16 Nisan Ola, Hayrola… Politika

16 Nisan Ola, Hayrola…

Portakalı soydum, baş ucuma koydum.

Siyasi gerginliğin had safhaya ulaştığı son dönemde portakal keserek tepkisini koyan insanlarımıza selam ve dua ile.

Siyasi gündemimizden kriz eksik olmadığı için doğal olarak biz sorumlu yurttaşlarda rahat bir nefes alamıyoruz.

Krizlerin biri bitmeden diğeri başlarken bir şarkı sözü dilime dolanıyor.

Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah.

Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah.

Ülkemiz sınırları içerisinde çıkan krizlerle kalmayıp ve ülke sınırlarını aşan krizlere de kafa yormaya başladık.

Son olarak Hollanda’yla yaşanan diplomatik skandal ülkemizin itibarının zedelenmesine yol açarken, bizlerde yıllardır bilendiğimiz Avrupa’ya portakal keserek tepki verme fırsatı bulduk. Ve şaşırmadık çünkü bu birkaç sene evvel kola alıp yollara dökerek gerçekleştirdiğimiz “protestonun” bir benzeriydi.

Yaşanan son krizden mütevellit yeniden bir söz dilden dile yayılmaya başladı; “Batı bizi kıskanıyor gardaşım.”

Hollanda’nın Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Kadın Bakanı’na karşı küçük düşürücü tutumu milli şuuru olan her Türk vatandaşının kanına dokundu ancak olayı tamamiyle anlamak için Hollanda’nın bu tutumundan öncesini de irdelemek gerekiyor.

Sayın Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu önceden verilen yazılı uçuş izninin daha sonrasında iptal edilmesini diplomatik teamüllere sığmadığını ve kabul edilemez olduğunu dile getirmişti. Çavuşoğlu sözlerine şöyle devam etmişti:

“Yeni yönetim sistemi, anayasadaki değişiklik sizi neden bu kadar rahatsız etti de bunu engellemeye çalışıyorsunuz. Çünkü bunlar biliyor ki Türkiye bu referandumla birlikte artık daha güçlenecek, daha bağımsız bir ülke olacak, ekonomisi çok daha güçlenecek ve onların tabiriyle tutulamayacak bir ülke olacak.”

Böylelikle yaşanan bu diplomatik krizin referandum süreciyle ilişkilendirilerek “Evet” tarafının yoluna serildiğini söylemek yanlış olmasa gerek.

Hollanda’nın “Gelme!” çağrısına siyasilerimizin “Gelirim!” diyerek kafa tutmasının bedeli ise ülkemizin uluslararası platformdaki imajının bozulmasıyla sonuçlandı. Yaşananları göz önüne alacak olursak bu krizin bir zafere mi yoksa rezalete mi dönüştüğünü siz değerli vatandaşlarımızın kararına bırakıyorum.

Tüm bunların yanı sıra bu krizden sonra ülkemizde konuşma yapacakları salonda elektrik kesilen “Hayır” taraftarlarının vaziyetini ve onlara reva görülen zulmü anlamış olmalıyız.

Peki, onların durumunu anlamak için ülkemizi bu diplomatik krizin içine sürüklemeye gerek var mıydı?

Cevabı yine sizin takdiriniz.

********

Gelelim Hollanda polisine,

Gezi parkı protestolarında Türk polisinin kullandığı orantısız gücü ekranlardan düşürmeyen medeniyetin yerinde yeller esiyordu o gece.

Hollanda polisinin Türk vatandaşına uyguladığı şiddeti ve reva gördüğü zulmü izledikten sonra aklıma Mehmet Akif’in dizeleri geldi;

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

O gece insan hakları neredeydi?

Batının insan hakkından anladığı neydi?

Yerlerde sürüklenen, polis köpeklerince ısırılan vatandaşların vaziyetlerini gördükten sonra medeniyet kelimesinin batı için bir maskeden ibaret olduğunu tekrar anladım.polis köpeği

Peki medeniyet maskesi takmış batıya direnmenin yolu, gelene geçene rest çekmekten mi ibaret olmalı?

Siyasilerimizin hodri meydan söylemlerinin sonuçları sizce de ortada değil mi?

*********

Çözüm önerisi olarak;

Bu güce karşı bir olmamız, birlik olmamız gerek.

Düşüncelerimize, özgürlüklerimize saygı duymamız gerek.

Haksızlık karşısında adalet kantarının şirazesini kaçırmamak gerek.

Daha çok çalışıp, daha çok üretmemiz gerek ve ekonomimizdeki her dalgalanmaya “dış mihrakların oyunu” kulpunu bulmaktan kurtulmamız gerek.

Dış mihraklarla alakalı Özgür Demirtaş’ın konuşmasını izlemenizi tavsiye ederim.

*********

Sonuç olarak;

Yaşanan bu diplomatik skandalın referandum sürecini nasıl etkileyeceği merak konusu. FETÖ, PKK ve HDP’den sonra referandum sürecinde Evet cephesinin kullanacağı argümanlara Hollanda’da eklenmiş oldu.

Mevcut durumu göz önüne alırsak, halk arasında bir algı daha da güçlenerek başarıya ulaşacak gibi gözüküyor;

”Avrupa senin alenen hayır vermeni istiyor bu yüzden evet vereceksin.”

Referandum yaklaşırken gün geçmiyor ki yeni bir kriz çıkmasın karşımıza.

Diplomatik krizin bile fırsata çevrildiği güzel ülkemde daha ne söz söylenebilir ki?

16 Nisan ola hayrola.

İlgili Yazılar