Ümmiye Koçak Röportajı Kültür - Sanat

Ümmiye Koçak Röportajı

Mersin Arslanköy’den New York’a uzanan bir başarının öyküsü… Köyünde kurduğu Kadınlar Tiyatro Topluluğuyla köylünün sesi olmuş; yazdığı oyunlar, yönettiği filmlerle “Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazanmıştır Ümmiye Teyze. Mütevazılığıyla, azmiyle, samimiyetiyle hepimizin gönlünü fethetmiş, aynı zamanda kendine özgü duruşunu hiç bozmamasıyla da güçlü bir mesaj vermiştir hepimize; kalıplara girmek zorunda değiliz hiçbir şekilde. Kendisine epeyce yoğun olduğu bir dönemde ulaşmamıza rağmen bizi kırmayıp bir söyleşi yapmayı kabul ettiği için teşekkürlerimizi burada tekrarlıyoruz ve söyleşiye geçiyoruz.

 

GazeteBilkent: Çocukluğunuzdan başlayalım…

Ümmiye Koçak: 1957 yılında Adana’nın Çelemli köyünde on kardeşin altıncısı olarak dünyaya gelmişim güzel yavrum. Okumayı istememe rağmen okula gitmedim kız çocukları okula gitmediği için. Bir gün camiden anons edildi kız çocukları okula gidecek yoksa baba hapse girecek diye. Kız kardeşim gidecekti bizden de, o gitmeyince ben gittim. Hep diyorum, ben ilkokulu tesadüfen bitirdim. Tesadüfen elime Maksim Gorki’nin “Ana” kitabı geçti. Çok okudum, okumayı çok seviyorum, mücadele etmeyi çok seviyorum. Ama hepsinden ötesi ne biliyor musun güzel yavrum? Çok aşırı yaramaz bir çocuktum, her istediğimi mutlaka yaptım. Ama şimdiki gibi değil, laptop isteyip de laptop alayım, tablet alayım, yok şunu alayım şeklinde değil, ben büyüklerimden ne gördüysem onları yaptım. Büyüklerim pekmez kaynatıyorlarsa ben de herkesi organize ettim yaşıtlarımı benden büyüklerini, ben de yaptım. Ekmek yapıyorlarsa ben de ekmek yaptım. Kendi oyuncaklarımı kendim yaptım, düşüncelerimi özgür bıraktım ve özgürdüm, baskı görmedim.

GB: Peki ailenizde tiyatro veya sinemayla ilgilenen bir büyüğünüz var mıydı?

ÜK: Yok hayır, ben 45 yaşımda gördüm tiyatroyu. Sonra Mersin Arslanköy’e gelin geldim. Çocukluğum bu kadar yeter sanırım.

GB: Tiyatro/sinemanın çocukluk hayaliniz olup olmadığını merak etmiştim ama sanırım değil…

ÜK: Hayır hayır.

GB: Bir insanın başarıya ulaşmasında doğduğu yerin, cinsiyetinin, yaşının, sosyal konumunun etkisi sizce nedir?

ÜK: Bence güzel yavrum hiçbir etkisi yok. Nerede olursan ol, istersen dağın başında ol, istersen köyde ol, kasabada ol, beldede ol. Yani nerede olursan ol, mümkün değil. İstersen istediğin her şey olabilirsin, yeri ve mekânı yok. Ben kabul etmiyorum. Hele de şimdiki şu zamanda yavrum. Her şey şimdi teknolojiyle. Teknoloji de her yere gitti, dağın başında bile teknoloji var. Elektrik her yere gitti, eskisi gibi değil. Yani sen bir hayal kurduysan ona ulaşmak için yer-mekân önemli değil. İstersen her yerde her şey olabilirsin ama tabii ki çalışacaksın mücadele edeceksin hayallerinin peşinden koşabilmek için yavrum.

GB: Hayal kurmaya kitaplarla başladığınızı söylemiştiniz. Sizi en çok etkileyen kitaplar nelerdir?

ÜK: Çocukluğumda Maksim Gorki’nin kitabını aldım okudum. Onun dışında benim çocukluğumda Kemalettin Tuğcu’nun çocuk serileri vardı: “Atlı Çocuklar”, “Çocuk Pazarı”, “İçler Acısı”, “Kardeşim Tomris”…. Bunların hepsini teker teker okudum ben. Belki de o zamanlar çocukluğumda aldım o vicdanı, merhameti… Hala daha aklımda bunlar, hep hakirdiler. Belki de o çocuklardan okuduğum o kitaplardan dolayı bu kadar çok duyarlı, vicdanlı, merhametliyim. Çocukluk çok önemli. Kemalettin Tuğcu’nun çocuk kitaplarını o dönemde çok okudum, tekrar tekrar okudum. Hâlâ da severim.

