Adalet Politika

Adalet

Yarın saat 11.00’de Güvenpark’ta olacağım. Elimde sadece bir afiş olacak “ADALET” yazacak üzerinde, adalet! Dünyanın en soylu kavramıdır adalet. Adaletin olmadığı bir ülke mi olur? Adaletin olmadığı bir devlet mi olur? Adaletin olmadığı bir halk mı olur? Devletin temeline dinamit koyuyorlar, devletin temeline, adaletin temeline dinamit koyuyorlar! -Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Haziran 2017.

Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü’nde

Bu yazının başına iliştirdiğim fotoğrafı unutmayınız, bu fotoğraf, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikayesi yazılırken bu hikayenin en başında kendine yer bulacak. Bu fotoğraf, 15 Temmuz karanlığının hemen ardından, kendine özgü alışılmış edilgenliğini ve mağlubiyet hissiyatını iliklerine kadar hissetmiş olan sol düşüncenin, bir soluklanması, bir kendine gelmesi, en azından üzerindeki ölü toprağını üzerinden atması olarak anılacak. Ancak bu fotoğrafın anlattığı “Adalet Yürüyüşü”, sembolik önemi itibariyle Türkiye’nin en müstesna siyasal hareketini uyuşturan bütün sosyo-politik etmenlerin önüne geçmeyi nasıl başaracak, bunu hâlen iyi okuyabilmiş değiliz.

Yakın geçmişi irdelediğimizde görürüz ki, CHP, toplumsal kırılma anlarında oldukça zayıf kalmıştır. Öte yandan söz konusu dönemde Kemalizm’den özerkleşmiş ve sanıldığının aksine Kemalizm’in temel prensiplerinin bir kısmını söylem bazında reddeden Ulusalcı milliyetçilik, bu yıllarda sol seçmenin söylem açlığını gidermek suretiyle siyasete kanalize olmuştur. Nitekim gelecekte, geçtiğimiz on – on beş yıl, Kemalizm’in askeri bir hareketten öte, politik bir hareket olduğunu unutan, sınıfsal ırkçılığı derin hülyalarında yaşatan, Kemalist hareketin Batılılık iddiasını kesin bir dille reddeden Batı düşmanı bir muhalif zeminin varlığıyla hatırlanacaktır. En nihayetinde bu dönemde CHP’yi sosyal demokrat diskuru sahiplenmeye çağıran bir siyasi bilinç de kamuoyunda karşılık bulamamıştır.  Öyle ki sağcı-milliyetçi akımların içselleştirici veçhesi, burada da mecburi ideoloji olan milliyetçiliğin başarısına katkı sağlamış, Türkiye’nin muhalefet zemini Batılı bakıştan uzaklaşmıştır.

Solun böyle yetenekleri yok mudur?

Hepimiz biliyoruz, 12 Eylül’ün kendi amaçları doğrultusundaki en büyük başarısı, en başta sol harekete mağlubiyet psikolojisini yerleştirmesiydi. 12 Eylül’ün altında imzası olanlar, sol fikriyata büyük bir bozgun yaşatmıştı. İktidarı ele geçirmeye odaklanmayan, edilgen ve iddiasız bir solun temelleri o tarihlerde atılmıştı.

İşte Adalet Yürüyüşü, tıpkı Gezi’nin başardığı gibi 2000’lerin başında “anti”ci perspektife sıkışıp kalan, insiyatif almaktan aciz, -ağırlıklı- sol-milliyetçi muhalefetin yenilgilerle dolu mirasını reddederek kendisini yeni bir şeridin başına konumlandırdı. Kılıçdaroğlu, Gezi’de de karşılık bulmayan militarist argümanları dillendirmedi, büyük bir insiyatif alarak geri adım atmadı, adalet için sokağı işaret etti. Öyle ki Adalet Yürüyüşü, solun milliyetçi kalıplarla inşa edilmiş “milli birliğe ve milli devlete sadakat” muhafazakârlığını yendi, dünyanın en soylu kavramını Ankara’dan İstanbul’a yürüyerek ve yürüyüş sırasında büyük bir çoğunluğu AK Partili olan bazı protestocularla karşılaştığında oradaki insanları alkışlayarak anlattı.

Adalet Yürüyüşü, CHP’nin ve sol muhalefetin durumlara, olaylara ve öznelere değmeyen, değinmeyen tercihlerini; kısacası apolitizmini yendi, yeni bir savunma hattı yarattı. Umuyorum, münferit bir olay olarak kalmaz.

İlgili Yazılar