Bir Başkanın Antolojisi: Barack Hussein Obama Politika

Bir Başkanın Antolojisi: Barack Hussein Obama

Toplamda 4 ya da 5 yazıdan oluşturmayı planladığım 44’üncü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Hussein Obama’nın hayatının dönüm noktalarını, eleştirilen ve sevilen yönlerini karşılaştırmalı bir şekilde anlatmaya çalışacağım bu yazı dizisinin ilk sayısıyla karşınızdayım. İlk yazım genel olarak Obama’nın doğumu, erken yılları ve bu dönemlerin başkanlık kampanyası üzerinde dolaylı ya da doğrudan etkileri ile başkanlığa geliş süreci ve söylemleri üzerine olmasını planladım. Sonraki iki-üç yazı Başkanlığı döneminde desteklemiş ve onaylamış olduğu çokça tartışılan Ortadoğu politikalarıyla alakalı olacak. Son bir iki-iki yazıda da halen daha çokça tartışılan iç politikadaki tartışmalı konulara değinmeyi planlıyorum.

Obama, erken yılları, başkanlık süreci

Barack Hussein Obama… 2009-2017 yılları arasında iki dönem boyunca özgür Dünya’nın en güçlü ülkesine obamabaşkanlık yapmış 44’üncü Amerikan Başkanı. Illinois senatörü seçildiği 1997 yılından başkanlığa geliş tarihi olan 20 Kasım 2009 ve hatta görevi bırakış tarihi olan  20 Kasım 2017’ye kadar söylevleriyle, davranışlarıyla ve aldığı kararlarla Dünya kamuoyuna taraflı ya da tarafsız olarak farklı bir başkan imajı çizdi. Bunda eşinin ve kendisinin siyahi olması, katıldıkları TV şovlarında sempatik tavırlar sergilemeleri pozitif yönde etkili olsa da   Iraktan askeri birlikleri geri çekme, Suriye’de rejim güçlerine karşı hava operasyonu düzenleme, Küresel Isınmaya karşı mücadele gibi yalnız Amerika’nın ya da Ortadoğu’nun kaderini değil Dünya’nın da geleceğini şekillendiren radikal kararlar alması da etkili oldu. Özellikle başkanlığı döneminde Amerika’nın sınır dışı askeri ve siyasi gücünü göreceli olarak geri çekmesi Amerikan kamuoyunda çokça tartışıldı. Tüm bunlara rağmen Obama ismi 2004 yılındaki DNC( Democratic National Convention)’deki konuşmasına kadar demokratlar arasında dahi pek bilinmiyordu.2004 yılındaki DNC’deki o büyülü konuşmasından sonra birçok insan onun ideallerine kapıldı, düşüncelerinden etkilendi. Onu dinlemek için sokakta meydanları doldurdu, evde televizyonlarının başına kitlendi. Peki neydi bunca popülariteyi Obama’ya sağlayan ve onu en sonunda Amerika’nın, Dünya’nın en büyük gücünün başkanı yapan büyü? Bu sorunun cevabını vermek kolay olmasa da geçmişteki deneyimlerinin bu denli bir popülariteyi ona sağladığını iddia etmek yanlış olmaz.

         Tarihin yaprakları 4 Ağustos 1961’i gösterdiğinde başladı Obama’nın hikayesi. Bir siyahi babanın, Barack Obama Sr. ile bir beyaz annenin, Ann Dunham oğlu olarak Dünya’ya geldiğinde Amerika siyahilere yapılan linçle çalkalanıyordu. Malcom X ve Luther King gibi  önderlerin siyahilere yapılan eşitsizlikleri kaldırmak, daha modern ve eşit bir toplum yaratmak için başlattıkları mücadele toplumdan çektiği ilgi mislince hatta belki daha da fazla tepkiyle karşılaştı. O dönem özgürlükçü siyahi hareketin bu iki önemli ismi suikastlarla öldürüldüler. Fakat kader, 40 küsur yıl sonra bu çalkantılı durumda doğan bir siyahi çocuğu Amerika’nın başkanı yaparak bir kere daha Marx’ın sözünün ne kadar doğru olduğunu gösterdi:

“Tarihte olaylar ilkinde trajedi ikincisinde komedi olarak tekerrür ederler”.

Kanaatimce, o dönem içinde eşine nadir rastlanan bir etnik ortamda doğan  Obama, başta bunun dezavantajlarıyla karşılaşmasına rağmen yıllar boyunca edindiği tecrübeler sayesinde öncelikle siyahi olmanın bir eksiklik olmadığını öğrendi. The Atlantic’e verdiği röportajda özellikle beyaz olan annesinin ona karşı tavırlarının bu durumda etkili olduğunu belirtiyor.