GB: “Sizden ilham aldım ve ben de bulunduğum çevrede bir şeyleri değiştirmek için bir adım attım,” diyerek size ulaşanlar oldu mu? Bunlardan bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

ÜK: Çok oldu güzel yavrum, hangi birini söyleyeyim ki? Mesela en basitinden Muğla’ya davet ettiler beni konuşmacı olarak. Ben onlara dedim ki gelirim ama bir şartla, köylerdeki insanları getirin yavrum. Ben onlara örnek olmak istiyorum çünkü onlar tiyatroya her zaman gidemiyorlar. Onları çok iyi anlıyorum dedim. Onlar da sağ olsun belediye başkanı araç tutup getirtti köydeki kadınları, ben onlara dedim siz de güzel şeyler yapın. Sadece hayvan bakmak, bağda bahçede çalışmak değil, başka, farklı şeyler. Hayallerinizin peşinden koşun dedim. Onlar da dedi ki biz de tiyatro yapmak istiyoruz ama biz yapamayız, senin gibi değiliz. Ben de dedim ki “Neden yapamayasınız? Yaparsınız güzel yavrularım. Çünkü benim sizden bir farkım yok ki. Yaparsınız, yeter ki biz bunu yaparız biz akıllıyız deyin de kendinize güvenin. Siz bunu yapın, ilk oyununuza da beni çağırın. Söz, geleceğim.” Onlar tiyatro kurdular, provalarını yaptılar. Sonra beni davet ettiler, oyunlarına gittim, izledim, onur konuğu oldum. Bu benim için öyle güzel bir şeydi ki güzel kızım. Çok güzeldi. Bir de okuması yazması olmayan kişilerdi, doğaçlama tiyatro yaptılar. O duygu çok güzel bir şey.

Telefonla biz de sizden örnek aldık sizin gibi tiyatro kurduk diyen, oyunlarımı isteyen çok. Ondan sonra beni kendine yakın bulup eşiyle araları bozuk oldu mu eşinin telefon numarasını gönderiyor, bizi barıştır. Ya da ben, çocukları aldı gitti ben ne yapabilirim, nasıl davranabilirim eşime diyor. Bunlar beni öyle mutlu ediyor ki güzel yavrum, demek ki beni kendilerine yakın hissediyor. Hepsini evladım gibi seviyorum.

GB: O kadar samimisiniz ki cidden ailemizden biri gibi hissediyoruz sizi…

ÜK: Ben de öyle hissediyorum. Kocaman bir ailemiz varmış.

GB: Twitter sayfanızdan paylaştıklarınız da birçok insana ilham veriyor. Sayfanızı siz mi yönetiyorsunuz?:

ÜK: Ben yönetiyorum güzel yavrum ama sürekli ben yönetiyorum dersem yalan söylemiş olurum. Çoğunlukla kendim yapıyorum ama ben Mersin’de değilsem ve takip etmesi gerekirse telefonla ben söylüyorum oğluma, bunu bunu yaz oğlum, bunu bunu güncelle oğlum diye, hani fırsatım olmazsa. Ama oradaki yazılar tamamen benim kendi fikrim, ben söylüyorum oğluma, o yazıyor. Ama kendim takip ediyorum yavrum.

GB: Ailenizden de destek alıyorsunuz öyleyse.

ÜK: Tabii ki oğlumdan kızımdan, eşim… Hepsinden destek alıyorum. Aile birlikteliği çok önemli yavrum, başarının en büyük temeli aile.

GB: Onu da size soracaktım. Evet bir insan tek başına da büyük işler başarabilir ama yakınlarıyla birlikte çok daha büyüklerini başarabilir diye düşünüyorum. Sizin başarınızda yakınlarınızın, özellikle bir erkek olarak eşinizin tavrı duruşu nedir?

ÜK: Tabii ki, eşimin desteği olmasa ben bu kadarını yapamazdım diye düşünüyorum. Neden yavrum? Hiç kimse tek başına bir şey yapamaz. Çocuklarımdan önce eşim vardı. O benim he dediğime saygı göstermeseydi, beni desteklemeseydi, çocuklarım da beni desteklemezdi. Tabii ki benim en büyük destekçim eşim. İnsan birlikte bir bütün oluyor, erkek ol kadın ol. Birlikte başarılırsa o kalıcı olur ve güzel olur. Benim eşimin desteği çok çok büyük. Çocuklarım tabii ki sonra devreye girdi.

