Türkiye’de Futbol: Murat Pazarbaşı ile Soru-Cevap Röportajlar

Türkiye’de Futbol: Murat Pazarbaşı ile Soru-Cevap

Yazarlarımız Yasin Tepeli ve Burak Çatalbaş, CNN Türk Cumhurbaşkanlığı Muhabiri Murat Pazarbaşı’yla Doğan Medya Center’da spor dolu, keyifli bir söyleşi yaptı. 3 bölümden oluşacak bu röportajın ilk kısmında konumuz Türkiye’de futbol, hakemler ve yabancı sınırı oldu. Röportajın 2. ve 3. bölümünün konuları ise Murat Pazarbaşı’nın kişisel spor hayatı, Milli Takım ve Beşiktaş olacak.

Gazete Bilkent (Yasin): Biz genel bir soruyla başlamak istedik. Türkiye’de spor hala sadece futbol ağırlıklı mı yoksa o zamanlar geride kaldı da amatör sporlara, basketbola, voleybola mı kaydı ilgi?

Hala futbol maalesef. Benim çocukluğumdan itibaren eskiden daha ağırlıklı futboldu. Şimdi birazcık daha dönemsel olarak, ama basketbolda mesela bir Euroleague olduğunda birazcık daha basketbola kayıyor ya da Avrupa Basketbol Şampiyonası olduğunda biraz ilgi alaka oraya kayıyor.  Kısmen biraz, belki NBA ile alakalı final zamanları, play-offlar olduğunda ama onun dışında üçüncü bir spor dalı çok nadiren oluyor. Atletizm gibi spesifik alanlarda bazen Türk sporcu katılıyorsa oluyor. Yüzde 80’i yüzde 90’ı futbol.

GB (Yasin): Peki bundaki etken sizce toplumun kültürel yapısı mı yoksa biraz daha devlet destekleri, kulüplerin davranışları mı?

Hepsinin etkisi var ama en önemlisi tabii ki kültürel yapı, yani insanlar futboldan daha çok keyif alıyorlar. Bunun da en büyük nedeni bence kültürel yapıdan; eğitim seviyesi, gelenek görenek, insanların futbolu ulaşılabilir bulması, stada gitmek ya da televizyondan futbol izlemek hem imkan açısından daha kolay hem daha ucuz. Basketbol maçları nispeten daha az, büyük şehirlerde ağırlıklı: İstanbul, İzmir, Ankara… Anadolu’daki bir insan çok basketbolu izleyemiyor bulamıyor. Bunun en büyük nedeni kültürel. Bunun dışında ekonomik olarak nedenler var. Bir de futbola yatırım, aslında kulüplerden de kaynaklı bir futbola yönelim var. Tüm spor kulüpleri birinci önceliğini futbola veriyorlar, oraya daha çok yatırım yapıyorlar. Daha çok para harcıyorlar bu görseli daha iyi hale getirmek istiyorlar. İyi futbolcular alıyorlar, iyi statlar yapıyorlar, statların bulunduğu alanları daha güzel hale getiriyorlar insanların aileleriyle iyi vakit geçirmesi için olanaklar sağlıyorlar. Bunların hepsi futbola yönelik yatırımlar daha fazla olduğu için futbolun daha önemli hale gelmesini sağlıyor.

GB (Yasin): Galatasaray sıfırdan bir kadro kurdu, şu an çok başarılı yeni kadro olmasına rağmen; Başakşehir oturmuş kadronun üzerine koydu; Trabzonspor yeni bir takım yarattı; Fenerbahçe de birtakım transferler yaptı ama yine de en yüksek şampiyonluk şansı Beşiktaş’ta gözüküyor yine. Şu birkaç haftadan sonra şampiyonluk şansı en yüksek dediğiniz bir takım var mı?

