Rekabet ve Ekonomik Büyüme – I Ekonomi ve Iş Dünyası

Rekabet ve Ekonomik Büyüme – I

Rekabet ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiye değineceğimiz bu yazı dizisinin ilkinde bu ilişkiye dair birtakım genel bilgiler verdikten sonra devlet müdahalelerinin ve rekabet otoritelerinin bu ilişkideki rolüne dair oluşmuş genel kanılardan bahsetmek niyetindeyiz.

Piyasalardaki rekabetin ekonomik büyümeyi sağlayan kritik bir etken olduğu konusunda genel bir uzlaşı olduğunu söyleyebiliriz. Üretici firmalar (Rekabet Hukuku diliyle “teşebbüsler”) rekabetin getirdiği baskıyla verimliliklerini artırmak zorunda kalırlar. Daha üretken olanlar daha az üretkenlik sağlamış olanlar karşısında piyasada paylarını ve değerlerini artırırlar. Rekabetçi koşulların gerektirdiği üretkenlik ve verimliliği sağlayamayan teşebbüsler ise zamanla yerlerini daha yüksek nitelikli üreticilere bırakarak piyasayı terk eder. Rekabetin varlığında, teşebbüsler, rakipleri karşısında, maliyette avantaj sağlayabilmek, ürünlerini farklılaştırmak veya piyasaya yeni ürünler sürebilmek güdüsüyle inovasyon yapmaya, üretim, dağıtım ve pazarlama organizasyonlarını geliştirmeye meyilli olurlar.

Rekabet başka yollarla da büyümeyi teşvik eder. Nitekim rekabet ile sektörel ve toplam (aggregate) enflasyon oranları arasında kuvvetli bir negatif korelasyon olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur[1].

1

Rekabetin kökleşmiş piyasa menfaatlerinin sağlamlaştırılması ve korumacılık politikalarına karşı bir savunma mekanizması olduğu rekabet savunucularınca kabul edilen bir görüştür. Bu mekanizma genellikle yeni teşebbüslere piyasa yolunun açık tutulması ve belli bir ülkenin yabancı doğrudan yatırımlar açısından cazip hale getirilmesi suretiyle işler. Rekabetin ekonomik etkinlik ve büyüme konusundaki rolü özellikle de güncel ekonomik atmosfer karşısında daha da önemlidir. Makroekonomik araçların yetersiz kalmaya yüz tuttuğu ve kullanımlarının mali konsolidasyon ihtiyacı ile sınırlandırılması mevcut durumda mikroekonomik enstrümanların gerekliliğini artırıyor. Günümüzde gittikçe daha da gereksizleşen regülatör/düzenleyici kurallar karşısında, bunun yerine rekabetin korunması ve geliştirilmesi bu mikroekonomik enstrümanlardan en popüler olanları. Bu değişim rekabet rejiminin dışında kalanlar tarafından dahi bugün devamlı biçimde dile getiriliyor[2].

55

Durum böyleyken, etkili rekabet politikalarının kamu-özel ayrımı yapmadan bu iki alandaki ekonomik ve diğer rekabet sınırlamalarını beraber ele almaları gerekir. Fiyat sabitlemesi yapan kartel oluşumları veya piyasa gücünün teşebbüslerce kötüye kullanılması gibi piyasadaki oyuncuların yarattığı rekabet sınırlamaları da yine piyasadaki verimlilik ve inovasyon üzerinde ciddi zararlı etkiler doğurur. Buna karşılık, devletin de rekabet üzerinde, dolayısıyla belli bir sektörün büyümesi üzerinde, zaman zaman olumsuz etkilerinin bulunduğu ortaya konulmalıdır. Bu tür olumsuz etkiler, bazı sektörleri rekabet kurallarından muaf kılmak veya bazı endüstri veya teşebbüslere devlet desteği sağlamak gibi açık davranışlarla kendini gösterebiliyor. Kimi zaman da devletin piyasalara müdahale davranışı bu kadar açık olmayabiliyor. Gerçekten de, kamusal politika hedeflerine ulaşmak için getirilen düzenlemelerin aynı zamanda piyasadaki mevcut teşebbüslere avantaj sağlaması sıkça rastlanan ve her zaman kolayca tespit edilemeyen durumlardandır. Yine de bu gibi durumlar devletin piyasada rolü olamayacağı anlamına gelmiyor. Birçok durumda devletin rolünün meşru ve hatta gerekli olduğu kabul edilir, bu kabul ise piyasaların çerçeve kurallar olmaksızın sağlıklı işleyemeyeceği varsayımına dayandırılır. Nitekim tamamen kendi haline bırakılan piyasalar bilgi asimetrileri, piyasa gücünün (ve hakim durumun) kötüye kullanımı ve dışsallıklar yüzünden tüketici/toplum refahını ençoklaştırma noktasında yetersiz kalabiliyor.

