklerini ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bu doğrultuda ben de üzerime düşeni yapardım diye düşünüyorum.

GB (Burak): Yavaş yavaş sahaya geçelim. Salı günü Leipzig maçı vardı. Maç hakkında düşüncelerinizi alalım. Bir de Şampiyonlar Ligi’nde birincilik sizce gelecek mi? Çünkü ihtimal olarak artık bayağı belirmeye başladı Monaco’nun kötü performansı ile.

Ben ilk kuralar çekildiğinde bu grupta Beşiktaş birinci de olabilir sonuncu da olabilir yorumunu yapmıştım. Takımlara baktığınız zaman bir denge var ortada ama birbirine karşı bir maçı içerde alabilirsiniz dışarıda kaybedebilirsiniz. Leipzig de yarın bu grubu birinci bitirebilirdi ilk kura çekildiğinde. Aynı şekilde Monaco da Porto da Beşiktaş da… Şu an geldiğimiz nokta, ilk iki maçta altı puan çok çok önemli. Ben Beşiktaş’ın bir galibiyetle daha grubu lider bitirebileceğini düşünüyorum diğer takımların performansına bakınca. Porto’nun üç puanı var ve biz içeride Porto’yla oynayacağız. Leipzig ile Monaco’nun da birer puanı var. Yani yüzde 60 yüzde yetmiş Beşiktaş’ın gruptan çıkmaması için çok olağanüstü bir şey olması lazım. Onu hiç düşünmek bile istemiyorum ama birinci bitirme ihtimali bu dört takım içerisinde en güçlü olanı Beşiktaş.

GB (Burak): 9 puan zaten gruptan çıkarıyor. 2013-2014’te Galatasaray 7 puanla çıktı. Aritmetik hesaplar var 4 puanla Şampiyonlar Ligi grubundan nasıl çıkılır diye. O noktaya getirenler de var ama umarım Beşiktaş birinci olarak grubu tamamlar ve iyi bir kura çeker.

Tabii ki çok önemli Beşiktaş’ın. Geçmiş yıllara baktığınız zaman birçok örnek var. Şöyle bir şey var bir şampiyonaya katılırsınız, çok iyisinizdir ama tecrübe çok öenmli orada. Yılların getirdiği bir deneyim var Beşiktaş’ta. O eski panik havası ve acemilik ortadan kalktı tamamen. Her takımla her şekilde oynayabilir. Tabii ki çok üst düzey takımları söylemiyorum. Avrupa’da beş tane takım sayarsın: Barcelona, Real Madrid, Manchester City, Bayern Münih… Bu takımlar dışında -ki bu takımlarla bile şu an mücadele edebileceğini düşünüyorum Beşiktaş’ın- ama tabii ki onlar çok ayrı bir seviye. Onların bir alt kademesindeki takımlar arasında artık çok büyük güç farklılıkları yok. Sadece sizin gücünüzü sahaya nasıl yansıttığınız, form seviyeniz, moraliniz, motivasyonunuz, o an başarılı bir dönemde olmanız bütün bunlar bir etken. O açıdan Beşiktaş’ın çok ciddi manada grupta bu başarısını devam ettirebileceğini ve birinci çıkma ihtimalinin yüzde 60-70 olduğunu düşünüyorum. Monaco maçına bağlı. Monaco maçı berabere bile bitse bu şans yine aynı devam ediyor. Şöyle bir durum da var Beşiktaş Monaco’da kaybedebilir. Leipzig’de kaybedebilir. İçeride Monaco’yu yenebilir. Her türlü olasılığa da açık. Bir sürpriz olmadığı sürece Beşiktaş’ın çok rahat gruptan çıkacağını düşünüyorum ama birinci olmamamız için de hiçbir neden yok.

GB (Yasin): Biraz tecrübe ve rahatlıktan dolayı gerçek gücünü gösterebiliyor artık Beşiktaş o zaman.

Gösterebiliyor kesinlikle. Eskiden maçın içerisinde anlık gösteriyordu onları. Sonra bizim genlerimizde de olduğu gibi, birden ne olduğunu bilmediğimiz bir hale geliyor takım. Spor terimiyle geriye yaslanması, panik başlaması… Bu gelen oyuncuların kalitesi ile de çok alakalı. Oyunun içinde Pepe olsun, Quaresma olsun yıllarca bu platformlarda oynayan oyuncular takımı sakinleştiriyor.  Ne yapılması gerektiği konusunda hemen o anda müdahele edebiliyorlar. Şenol Güneş artık çok deneyimli bir hoca Beşiktaş’ın başında. Çok Avrupa maçına çıktı. Bunların hepsi birer etken.

GB (Burak): Taraftar aslında ayrılmaz bir etken. Akademik çalışmalarda da var, özellikle futbola giren meblağ ve futbolun endüstriyelleşmesi aslında taraftar kitlesiyle bir gerilim ortamı oluşturuyor. Taraftarın müşteri gibi olmaması gerektiğini düşünüyorlar. Buna katıldığınızı düşünüyorum.

Kesinlikle katılıyorum. Şöyle düşünüyorum, siz kombine, forma alıyorsunuz kulübe para harcıyorsunuz ancak hiçbir zaman kulübün sahibi değilsiniz. Bu size her şeyi yapıp her şeyi söyleme hakkı vermiyor. Müşteri ilişkisi olmaması lazım. Bir gönül bağı olması lazım. İnsan çok sevdikleriyle uğraşır, arası kötü olmasın ister, onun iyiliği için bir şey söyler, ya da iyiliği için kavga eder. Bunların hepsi aynı iki sevgili gibi, taraftar ve kulüp arasındaki ilişki. Hiçbir zaman yine de biriyle evlendiğiniz zaman ben senin sahibinim ben ne dersem onu yapacaksın, onu öyle yap böyle yap diye bir şey olamaz. Kulüpte de böyle bir şey yok. Tabii ki herkes kulübün iyiliği için istiyor. Kötü oynadığında eleştiriyorsanız iyi oynasın diye eleştiriyorsunuz. Bunun bir dozu vardır. O ince çizgiyi geçmemek lazım. Tabii ki destek verip para harcayacaksınız. Hele bir de hiç para harcamadan bu işe kalkışanlar var. Onları saymıyorum bile. Yine de hiçbir zaman sahibi değil kimse bu kulübün. Hepimiz gönül bağıyla bağlıyız. Beşiktaş bana, Fenerbahçe ve Galatasaray size para vermiyor bizi destekleyin diye. O yüzden o çok ince bir çizgi, gönül bağı ve gönülleri kırmadan, ne yapıyorsanız yapmanız lazım.

*Kapak resmi bjk.org sitesinden alınmıştır.

İlgili Yazılar