Biraz erken olduğunu düşünüyorum. Az önce saydığınız etkenlerden dolayı; Beşiktaş’ın daha oturmuş bir kadrosu var, iki yıllık bir şampiyonluk geçmişi var ki bu çok önemli, onun getirdiği bir güven, başarı çok önemli. Bakıldığında ilk 11’e bir tek Pepe girdi gözüküyor. Çok deneyimli bir oyuncu. Kadro zenginliği var. Kenarda oturan oyuncular da çok iyi. Galatasaray çok iyi bir kadro kurdu, çok iyi bir şekilde başladı lige. Bunu ne kadar götürebilecekler? Birtakım handikapları var. Bir sakatlıkta yerini doldurabileceği oyuncu kalitesi ilk 11’deki oyuncular kadar değil. Fenerbahçe’nin yükselen bir grafiği söz konusu ama onları da Beşiktaş’ın eski haline benzetiyorum ben. Bir bakıyorsunuz çok iyi oynuyor bu hafta, bir bakıyorsunuz o takımla alakası yok oynanan futbolun. Eskiden Beşiktaş da böyleydi. O istikrarı daha 3 senedir yakaladı. Fenerbahçe Alanyaspor maçında çok iyi gözüküyor 4-1 kazanıyor ama ondan önceki hafta 3-2 yeniliyor Başakşehir’e. O istikrarı yakalaması biraz zaman alacak. O zaman içerisinde ne kadar puan kaybedecek o biraz belirleyici olacak. Başakşehir’in de şu anki performansını daha yukarı taşıyacağını düşünüyorum. Onların hem maç yoğunluğu hem bulundukları konum itibariyle kolay değil tabii ki. Geçen yıl ikinci bitirdiniz, şampiyonluğa oynadınız sınırlı bir kadroyla, sınırlı bir bütçeyle taraftar desteği olmadan bunları yaptınız. Gelinen noktada çok büyük bir başarısı var Başakşehir’in. Kuşkusuz bu dört takım dışında Trabzonspor’un biraz daha arkadan geleceğini düşünüyorum. İlk 4-5 takım bunlar olur ama geçtiğimiz yıla göre çok daha keyifli bir sezon geçireceğiz. Bu süreçte kim daha az hata yaparsa birbirleriyle oynanan maçlarda kim daha başarılı olursa onun şampiyonluğu daha rahat kazanacağını düşünüyorum. Bakıldığı zaman bu sene Anadolu takımları da geçen seneye göre biraz daha iyi ama genelde sezon başı o şekilde iyi başlıyorlar ondan sonra bir iki takım kalıyor içlerinden. Bu sene Göztepe ve Kayseri biraz ön plana çıktı ama ben yine de bu dört takım arasındaki maçların daha belirleyici olacağını düşünüyorum çünkü diğer maçları bir şekilde, en son oynanan Galatasaray-Bursaspor maçında olduğu gibi, öyle ya da böyle kazanıyorlar. Bir iki maç yine mutlaka kaybedilir Anadolu takımlarına ama birbirleriyle oynayacakları maçlar belirleyici olacaktır.

GB (Burak): Sahada futboldan bahsederken hakemden bahsetmemek olmaz.

Maalesef, keşke bahsetmesek ama…

GB (Burak): Genel olarak soracağım, Türk hakemliğinin en büyük problemi sizce nedir? Aslında iyi başlamışlardı.

