Cehalet Perdesinden Rehavet Perdesine Politika

Cehalet Perdesinden Rehavet Perdesine

johnrawls

Yaşam ampirik gözlemler yapabileceğimiz bir zemin değildir, toplumsal işleyişe yönelik bir davranışın diğeri ile arasında neden sonuç ilişkisi olduğunu ve etkeni değiştirdiğimizde sonucun da doğrudan değişeceğini söyleyemeyiz. Ancak  insanın zihninde bir kısım olayları tekrar tekrar canlandırması ve  denklemler kurması olasıdır. Rawls adalet kuramını geliştirirken cehalet perdesi kavramını bu imkan üzerine inşa etmiştir. Rawls’a göre adaletin ilkeleri bir cehalet perdesinin arkasında belirlenir ve adalet sizin kim olduğunuzla ilgilenmez. Cehalet Perdesi (Veil of Ignorance) ile  istenen insanın zihninde  kendisini bir perdenin arkasına koyup, henüz hayata gelmemiş olduğunu, kendi yeteneklerine, görünüşüne, dünyanın hangi ülkesinde nasıl dünyaya geleceğine, hangi statüden nasıl  bir aileye evlat olarak doğacağına, zeki veya aptal, hasta ya da sağlıklı, güzel ya da çirkin, kadın ya da erkek olacağına dair hiçbir şey bilmediğini hayal etmesi ve bu durumda nasıl bir adalet sistemi arzu edeceğinin sorgulanmasıdır. Biz bugün içinde yaşadığımız dünyaya cehalet perdesinin ardından baksaydık ve biri bize :

“Doğacağın dünyada yüzde birlik bir kesim zirvede bir refah düzeyine sahip, servetlerinin toplamı dünyanın geri kalanının varlığına denk, bu sınıf dünya politikasını şekillendirebilecek, binlerce topluluğu yönetecek kadar zengin. Ancak orta sınıf bir yana, dünyada  milyonlarca insan da tam tersine, siyasi haklar ve özgürlükler şöyle dursun; aç, susuz, güvensiz hayat şartları altında yaşamını idame ettiriyor. Milyonlarcası köle, tüm ömürlerini çalışarak da geçirseler sistem refah düzeylerini artırmalarına izin vermeyecek, pek çoğu savaş mağduru, evsiz, hasta, gazi, engelli, göçebe… Dünyada ülkelerin çoğu fakir, zengin ülkelerde de olsalar yoksullar yine yoksul. Bu sosyal gruplardan herhangi birinde doğma ihtimalin de oldukça yüksek. ” deseydi, bu adaletsiz sisteme rastgele fırlatılmayı öylece kabul eder miydik?

Veil of ignoramce

Rawls’a göre, hiçbir insan yaşama, barınma hakkı, ifade özgürlüğü veya din hürriyeti gibi temel hakları olası bir üst düzey ekonomik statüye değişmez ve nereye geleceğini bilemediğinden küçük bir grubun varlıklı ve güçlü olmasını, büyük grubun ise ezilen olmasını dilemez, bu riski göze alamaz. Böylece kendisinin de içine düşebileceği en alt sosyal düzeyde yaşayan insan için de en azından temel düzeyde yaşanabilir koşullar arzu eder  ve onun temel haklarını üst sınıfın zenginliğinden kısmak suretiyle içine doğabileceği grupları uçluktan uzaklaştırıp, her birini yaşanabilir kılmaya çalışır.

Bu kavram üzerinden günümüzü düşününce, öyle hissediyorum ki bize dünyaya gelmeden, cehalet perdesinin ardından bu adaletsizlik gösterilse imiş biz de  “Adalet!, Adalet!” diye haykıracakmışız ama biri kulağımıza eğilip “Şş, sus, senin yerin iyi.” deseymiş de rahatlayıp lâl kesilecekmişiz.  Aslında bugün adaletsizliğe karşı sistemi değiştirecek köklü adımlar atmamamızın temel nedeni cehalet perdemizin yırtılmış olması ve bu adaletsizliğin birinci derece mağduru olmadığımızı görmüş olmamızdır. Boşuna mağdur sınıfların haklarını, yaşam düzeylerini geliştirmek için savaşmamıza gerek yok. Artık biliyoruz, şans, kader ne derseniz deyin iyi noktaya doğduk, anlayacağın paçayı yırttık dostum. Sevinelim!  Açlık sınırında yaşamıyoruz, her gün tepemize bombalar düşmüyor, evsiz, yurtsuz değiliz, köle değiliz, iyi kötü politik haklarımız var kullanabiliyoruz. Derin bir oh çekiyoruz. Sonra, perdenin arkasında yan yana durduğumuz, birlikte gelecekten korktuğumuz bir arkadaşın farklı yere düşüp, köle olduğunu sonra da kıtlıktan öldüğünü öğreniyoruz. Ne yapalım diyoruz onun da  kaderi böyleymiş…

the-veil-of-ignorance 2

Şimdi kime kızmalı?

Batının hırsından insanlığına perde inmiş emperyalistlerine mi?

Doğunun “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”  diyen peygamberinin, aç komşusunu görmemek için penceresine perde çeken ümmetine mi?

Hepsine! En çok bize!

Bugün biz, perdeler çekiyoruz…Vaktiyle bir perdenin ardında beklediğimiz,  sonra bambaşka acılara doğan  insanlara yapılan zulmü görmeyelim diye onlarla aramıza perdeler çekiyoruz. Rehavetimizin dayanılmaz hafifliğini yaşarken, adaletsiz bir terazinin üstte kalan kefesindeyiz diye sevinç çığlıkları atıyoruz. Acılar ağır basıyor mizanda. Cezamızı ötelerde bir mahkemeye erteliyoruz. Son nefesimizi verince,  yine diziliriz bir gün arafta, kimin nereye gideceğinin bilinmediği bir perdenin ardına…O vakit yine yırtılacak perdeler de vaktiyle bize yangınlar içinden haykıran tanıdıklarımız dikiliverecek yanı başımıza. Acılı hem de  öfkeli gözlerle yüzümüze bakıp “Neredeydin? ” diyecekler. Yalnız bizim söyleyecek tek sözümüz olmayacak! Benimle dünyada iyi yere düştüğüne sevinen dostum, bizim yatacak yerimiz olmayacak.

 

İlgili Yazılar