Karadeniz’de Bir Mezar: Struma Tarih

Karadeniz’de Bir Mezar: Struma

İnsanlık; kendi tarihi boyunca savaşlara, ülkelerin yok olmasına, onca acıların içinden yeni ülkeler doğmasına ve katliamlara birçok kez şahit olmuştur. Katliamların, bazıları ülke liderlerinin ağzından çıkan birkaç kelimeye bağlı olarak özre ve saygı duruşuna tabi tutulmuş, bazıları ise adeta bir keçi inadını temsil edercesine tozlu raflarda çoktan yerini bulmuştur. Suçlusu olduğu katliamın adını ağzına alan ülkeyi çok nadir bulursunuz. Bu, insanlık namına doğal görülemeyecek olsa da, tarihsel süreçte gayet yaygın ve artık kabul edilmiş bir durumdur. Peki ya şahit olduğumuz veya ucundan bucağından sorumlu tutulabileceğimiz katliamlar hakkında biz halkların söyleyecekleri var mıdır? Söyleyeceklerimizi geçtim, bunların kaçını biliyoruzdur?

II. Dünya Savaşı sırasında, Yahudilerin Nazi Almanya’sı tarafından maruz kaldığı insanlık dışı muameleye birçok filmden, belgeselden ve kitaptan aşinayız aslında ama tarih kitaplarından okuduğumuz çoğu vahşetten farklı olarak, Zülfü Livaneli’nin “Serenad” kitabından öğrendiğim ve sonrasında büyük bir merakla araştırdığım “Struma Faciası’nı” getiriyorum karşınıza. Belki birçoğumuzun adını bile duymadığı; bu denli yakınımızda, İstanbul Şile’de, meydana gelmiş Struma Faciası, 62 yıl öncesine ait bir utanç tablosu.

Yahudiler, Hitler Rejimi'nden kaçmak için her türlü yolu deniyordu.

Yahudiler, Hitler Rejimi’nden kaçmak için her türlü yolu deniyordu.

II. Dünya Savaşı sırasında Hitler rejiminden kaçmayı başarabilen bazı Yahudiler çeşitli ülkelere yerleşmişlerdir. Bunlardan bir kısmı aynı zamanda Almanya’nın da müttefiki olan Romanya’da yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Lakin işler bir süre sonra umulduğu gibi gitmez ve Hitler, Yahudileri barındıran ülkelere baskılar yapmaya ve bu ülkelerde de Yahudi karşıtı politikalar gütmeye başlar. Yahudiler için hayat Romanya’da da zorlaşmaya başlayacaktır. Canlarını kurtarmak için çeşitli yollar arayan aileler, çareyi en son o muhteşem “Kurtuluş Gemisi” olarak nitelendirilen Struma’da bulurlar. Verilen ilana göre; son derece konforlu olan gemi, Yahudileri Romanya’dan alacak ve Türkiye üzerinden Filistin’e götürecektir. Portekiz’in 22 Ekim 1940’ta sınırlarını kapatmasından sonra; kaçış için Türkiye’den Filistin’e uzanan yoldan başka rotası kalmayan Yahudiler, tabi ki bu fırsata balıklama atlayacaklardır ama kaçış hiç de o kadar kolay olmayacaktır.

Romanya’dan Kaçış

Hitler’in, müttefiki olan Romanya’ya bir teklifi vardır: Ya Yahudileri yok edecek ya da onları Nazi Almanya’sına teslim edeceklerdir. Romanya bu tekliflerden herhangi birini kabul etmezse bu bir “casus belli”, yani savaş sebebi olarak sayılabilir. Romanya hükümeti çareyi, Yahudileri çeşitli politikalara maruz bırakmakta bulur ve bu durumdan kaçmak isteyen Yahudiler, Struma’ya sığınırlar.

Struma, büyük kaçışı bekleyen insanlar için tam anlamıyla bir hayal kırıklığıdır. Çünkü kaçış için biletini almış 769 Yahudi’yi Filistin’e taşıyacak gemi sadece ve sadece 46 metrelik bir kömür gemisidir. Tüm bu imkânsızlıklar içinde, Romanya’dan Filistin’e uzanan lakin Türkiye’de tıkanıp kalan bu ölüm yolculuğu başlamıştır.

769 Yahudi'nin kurtuluş umudu olan kömür gemisi: Struma

769 Yahudi’nin kurtuluş umudu olan kömür gemisi: Struma

Türkiye de Bekleyiş Süreci

Struma, Türkiye karasularından geçerken bir takım teknik aksaklıklarla karşı karşıya kalmıştı. Motoru bozulmuş ve kendi kapasitesini yüzlerce kişi aşan yükü taşıyamamaktaydı. Bu durumda yapılacak tek şey gemiyi Türkiye karasularında demirlemek ve yolculara belli bir süreliğine sığınacak yer bulmaktı. Ama bu hayaller bürokratik engellere takıldı. Türkiye hükümeti, Struma yolcularının hiçbir şekilde kendi kıyılarına çıkmasına izin vermedi. Zaten insanlık dışı koşullarda günler geçirmiş Yahudiler için kabus günleri devam etmekteydi.

