Aklımızda Kalanlar Politika

Aklımızda Kalanlar

Çok konuştuğumuz, üzerine uzunca bir süre fikir yürüttüğümüz, sohbetlerimizden eksik olmayan 16 Nisan anayasa değişikliği referandumu nihayet sona erdi. Milliyetçi -mukaddesatçı siyasetin ve buna ek olarak şimdilerde ulusalcı siyasetin bıkmadan usanmadan söyleye söyleye devalüe ettiği “Türk milleti”, eline geçen bu büyük fırsatı değerlendiremedi; 23 Nisan arefesinde, 16 Nisan’da, kapısına kilit vurulmak istenen TBMM’yi tekrar açma fırsatını yitirdi.

Artık evet/hayır nasıl olsa serbest; sonuçlar hayırlı olsun. Muhalefet cephesi, yeni sistemde 2019’a kadar kendi tek adamını yaratamadıkça yenilgiler CHP’nin başında bulunduğu hayır koalisyonunun peşini bırakmayacak. Öte yandan bu referandumun şaibeli olup olmadığı, devlet gücünün kullanıp kullanılmadığı noktasına gelirsek aslında tartışmanın nirengi noktası da bu. YSK’nın da karıştığı bu referandum, aslında kimilerimize “devlet” ve “millet” nosyonlarının üzerine düşünme imkanı verdi.

Devlet, hükümranlık, toprak ve insan unsurlarıyla bir bütündür.

Devletin Weberyen tanımı, devletin belli bir toprak parçası üzerindeki meşru fiziksel güç kullanımı tekeline sahip olmasını ifade eder. Bu tanım, aslına bakılırsa hukuksal bir tanımdır ve dar çerçevede devletin hükümranlığını yansıtır. Prof. Kemal Gözler’e göre ise devlet, hükümranlık, toprak ve insan unsurlarıyla bir bütündür, bu nedenle devlet sadece egemenlik unsuruyla açıklanamaz. Toplumun içindeki karmaşık  ve çoğul yapının bütüne indirgenmek suretiyle kamusallaştırılması, devletin başlangıcını ifade eder. Devlet, kamusallığın kurumlaşmış raddesidir.

Bu bağlamda yaptığım bazı okumalar neticesinde öğrendim ki referandumumuzdan eksik olmayan “güçlü devlet” / “strong state” illüzyonu, akademik camiada 1970’li yılların sonunda etraflıca tartışılmaya başlanmış. Post-modern milliyetçiliklerin elinde büyüyen “güçlü devlet”, J.P. Nettl’ın World Politics isimli bir dergide yayımladığı bir makalede dile getirilmiş. Aslına bakılırsa Nettl’a göre güçlü sıfatı, siyasal seçkinleri denetimleri altında tutmaya çalışan devlet seçkinlerinin kudretini pekiştiriyormuş.

Günümüzde güçlü devletin bu kudretini söz konusu devletin hükmettiği topraklardaki “etkin”liğiyle açıklamaya çalışıyoruz. (Örneğin: 81 ilde firesiz vergi toplamak.) Aslında güçlü devleti tek bir kıstasa indirgiyoruz. Öyle ki sahadaki söylemler de bu yönde tezahür ediyor. Oysaki görülüyor ki güçlü devletlerde pek çok parametre vardır, güçlü devlet insanın ahlaki bir topluma ait olduğu inancıyla idare edilir, bu tür devlet sistemlerinde toplumun çıkarı bireyin ya da üyenin çıkarından önemlidir. Öte yandan güçlü devletlerde kurumların ahlaki vecibeleri vardır, siyaset ise liderlik ve bu tekelci liderliğin halkı eğitmesi biçiminde gelişir.

Milliyetçi ideoloji, bu yüzden milleti halktan üstün tutar.

Bir de bize özgü bir tartışma var… Halk ve millet tartışması. Halk, ilkokulda bize öğretildiği şekliyle, işbirliğiyle asgari müştereklerde buluşma iradesini gösterir, özü itibariyle çoğulculuk da halktan beslenir. Millet ise bambaşkadır, siyasetçimiz için vazgeçilmez bir ehemmiyete sahiptir. Millet, Tanıl Bora’ya göre ezeli bir ortak kök ve yaradılış inancını taşıdığı için bir heyecan taşır. Milliyetçi ideoloji, bu yüzden milleti halktan üstün tutar. Nitekim M.Kemal de vakti zamanında halkın hakikati anlar anlamaz derhal milletin müşterek arzusuna katıldığını söylemişti. Yani M.Kemal de halkı “nihayet” milli şuuruna erdirmeyi başarmıştı…

Öyleyse yaptığım çıkarımlardan anlıyorum ki milliyetçilik, böylesine temel hususlardaki temel içgüdülere yakın durma avantajını doyasıya kullanıyor. Milliyetçilik, halkın asgari müştereğini ifade eden bayrağını nasıl milletin arızi(!) unsurlarını linç etmek için kullanıyorsa, devleti ve milleti de çok vahim bir demagoji için hunharca kullanıyor. Nitekim böyle vasat tasavvurların gittikçe sıradanlaşması, günden güne yaşamımızı daha çok işgal etmeye başlayan milliyetçi gurur ve azmin bize daha çok zarar vereceği anlamına geliyor.

 

Kaynakça:

Bora, Tanıl. Türk Sağının Üç Hali. Ankara: Birikim Yayınları, 2015.

Gözler, Kemal. Devletin Genel Teorisi. Bursa: Ekin Kitabevi, 2007.

Heper, Metin. Türkiye’de Devlet Geleneği.  Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2015.

 

 

Hukuk fakültesi öğrencisi.

1 Comment

  1. Bayram
    01.05.2017 at 19:51 Reply

    Hakim eden, hükmeden yada kural koyanın faydasına hareket eden rejimler faydasızken ortak faydanın yada kamu çıkarının arkasında duran duran rejimler faydalı rejimlerdir. Hükmetmeye ya da kural koymaya yönelen rejimlere doğru sapmalar ya da diğer bir ifadeyle faydalı rejimlerden sapmalar doğru olmaz. Çünkü şehirler özgür insanların ortaklığını temsil ederler.
    Dolayısıyla faydalı rejimler:
    Monarşi – Tek bir insanın kamu çıkarına hareket etmesi
    Aristokrasi – Bir grubun kamu çıkarına hareket etmesi
    Politi – Toplumun kamu çıkarına hareket etmesi

    Faydasız rejimler:
    Tiranlık – Tek kişinin kendi çıkarı doğrultusunda hareket etmesi
    Oligarşi – Bir gurubun kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi
    Demokrasi – Toplumun kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi
    Ne yaman çelişki :D

Yorum Yap!

İlgili Yazılar