“Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”: Epik ve Geleneksel Tiyatronun Sentezi – Bölüm I Kültür - Sanat

“Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”: Epik ve Geleneksel Tiyatronun Sentezi – Bölüm I

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından Haldun Taner, tiyatro türünde eserler vermeye 1950’li yıllarda başlamıştır. İlk eserlerinde dramatik tiyatronun başarılı örneklerini vermiş, daha sonra epik tiyatro türünde denemeler yapmaya başlamıştır.

Epik tiyatro, Alman tiyatro yazarı Beltold Brecht tarafından Aristotalesçi tiyatro anlayışına ve dramatik tiyatroya karşı geliştirilen bir kuramdır. Çin tiyatrosundan ve Erwin Piscator’un politik tiyatro anlayışından etkilenerek bu terimi ortaya koyan Bertold Brecht, halk tiyatrosu hakkındaki görüşlerini ise şu şekilde belirtir: “Halk oyunu, genellikle kaba ve iddiasız bir oyun çeşididir… Eski halk oyunlarını yeniden diriltmeye çalışmak, boşuna zahmet olacağa benzer; çünkü günümüzde düpedüz batağa saplanmalarını bir kenara bırakalım, zaten hiçbir vakit şöyle gerçekten parlak bir dönem yaşadığı söylenemez bu oyunların” (Brecht 133-134).

BertoldBrecht

Bertold Brecht

Türk tiyatrosunda epik tiyatro türünün ilk örneklerini veren Haldun Taner, Bertold Brecht’in aksine, epik tiyatro ile halk tiyatrosunu sentezleyerek yeni bir tiyatro biçimi oluşturmayı hedeflemiştir. Taner’in Geleneksel Türk Tiyatrosunun açık üsluplu göstermeci tarzını epik tiyatronun anlatım biçimi ile birleştirerek yazdığı oyunlardan “Keşanlı Ali Destanı” (1964), “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” (1964), “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1969) ve “Ayışığında Şamata” (1977) bugün Çağdaş Türk Tiyatrosunun klasikleri olarak görülmektedir.

Haldun Taner’in 1964 yılında epik-göstermeci tarzda yazdığı “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,” halk tiyatrosu ve epik tiyatroyu aynı potada eriten bir oyundur. Eserde olayların akışı boyunca temel özellikleri hiç değişmeyen iki tipin, Vicdani ve Efruz’un hayatları anlatılır. Vicdani ve Efruz, aynı tarihte aynı mahallede doğmalarına ve aynı toplumsal gerçeklik içinde bulunmalarına rağmen, yaşayışları birbirine paralel düzlemlerde değil, karşıt düzlemlerde yön bulur. Tiyatro eleştirmeni ve yazar Ayşegül Yüksel’in “Haldun Taner Tiyatrosu” isimli yapıtında belirttiği üzere, “Oyunda sergilenen, ülkenin ve insanın çıkarlarını bireysel çıkarların önüne geçirememiş başarısız bir toplumun görüntüsüdür.”

gözkap

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım

Haldun Taner, “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” adlı eserinde halk tiyatrosunun iskeletini oluşturan güldürü ögesinden faydalanmıştır. Yapıtta gerek anlatıcının konuşmaları, gerekse karakterler arasındaki diyaloglar komedi unsurunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda Taner’in oyununun orta oyunu ve bir çeşit gölge oyunu olan Karagöz ile benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Bahsedilen türlerde yazılmış oyunlardan farklı olarak “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,” trajikomik unsurlarla bezenmiş, güldürürken düşündürmeyi hedefleyen bir yapıttır.

Yine Karagöz ve orta oyunu ile paralel olarak, Taner’in eseri seyirciyi yanılsamaya sokma veya oyun gerçekliğine hapsetme amacı gütmez. Oyunun bu özelliğinden yola çıkarak Haldun Taner’in tıpkı Bertold Brecht gibi Aristoteles’in tiyatronun en temel özelliklerinden biri olarak kabul ettiği özdeşleşme ilkesine karşı durduğu sonucu çıkarılabilir.

aristoteles

Aristoteles

Aristoteles, tiyatro sanatında özdeşleşmeyi şu şekilde tanımlar: “Tiyatro belli bir çeşit eylemin, korku ve acıma yaratan olayların taklididir. Tragedya seyrederken korku ve acıma duygularını yaşayan (özdeşleşen) izleyici, bu duygularından arınmış olur” (Ülkü, “Özdeşleşerek Yabancılaşma”). Haldun Taner’in eseri ise, Bertold Brecht’in şu şekilde tanımladığı yabancılaştırma efektinden yararlanılarak yazılmış bir eserdir: “Oyuncunun yaptığı şey, sokakta rastgele bir kişiden daha çok tanımadığı birini alarak seyircinin önüne çıkarmaktır. Bu kişi ile kendisi arasında bir gerilim sağlamak istedi mi bir başka girişimde bulunması gerekir. Oynadığı kişiyi, sokakta karşılaşacağımız rastgele birinden daha yabancı bir duruma sokar. İşte bizim ‘yabancılaştırma efekti’ diye nitelediğimiz eylem budur” (Brecht 215).

Haldun Taner de yabancılaşma ilkesini benimseyerek eserlerinde Karagöz ve orta oyununda olduğu gibi halktan, gerçekçi tiplere yer verir; yine bu türlerde olduğu gibi seyirci ile karakter arasına bir mesafe koyarak seyirciye bir oyun izlemekte olduğunu hatırlatır. Bu hatırlatmayı yapmasını sağlayan en önemli unsur, halk tiyatrosu ile paralel olarak eserinde karakterler yerine tiplere yer vermesidir. Tiyatroda karakterin aksine dramatik örgü boyunca tek bir özellik ile izleyicinin karşısına çıkan tip, bireysel özelliklerden ziyade anlatılan toplumun ve tarihsel dönemin özelliklerini yansıtmakla yükümlüdür.

gkvy

Kaynakça:

Brecht, Bertold. Epik Tiyatro. İstanbul: Say Yayınları, 1981.

Yüksel, Ayşegül. Haldun Taner Tiyatrosu. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1986.

Ülkü, Reha. “Özdeşleşerek Yabancılaşma“. Milliyet Blog, 2007. Web. 18 Mart 2017 tarihinde alıntılandı.

 

Görsel Kaynaklar:

http://sanat.ykykultur.com.tr/basin-odasi/haberler-duyurular/bir-guclu-yazar-bir-guzel-insan-haldun-taner-100-yasinda

http://felsefe-alemi.blogspot.com.tr/2015/03/aristoteles-madde-form.html

http://bugunumdegenclik.blogspot.com.tr

http://butdergisi.com/epik-diyalektik-tiyatro-isiginda-bertolt-brecht-ve-yapitlarihttps://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://www.youtube.com/watch%3Fv%3DLyP6PTa331w&ved=0ahUKEwip4uejmZXUAhWHJ8AKHZP1ABQQFggnMAI&usg=AFQjCNHhme-6OSwnhkdVMMD9nMT1QrTb_w&sig2=CjIDtDLnhNJcXpm-O-bNEQ

İlgili Yazılar