4

Devlet müdahalelerinin rekabet ve dolayısıyla ekonomik büyüme üzerinde öngörülemeyen önemli sonuçları olabiliyor. Öyle ki, müdahalenin toplam maliyeti müdahalenin yapılıp yapılmayacağı, ne kadar yapılacağı ve nasıl yapılacağına karar verilmeden önce dikkatlice değerlendirilmeli, özellikle yüksek oranlı müdahalenin az müdahaleden daha büyük riskler taşıdığı göz önüne alınmalıdır. Rekabet otoritelerinin, piyasaya müdahalenin toplam maliyet ve getirisinin belirlenmesi gibi zor bir görevde karar vericilere yardım etmede önemli bir rolleri vardır. Bu rol birkaç sebepten dolayı önemlidir:

  • İlk olarak, maliyet-getiri değerlendirmesi önyargılı yapılabilir. Yani devlet müdahalesinin getirilerini tespit etmek kaybolan rekabetin maliyetini görmekten daha zor olabilir.
  • İkinci olarak, devlet müdahale kararı alırken dinamik verimliliğin yararlarını, sürdürülebilir olmayan iş modellerinin korunmasından kaynaklanan riskleri (inovasyona engel olmak ve piyasaya yeni girişleri bloke etmek[3] gibi) göz önüne alamayabilir.
  • Son olarak, devlet müdahalesinden doğan rekabet sınırlamaları önemli tahribatlara yol açabilir. Düzenlemelerin getirdiği avantajlardan yararlanan belli bir menfaat grubu karşısında diğer teşebbüsler aynı şekilde muamele edilmek isteğiyle lobi faaliyetlerine başlarlar.

Devlet yardımları ve müdahaleleri, Türkiye’de rekabetin korunması ve geliştirilmesi konusunda devletin (özellikle AB’den) en çok eleştiri topladığı konulardan olmuştur.

3

Yukarıdaki sebeplerden ötürü, rekabet kurallarının uygulanması ile rekabet savunuculuğu birbirini tamamlar niteliktedir. Başarılı savunuculuk, regülasyona tabi sektörleri rekabet kurallarına ve bu kuralların uygulamasına açmak için bir ihtiyaçtır.

Rekabet geçmişi olmayan ve bir anda kendilerini yükselen rekabet ile yüz yüze bulan endüstrilerin çareyi sıklıkla (yeni oluşan rekabeti sınırlayıcı) anti-rekabetçi uygulamalarda buldukları görülür. Böyle durumlarda rekabet kurallarının uygulanmasına daha büyük bir ısrarla devam edilmelidir.

 

[1] European Central Bank (2005); Does Product Market Competition Reduce Inflation?

[2] McKinsey Global Institute (2010); From Austerity to Prosperity: seven priorities for the long-term in the United Kingdom.

[3] Bu duruma örnek olarak, Avrupa hava rotalarının AB Komisyonu tarafından serbestleştirilmesi ve devam eden süreçte piyasaya bir dizi düşük maliyetli hava aracı girmesi verilebilir. Bu araçlar piyasaya yeni iş modelleri (yeni rezervasyon metotları ve kapsamlı dış tedarik kullanımı gibi) getirdiler. Tüketici alternatiflerinin artması bir yana, geleneksel uçaklardaki ekonomi sınıfı bir biletin fiyatı 1992-2002 yılları arasında %66’dan fazla düşüş gösterdi.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Competition and growth: the role of a competition agency:

http://www.lse.ac.uk/researchAndExpertise/units/growthCommission/documents/pdf/contributions/lseGC_oft_competition.pdf

  • Government in Markets:

http://webarchive.nationalarchives.gov.uk/20140402142426/http://www.oft.gov.uk/shared_oft/business_leaflets/general/OFT1113.pdf

 

İlgili Yazılar