Gemi Türkiye karasularına girdikten bir süre sonra, gemideki kötü sağlık koşullarından dolayı salgınlar çıktığına dair dedikodular türemişti bile. Bu durumda Türkiye çareyi, gemiyi karantinaya almakta buldu ve 70 gün boyunca Kızılay’ın ve Türkiye’de yaşayan Yahudi ailelerin küçük yardımlarıyla; gemideki yüzlerce kişi hayata tutunmaya çalıştı.

Bu sırada Türkiye; Almanya, Romanya ve İngiltere’yle çeşitli yazışmalar içinde bulundu. Almanya’nın o zamanlarda Yahudilere karşı olan tutumundan, ne denli bir cevap verebileceğini tahmin edebilirsiniz. Romanya ise kendi ülkesinden zaten kaçak bir şekilde çıkmış Yahudileri hiçbir şekilde istemiyordu. Esas sorun ise o sıralara Filistin’i sömürgesi haline getiren İngiltere’deydi. Yahudilere “Kutsal Toprakları” vadeden ve bundan dolayı birçok göçe de yardım etmiş olan İngiltere, Struma’nın Filistin’e gelmesini istemiyordu, bu yönde bütün bürokratik engelleri koymuş ve kapılarını Struma’ya kapatmıştı.

Vahşetten kurtulan tek isim: David Stoliar

Vahşetten kurtulan tek isim: David Stoliar

70 günün sonunda sığınacak hiçbir yer bulamayan Struma, geldiği yolu geri dönmek üzere bir motor yardımıyla Şile açıklarına kadar çekildi. Bu sırada Sovyet’lerin Nazi Almanya’sı karşıtı önlemlerinden birine kurban gidebileceğini ise kimse tahmin etmemişti. 24 Şubat 1942 günü Struma, içindeki yüzlerce kişiyle birlikte, Sovyet denizaltısı SC-213’ün kendisini torpillemesi sonucu, Karadeniz’in derinliklerine gömüldü.

Bu kömür gemisinin batırılması dünya çapında tepkilere yol açtı. İnsanlara göre bu olayın birçok suçlusu vardı: Almanya, Romanya, Sovyetler, İngiltere ve Türkiye.  Almanya’nın su götürmez suçluluğu bir yana dursun, Romanya ve Sovyetler de işin içinden basit bir şekilde sıyrıldı. Sonuçta Romanya, Nazi Almanya’sıyla karşı karşıya kalmak istemiyordu. Sovyetler ise Karadeniz’de tanımlayamadığı bir gemiyi, gayet bir tehdit olarak algılayabilir ve bir saniye düşünmeksizin vurabilirdi.

Peki yaşanan olayda, söylenenler doğrultusunda, suçun büyük çoğunluğu Türkiye’de miydi? Bu soruya cevap vermek için biraz geçmişe dönmek gerektiğini düşünüyorum. Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu 1492 yılında İspanya’dan kaçan Yahudilere kapılarını açmıştı. Bu tarihten beri Yahudilerin rahatça yaşadığı bu topraklar; yine II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’ndan kaçan Yahudileri için de sığınacak yegane yerlerden birini oluşturmuştu. Peki, Struma olayında Türkiye’nin değişen bu ani tavrı neye bağlıydı? İşte bu noktada, İngiltere’nin rolü çok büyük ölçüde karşımıza çıkıyor.

Daha önce belirttiğim gibi, Yahudilere “Kutsal Toprakları” vadeden İngiltere, bir şeyi hesaba katmayı unutmuştu: Yahudilerin, bölgede artan nüfusundan rahatsız olabilecek Araplar… Göçler sonrası, Filistin bölgesinde artan Yahudi nüfusu, Arapları ciddi ölçüde rahatsız etmeye başlamış ve çeşitli çatışmalar ortaya çıkmıştı. Araplara bağımsızlık sözünü zaten vermiş olan İngiltere, ortalığı iyice karıştırmamak adına; çareyi kapılarını Yahudilere kapatmakta buldu ve Türkiye’ye kesin bir dille gemiyi Filistin’e göndermemesini söyledi.

Struma Gemisi'nin anıtı

Struma Gemisi’nin anıtı

Türkiye; coğrafi olarak büyük farklılıklar yaratacak bir pozisyonda olmasına rağmen, bu görevini yerine getiremedi. İngiltere, başta gemide kaçak Alman ajanları olduğu belirtti, sonra da salgın hastalıkları bahane ederek ve Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan karantina maddesini de kullanarak Türkiye’nin elini kolunu tam anlamıyla bağladı. Türkiye buna rağmen bir şeyler yapabilir miydi? Belki evet. Ama zaten İngiltere’nin kurduğu baskı, sorumluluğun büyük bir bölümünü Türkiye hükümetinden alıp, kendi kanlı ellerinin arasına yerleştirmeye yetiyordu bile.

Olayın suçluları her ne kadar tartışılsa da hala tam olarak belirlenmiş değil. İlginçtir, bu konu hakkında özür dileyen tek ülke de Almanya oldu. Tabi ki özür hiçbir şeyi değiştirmedi. Dediğim gibi, özür sadece siyasilerin ağzından çıkan bir iki kelimeden ibaretti. Geriye kalansa; içindeki yüzlerce insanla ve anıyla dolu Struma’nın, Şile açıklarında ve 80 metre derinlikte yer alan batığı oldu.

Kaynakça

İlgili Yazılar