GB: Sosyal alanda giyim kuşam kadın üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılabiliyor. Sizin bu konuda oldukça güçlü bir tavrınız var. Bu duruşunuzun özellikle bir sebebi var mı?

ÜK: Tabii ki var güzel yavrum. Ben köylü kadınıyım ve köylü olduğum için de gurur duyuyorum. Bunu her yerde söylüyorum. Ben diyorum ki insanlara “bırakın köylü köylü gibi giyinsin, şehirli de şehirli gibi giyinsin.” Onun için ben köylüysem köylü gibi giyinmek istiyorum, neden başkası gibi giyineyim ki? Ben bu yaşantımdan, köylü olmaktan gurur duyuyorum ve bu şekilde giyinmekten mutlu oluyorum. Neden başkasını mutlu etmek için başka şekilde giyineceğim ki? Dış görünüş hiçbir zaman için önemli değil ki. Ben insanlara bunu anlatmaya çalışıyorum, dış görünüş önemli değil, ne giyersen giyin. Ama öncelikle kafanın içi. Kafanın içini geliştirirsen güzel kızım o zaman neyin ne olduğunun farkına varırsın zaten. Her şey ortaya dökülür, düzelir. Daha güzel, daha şeffaf, daha aydınlık olur. Anlatabildim mi? Ben köylü kadınıyım, köylü gibi giyiniyorum. Ama ben hiç kimseye demem ki böyle giyinin diye. Hiç kimsenin kimseye karışmak gibi bir hakkı yok. Ben istediğim şekilde giyinirim. Ama kıyafetten hiçbir şey olmaz be yavrum. Ne olur Allah aşkına? Sadece eskiden, ben kendimi bildim bileli, hastaneye şuraya buraya gidildiği zaman köylü deniyor. Oysaki köylü denilen yer, aşağılanan yer, küçümsenen yer kıyafet değil. Kendimizi ifade edemememiz. Bir doktora gittiğimizde neremizin ağrıdığını söyleyemiyorsak… Evet, köylü deniyorsa bu kıyafet yüzünden değil. Ben bunu insanlara anlatmaya çalışıyorum. Bakın görsellikten, bu köylü,şehirli ne olursan ol, kendini ifade etmesini öğren. Sen kendini geliştirirsen kendini gittiğin yerde ifade edebiliyorsan karşı tarafa, seni kimse görmez bile köylüymüşsün şehirliymişsin. Ben diyorum ki ne kadar şık giyinirsen giyin herkesin giyimine göre. Herkes diyor ki bana Ümmiye Hanım daha şık giyin, herkesin şıklığı kendine göre. Ben diyorum ki ben gayet şıkım. Bu şekilde olduğum için mutluyum ve şıkım. Ama bazılarının dediğine göre de farklı şıklıklar var. Onların istediği gibi olabilmem de benim 10-11 dakikamı alır. Fakat gelin de benim kafamın içini değiştirin bakalım. O kadar kolay değil, bu hiç kolay değil. Görsele ne var ki giydir herkesi, herkesin şıklık anlayışı farklı, herkesi istediği şekilde giydir. Ama çocuğuna anlat bakayım ya da bir büyüğe, bir cümleye o öyle değil de böyle de de, bakayım değiştirebilecek misin?

GB: Kadının kadına yaptığı şiddet konusuna çok sık değiniyorsunuz. Bu şiddet türünü tanımlamak ister misiniz?

ÜK: Kadından kadına şiddet o kadar çok ki; hem sözlü, hem psikolojik, hem görsel her türlüsü var. Ama her nedense herkes örtbas ediyor, çekiniyor, söylemiyor, göz ardı ediliyor. Oysaki en büyük şiddet, güzel yavrum, kadından kadına şiddet. Ayşe Teyze kavga ediyor, Fatma Teyze kavga ediyor, gelin-görümce kavga ediyor. Hepsinin yanında çocuk oluyor yavrum, kız veya oğlan. Bunlar büyüyor yavrum, biri sinmeyi öğreniyor biri sindirmeyi. Ne yapsınlar, yaşayarak hayat deneyimlerinden çevrende gördüğünü öğreniyor güzel yavrum. O çocukların biri karısından ayrıldı, biri kocasından ayrıldı. Biz hareketlerimize dikkat etmeliyiz anne baba olarak. Çocuklara iyi şeyler verelim ki iyiyi alsınlar. Ben çocuklarıma hiç kitap okuyun demedim, ama okuyorlar. Ben hiç sigara içmeyin demedim, ama içmiyorlar. Çünkü ben kitap okudum, ben bizim evde sigara içirtmedim gelen misafirlere bile.  Çocuklarım da içmedi. Bir şeyi tepeye vura vura öğretmektense, yaparak örnek olarak öğretmen en kalıcısı güzel yavrum. Ben onu yaptım çünkü çocukluğumda da öyle gördüm. Ama kadından kadına şiddet bambaşka bir olay. Bunu bir oturtsak güzel yavrum, biz kadınlar olarak kendi hareketlerimize engel olsak yani hemcinslerimize karşı kıskançlık olmasa, bencillik olmasa… Bunun rengi yok, azı çoğu yok, köyde ol, şehirde ol, bu nerede olursan ol var. Bakın bir kız mesela yevmiyeye gidiyor 25-30 lira, 50 lira yevmiyeyle bağda bahçede çalışıyor. Diğer taraftakinin durumu iyi, onun aldığı şalvarlıktan almış, “Allahın görmediği, talihine kılığına bakmaksızın yevmiyeye gider, benim şalvarlıktan giymiş,” diyor. Kadın, sana ne? Ne güzel, mutlu ol. Yani bunun yükseldikçe dozu da yükseliyor güzel yavrum. En alt tabakadan ta üste kadar yükseliyor kıskançlık hemcinslere karşı. Ama birçoğu üstünü bastırarak saklayarak yapıyor. Belli etmiyor, gizli. Benim çok canımı acıtıyor bu.