Türk hakemliğini çok da yerin dibine sokmamak lazım. Ben spesifik maçlar üzerinden değerlendiriyorum. Geneli itibariyle aslında başarılı hakemler ama öyle yerlerde öyle hatalar yapıyorlar ki akıl alır gibi değil. Bunun da biraz yetenek işi olduğunu düşünüyorum ben. Yıllarca sporun içinde olan birisi olarak siz bir pozisyonun içinde olduğunuz zaman çok iyi görüp süzüp anında karar vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Tecrübesizlik de diyebiliriz buna biraz. Çok genç hakemlerimiz var. Hakemlik biraz araba kullanmak gibi. Kullandıkça tecrübeniz artıyor, refleks haline geliyor. Trafikte giderken bir anda bir şey olduğunda iyi araba kullanıyorsanız onun üstesinden gelirsiniz ya da nerede ne yapmanız gerektiğini otomatik olarak eliniz ayağınız yapar. Hakemliğin de biraz o tarzda olduğunu düşünüyorum. Cüneyt Çakır gibi çok, dünya çapında tecrübeli hakemlerimiz var. Zamanla daha iyi olacaklarını düşünüyorum ama biraz da kendilerinin bunu nasıl yapılır –daha çok mu maç izlemeleri gerekiyor, Avrupa maçlarını mı takip etmeleri gerekiyor, bunun bir eğitimi var mıdır? Pilotların simülatör kullandığı gibi hakemlerin de bir gözlük vasıtasıyla maçtaymış gibi pozisyonları yaşayıp öyle bir eğitim mi alması gerekiyor bilmiyorum ancak bu deneyimi kazanmaları gerekiyor. Hiçbirimiz hakemlerin bilerek, yanlı, dışarıdan bir etki altında karar verdiğini düşünmüyoruz asla. İstemem de zaten böyle olmalarını. O yüzden birazcık tecrübesizlik diye düşünüyorum. Daha çok maç yönetmek, daha çok o pozisyonları görüp tecrübe edip daha rahat karar vermek lazım. Birazcık da bizim taraftarlarda da var kabahat. Maçlarda hakemi etki altına, baskı altına alıyoruz. En ufak bir şeyde harcıyoruz hakemleri. Ben de bir öz eleştiri yapabilirim. O anın heyecanıyla maçın skorunun etkisiyle yaşıyoruz, hepimiz insanız onlar da hata yapabiliriz.

GB (Yasin): Duygusal bir millet olduğumuz için kolay etkileniyor hakemler.

Çok kolay etkileniyor, o etki altında çok kalıyorlar. Burada yine tecrübe işin içine giriyor bence. O şartları çok yaşarsanız, 40 bin kişilik bir statta 100 maç yönettiyseniz, artık 101. maçta size 40 bin kişi veya 50 bin kişi var olması hiç fark etmez. 3 bin kişiye de 40 bin kişiye de aynı hale gelmesi lazım. Bizdeki o duygusallık, tecrübesizlik atılıp, o eğitimleri, tecrübeleri alabilecekleri şeyleri yapmaları lazım. Ben hakem olsam nedir eksiğim diye bakarım. Mutlaka yapıyorlardır. O maçı tekrar izliyorlardır. Belki hakemliğin profesyonel bir meslek haline getirilmesi sağlanabilir. Tabii ki yurt dışı dahil her yerde böyle ama bizde diş hekimi hafta sonları maç yönetiyor.

GB (Burak): Daha önce girişimler de olmuştu tek meslek haline getirilmesiyle ilgili.

Ekonomik anlamda belki hakemleri daha rahatlatıp ya da tam zamanlı hafta içi de gidip eğitim alabileceği, idman yapabileceği, haftasonu maçını yönetebileceği bir mesleğe dönüştürüp geliştirilebilir. Birazcık daha işin içinde olup bunu gerçekten meslek edinip profesyonel anlamda, hobi gibi değil de daha önceliğin hakemlik olması bu tartışmayı azaltıp kaliteyi daha yukarı çeker.

GB (Burak): Bu biraz aslında gündeme göre eski bir soru olacak ancak yine de değinmem gerekiyor diye düşündüm. Yabancı sınırıyla alakalı düşünceleriniz nelerdir?

