Olduğu Gibi, Olduğum Gibi Kültür - Sanat

Olduğu Gibi, Olduğum Gibi

Yıllardır istemeden de olsa her yerde ısrarla duyduğumuz bir şey var. Herkesin ispatlamak istediği bir şey… Herkes durmadan kendine hatırlatıyor ve etrafındakilere öğütlüyor benliğimizin karmaşık varoluşunu. Buna “ben böyleyim” akımı bile denebilir. “Ben böyleyim ve kimse için değişmem!” diye sesini duyurmaya çalışanlar milyonları aştı. Peki gerçekten bunu mu kastediyor bunu savunan herkes? Gerçekten bunu üstüne basa basa söyleyenler oldukları gibi olmaktan o kadar memnun mu? Hayatımızın en azından bana göre temel ihtiyaçlarından olan, kendimizle barışık olmayı ve kendimizi tam anlamıyla tanımayı bu kadar rahat başarabildik mi?

Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerekir.

-Richard Bach, Martı Jonathan Livingston

Açık konuşmak gerekirse bu benim de sıklıkla kendime hatırlattığım bir cümle. Ben buyum ve beni ben istemediğim sürece benden başka kimse değiştiremez. Zaten bunu ben unutsam bile kitaplar, filmler, müzikler, resimler her fırsatta hatırlatıyorlar bana. (Bunu sıklıkla bana hatırlatan bütün yol arkadaşlarımı yazının sonuna size hediye olarak bırakacağım.)

Geçtiğimiz günlerde Nil Karaibrahimgil’in tam dokuz yıl önce yazdığı ”wake ari” yani “olduğu gibi” odaklı yazısına denk geldim ve bunun üzerine uzunca düşünmeye başladım. Olduğumuz gibi yaşamanın, hissetmenin ve bakmanın neden bu kadar büyük bir meseleye dönüştüğünü izledim. Etrafımızdakilerin bizden durmadan mükemmellik beklemesinin hayatımızı ve kendimize bakış açımızı ne ölçüde değiştirdiğini düşündüm. Onların beklentilerini karşılamaya çalıştığımız en küçük anda kendimizi bu mükemmeliyet virüsüne kaptıracağımızı ve ben olmaktan çıkacağımızı düşündüm Nil Karaibrahimgil’in bu yazısıyla. Buraya kadar onunla aynı fikirdeydik diyebilirim. Başkalarının mükemmelini bulmaya çalışmaktansa kendim için mükemmel olanın peşinden koşmayı tercih ettim çünkü ben de her zaman. Ben böyleyim, dedim Nil Karaibrahimgil gibi. Olduğum gibiyim. Lena Dunham’ın, Tezer Özlü’nün, Richard Bach’ın, Uygar Şirin’in  ve Oğuz Atay’ın da dediği gibiyim. Benden beklenilenler ve kendimden beklediklerim arasındaki çizgiyi çizmeyi bilenlerdenim. Emin olduğum bir şey var: Kendimi kendim kabul etmeli ve anlamalıyım.

Wake ari deriz, bizi eksik bulanlara. Ben böyleyim, bu sepetteki turp kadar yamuk, bu havuç kadar kesik, bu limon kadar lekeliyim.

-Nil Karaibrahimgil, 2009

Ne demişler hiçbir şeye körü körüne bağlanma. Sorgula. Çık masanın üstüne başka bir açıdan bak. Ben de öyle yapıyorum bazen ve her ne kadar bu “ben böyleyim” işini çok sevsem de zaman zaman bu durumdan çok soğuyorum. Başka bir açıdan bakınca erkenden kabulleniş ya da pes etme gibi görüyorum. Hayatta bir yerlere gelmeyi gözünde büyütenlerin bir bahanesiymiş gibi geliyor bazen. Çabalamaya, değişmeye, ulaşmaya çekinenlerin kısa yoluymuş gibi… Kendine yetmek ve kendinin farkına varmak elbette çok güzel ama devam etmemiz için kendimize sürekli bir şeyler eklemek arzusunda olmamız gerekmez mi? Çünkü çok insan tanıyorum hatalarıyla yüzleşmek yerine “ben böyleyim,” cümlesinin arkasına saklanan. Özür dilemek yerine “beni böyle kabul et,” diye çıkışan. Zorlukları birer birer tırmanmak yerine, kendini böyle kabul ettirmek istediği için olduğu yerde sayan. Dedim ya hiç kolay değil bunun bir orta yolunu bulmak. Benliğinin farkında olmak ile benliğine kör olmak birbirine çok zıt görünen kavramlar olsa da birinden diğerine geçmesi çok kolay. Kendinizi fark etmeden çizginin öbür tarafında bulabileceğiniz durumlardan bir tanesi bu. Bu yüzden yazdım ya bu yazıyı da zaten. Sizin de kafanızı biraz olsun karıştırabildiysem ne mutlu bana. Siz de artık bu ikilemden haberdarsınız ve kendinizin ne tarafta olduğunu düşünmeye başladınız demektir. Hem ne demiş Carl Rogers? “Kendinizi olduğunuz gibi kabul ettiğinizde değişmeye başlarsınız.”

Daha önce de bahsettiğim gibi size bu yolculukta eşlik edebileceğini düşündüğüm birkaç kitabı, filmi, şarkıyı da aşağıya bırakıyorum. İyi yolculuklar.

  • Bildiğin Kızlardan Değil! (Lena Dunham)
  • Martı (Richard Bach)
  • Yaşamın Ucuna Yolculuk (Tezer Özlü)
  • Karışık Kaset (Uygar Şirin)
  • Change (Lana Del Rey)
  • Yaşamak İstemem (Yavuz Çetin)
  • Dancing With Myself (Nouvelle Vague)
  • Ben Böyleyim (Athena)
  • That’s What I Am (2011)

Görsel Kaynağı:

http://weheartit.com/entry/1297654

İlgili Yazılar