“Eğer anneniz sizi sever, değer verir, size zeki olduğunuzu ve güzel göründüğünüzü söylerse, bu durumdan -siyahi olmak- nasıl kaçabilirim diye düşünmezsiniz. Bu durum hakkında iyi hissedersiniz. Ben siyahi olmanın her zaman iyi bir şey olduğunu düşündüm”.

Ayrıca yine gençlik yıllarında karşılaştığı bir siyahi kızla ilgili verdiği örnek onun siyahi kimliğini ne kadar kabul ettiğini bizlere anlatıyor. Joyce adındaki siyahi sınıf arkadaşının siyahi olduğunu kabul etmek yerine bu durumu ‘çok kültürlülük’ olarak tanımlamasını Obama şu sözlerle eleştiriyor: “Bu durum Joyce gibilerinin problemiydi. Onun gibiler sürekli çok kültürlülüğün iyi bir şey olduğunu söylerdi ve bu genellikle insanlara iyi bir şey gibi görünürdü ta ki karşılarındaki insanlar onların siyahilerden kaçındıklarını fark edinceye kadar.”

         resized_c2066-92a9topicsdunhamarticleinlineObama annesinin ve çevresindekilerin yardımıyla siyahi olmayı içselleştirdikten ve bunun kötü bir şey değil tam aksine kendi deyimiyle ‘cool’ olduğunu benimsedikten sonra kader ya da şans adına her ne derseniz deyin onu bu sefer hayatının kadınıyla tanışacağı ve halkın arasına karışıp onları dertlerini dinleyip onlardan biri gibi düşünebilme fırsatını sağlayacağı Illinois’e gönderdi. Illinois, gene Atlantic’e verdiği röportajda bahsettiği gibi, o dönem için ülke çapındaki demografik yapının bir küçültülmüş resmi gibiydi. Hemen hemen ülkedeki her gruptan insanın yaşadığı bu şehir de üstlendiği görevler onun toplumsal duyarlılığını arttırmasına neden oldu. Bu sayede ileride bahsedeceğimiz gibi 2008 seçimlerinde ekonomik krizle çalkalanan ülkede Wall Street’in bir destekçisi görünmek yerine halktan gelen biri izlenimini verdi. Bir çok analiste göre bu durum onun 2008 seçimlerindeki sürpriz denebilecek başarısının bir anahtarıydı.

         Illinois’e geldikten 5 sene sonra takvimler 8 Ocak 1997’yi gösterirken Obama siyasete ilk adımını  Illinois’te Senatör olarak seçilmesiyle attı. Özellikle 2004 yılında, önceden de belirttiğim gibi, DNC’de yaptığı konuşma  yalnızca Demokratlar arasında değil yurt çapında duyulmasını sağladı. Bu konuşmadaki “Ülkemi seviyorum çünkü Dünya’nın başka hiçbir yerinde, çalışarak böyle büyük bir gururu kazanamazdım” teması, özellikle Amerika’yı Amerika yapan özgürlük eşitlik gibi değerlere yaptığı vurgular onun halk arasında tanınırlığının artmasına yol açtı. Büyük kitlelere aşıladığı ümit duygusu, insanların ona ve onun dediklerine güvenip inanmasına sebep oldu. 2008 seçim sürecinde de görüleceği üzere, kriz dönemindeki Amerika’da halk arasındaki ona karşı olan bu güven, Obama’ya Beyaz Saray’ın kapılarını araladı.

President Bush meets in the Oval Office with Former President Jimmy Carter, Former President George H.W. Bush, Former President William J. Clinton, and the President-elect Sen. Barack Obama, Wednesday, Jan. 7, 2009. ( (Doug Mills/ The New York Times)

Başkan Bush Oval Ofis’te eski başkanlar ve yeni seçilmiş Obama ile buluşurken (Doug Mills/ The New York Times)

         Sonuç olarak, doğduğu günden Beyaz Saray kapılarını araladığı güne kadar geçen 47 küsur yılda Obama dezavantajlarını avantaja çevirmeyi bildi. Siyahi kimliğine beyazları incitmeden sahip çıkarak ABD’de yaşayan siyahilerin ve eşitlik yanlısı kimselerin desteğini arkasına aldı. Chicago’da geçirdiği yıllarda edindiği deneyimler onun özellikle 1929’daki Büyük Buhrandan sonraki en büyük ekonomik krizle karşılaşan Amerikalıların ne hissettiklerini anlamasına vesile oldu.  Ama tüm bunlar başkanlığı süresince karşılaştığı sorunlara getirdiği çözümlerin herkesi memnun etmesine ve bazen de istikrarlı, yapıcı sonuçların alınmasına yetmedi. Döneminde karşılaştığı Amerika’nın ve özellikle de Orta Doğu’nun kaderini büyük ölçüde etkileyecek olan birçok anlaşmadaki rolü hâlâ tartışılıyor.

Kaynakça

 

İlgili Yazılar