Ben yabancı sınırı olması taraftarı değilim, yani serbest olmasından yanayım ancak burada kulüplerin daha bilinçli davranması gerekiyor. Serbest diye Türk oyuncuları bir kenara atıp yabancı oyuncu almak da doğru değil, onu bir kurala bağlamak da doğru değil. Yabancı serbest diye altyapıları boşverip bütün oyuncuları dışarıda aramak değil. Yabancı serbest olsun hiç önemli değil hem ülke sporunun kalkınması hem maaliyetlerin düşmesi için kuşkusuz yabancı sınırı serbest de olsa elinizde varsa Türk oyuncular potansiyel gördüğünüz bunları yetiştirip A takıma kazandırmalısınız. Bütün Türkiye’yi karış karış dolaşıp futbolcuları bulmanız lazım. Çok güzel bir Altınordu örneği var elimizde. Atla deve değil. Gidip incelenip ne yapılıyor yapılabilir. Dünya çapında kullanılan sistemler neyse, çocukları ona göre yetiştiriyorlar. Öteki türlü yabancı sınırlaması yapalım şu kadar Türk oyuncu olsun hem kulüp takımlarına hem de Milli Takıma iyi gelecek gibi görünüyor olsa da ona katılmıyorum. Çünkü Milli Takımda olacak bir başarısızlık, heyecanın kaybedilmesi daha kötü olacak. Öteki türlü o tatlı rekabetin içerisine kulübün içinde yabancılarla Türkleri harmanlarsanız, yani daha tecrübeli oyuncuların yanına genç oyuncuları koyarsanız yerli o zaman bütün kulüp takımları da kazanır ülke takımı da kazanır.

GB (Burak): Ujfalusi-Semih olarak Galatasaray’da vardı o konsept. Sparta Prag’ta şu an Semih. Milli takımda o kadar oynayamasa da iki sene daha olsaydı bu konsept, belki de daha komple bir stoper olarak Inter’e gidebilecekti.

Sabır bizde biraz az, hemen başarı istiyoruz, hemen o çocuk yetişsin istiyoruz. Beşiktaş’ta biraz görüyorum, başka takımları alıp onlara oyuncu gönderip orada oynatıp ya da kiraya verip geliştirmek. Bu bütün dünyada böyle. İyi liglerde genç oyuncuları takımında oynatıyorsun yoksa kiraya verip biraz piştikten sonra geri alıyorsun. Buna yönelik adımlar atabilir. Yoksa sınırlansa da kulübün kendi yapısında, genetiğinde yoksa yine istenilen olmayacaktır. Buna bir sınır koymaktan önce kulübün bunu kendi düşünmesi lazım. İnanılmaz bir potansiyelden bahsediyoruz Türkiye’de. 10 tane çocuk varsa 7’sini çevirelim oynuyordur. Hiç de sırıtmazlar. O yüzden bu imkanlar geliştirilebilir. Yerli oyuncu için sınır koymadan kendileri de bulup çıkartabilirler. Cengiz Ünder örneği var. Yetiştiriyorsunuz, oynatıyorsunuz ve dünya paraya satıyorsunuz. Getirdiğiniz yabancı oyunculardan bu tarz verim elde etmeniz çok istisnai bir durum. Son dönemde biraz bu tarz şeyler arttı büyük takımlar adına. Galatasaray Bruma’yı satıyor. Beşiktaş Marcelo’yu satıyor ama çok yaygın alışık olduğumuz bir şey değil bu. Türkiye’deki kanı, işi bitmiş adamlar geliyordu. Şimdi biraz kırıldı bu algı ama hem çok paralar veriliyor yabancılara hem de bakıyorsunuz Türkiye’de o çapta bir oyuncu bulabilirsiniz. Sadece ismi olduğu için geliyor. Eskiden Beşiktaş olarak da çok yaşadık, hala tek tük oluyor bunlar. Mitroviç mesela. Mitroviç gibi bir oyuncu Türkiye’de 10 tane bulursunuz. O yüzden bir sınırlamaya gitmeden kulüplerin kendi içinde oyuncu çıkarıp yetiştirmesi lazım. O zaman zaten bunlar hiç konuşulmaz ve kimse de yabancı sınırı olsun demez eğer sizin elinizde iyi Türk oyuncu varsa Caner ve Gökhan gibi. Bu kalitede oyuncu çıkartabilir Türk takımları. Bunu çıkardığınız zaman kimse şu kadar yabancı olsun bu kadar yerli olsun demez. İş biraz kulüplerde bitiyor bence.

İlgili Yazılar