GB: En azından hemcinslerimizden destek görmek istiyoruz ama…

ÜK: Tabii ki yavrum biz birlik olsak kadınlar olarak neler yapamayız? Gerçekten bütün dünyada böyle, sadece Türkiye’de değil. Kadınlar bir birleşse yetiştirdiğimiz çocukları ona göre yetiştiririz, bilinçli, hareketlerimize dikkat ederek. Daha sevgi dolu oluruz. Sevginin olduğu yerde mutluluğun olduğu yerde neden olsun üzgünlük? Öldürenler o kadar çoğaldı ki… Öleni de öldüreni de biz doğuyoruz biz büyütüyoruz.

GB: Hayatınızın farklı dönemlerinde farklı bölgelerde yaşadınız. Bu mekanların sanatınıza ve kişiliğinize etkisi nelerdir?:

ÜK: Benim sadece kendimi geliştirmeme sebep oldu güzel yavrum. Çok iyi bir gözlemciyim, iyi bir dinleyiciyim. Sadece iyileri alıp kötüleri heybemin delik gözüne koyup orada bırakıyorum. Sadece kendimi geliştiriyorum. Çevremde gördüklerime orada gördüğüm böyleydi burada böyleymiş, deyip iyileri alıyorum. Yani sadece kendimi geliştirmemde bana çokça faydası oldu, değişik kültürlerden değişik insanlardan değişik adet ve gelenekleri öğrendim. Çok seviyorum kendimi geliştirmeyi. Öğrenmeyi çok seviyorum çünkü. Çok açım öğrenmeye.

GB: İnsan tanıdıkça çoğalır diyorsunuz…

ÜK: Tabii ki, tabii ki. Tanıdıkça onun hikâyesini dinliyorsun onu görüyorsun daha çok çoğalıyor, çoğalıyor. Ve ben daha mutlu oluyorum öğrendikçe.

GB: Ronaldo’yla yaptığınız reklam filmiyle çok büyük bir kitleye ulaştınız. Çekimler sırasında zorluklar yaşadığınız oldu mu, dil gibi?

ÜK: Hiçbir zorluk olmadı, biz gözlerimizle anlaştık onunla güzel yavrum. Ben ona baktım işaret ettim, o bana baktı işaret etti. Ben ona yavrum kuzum dedim, o da bana “mommy” dedi. Gözlerimizle anlaştık. Sevginin rengi, dili yoktur. Sevgi yürekten hissedilir. Gözüne baktım kısacık, sanki evladımmış gibi gördüm onu. O da beni annesiymiş gibi gördü. Zorluk çekmedik, gerçekten de çok neşeli, çok eğlenceli. Aslında televizyonlarda soğuk görünüyor ama gerçekten çok sıcakkanlı. Ben baştan çekindim o bana gözleriyle işaret etti gel gel dedi, ben gene çekindim sonra menajeri geldi aldı götürdü beni. Çok sıcakkanlı.

GB: Son sorum da bununla ilgili olacaktı sevginin dili rengi var mıdır diye. Siz zaten cevapladınız…

ÜK: Yok, yok güzel yavrum. Dili dini hiç yok. Ne gözyaşının rengi var ne de sevginin. Ne olursan ol insan ol güzel yavrum, sevgiyle yaklaş. Karşılığı sana mutlaka sevgiyle döner, emin ol bundan. Çünkü sevginin açamayacağı hiçbir kapı yok.

İlgili Yazılar