* Başlıktaki ifade affınıza sığınarak bir argo içerir. Felemente atmak Trakya yöresinde iflas etmek manasına gelmektedir.

Duyduğumda ismi komik gelmiş olacak ki daha 10 yaşındayken muhtarların ne iş yaptığına, nasıl seçildiğine dair ailemden malumat istediğimi hatırlıyorum. Bütün bir mahalle sakinleri arasından bir insanın müşterek bir kararla seçiliyor olması fikri beni başlangıçta bu makamı önemsemeye sürüklese de babamın her seçimde rastgele bir muhtar adayına oy veriyor oluşu sinirlerimi bozmuştur. Siyasi yapılanmayı daha detaylı şekilde öğrenmem ise daha sonraki yıllara  rastlar: genel ve yerel seçimler arasındaki farkları, cumhurbaşkanlığı yetkilerini, devletinin üç ana erkinin anayasanın çizdiği sınırlara saygı duyması gerektiği düşüncesini belli aralıklarla idrak etmiştim.

Aradan geçen on yıldan fazla süredeki değişim üzerine hepimiz için bir sorum olacak: Nasılız? Beğeniyor muyuz gidişatı? Sorumun maksadının arkasında geçtiğimiz hafta Ümraniye isimli semtteki güzide bir imam hatip orta okulunda yapılan malum röportaj var. Muhabir arkadaşların haber bültenlerini doldurabilmek adına çıktığı sıradan karne turları eğer Londra’da yapılsa ve 10 yaşlarındaki bir İngiliz çocuğun hayalleri sorulsaydı, zannediyorum verilen cevaplar entelektüel birikimden hayli uzak olurdu. Muhtemeldir ki veteriner olmak, 2 çocuğa sahip olmak, iyi piyano çalmak, Almanya’nın köylerini dolaşmak gibi derinlikten uzak, sathi, baştan savma cevaplar alacaktınız.

Neyse ki Yeni Türkiye’deyiz. Çok değil, 20 yıl öncesinde öğretmen olup köylerde okuyamayanlara okuma yazma öğretme arzusunda olan, doktor olup köyünde doktorluk yapmak isteyen, astronotluğa soyunan sığ bir neslimiz vardı. Kısmen benim de içinde olduğum, hayatın realitelerinden çok uzak yetişen bu zavallı çocuklar şimdi asgari ücretle kıt kanaat geçinmeye çalışıyor. Çizgi film izlemekten beyinleri sulananların, guns n’roses t-shirtleriyle feldir feldir sokaklarda sürtenlerin, sinir bozucu hayat enerjisi taşıyanların bizi getirdikleri yer işte burası. Pokemon’dan etkilenerek kendini Pidgeotto zannedip balkondan atlayan Ferhat Ağırbaş şimdi uzun dönem askerlik yapıyor arkadaşlar. Biz ilkokuldayken Yonca Evcimik ve abone ekibi, Barış Manço ve bal böceği ekibi bir de Hakan Peker ve köylü güzeli ekibi vardı. Bunlarla kıymetli zamanımızı tüketirlerdi. Taso oynardık; taso çıkar diye 10 tane cips almışlığım olmuştur. Televizyon camını indirsem içine girebilirim zannederdim. O kadar kafam basmazdı.

İmdi, aynı yaştayken ay savaşçısı sıfatıyla dünyayı kurtarma peşinde olan benimle, kariyer basamaklarını kafasında tamamlamış kızımızı yan yana koyduğumuzda spiker ablamızın röportaj sonundaki “yaş küçük, hayaller büyük” tespitine katılmamak mümkün mü? Daha bu yaşta değişen bir anayasanın geçmişteki davaları etkilemeyeceğini (davaların geriye yürümezliği prensibi) çok yakından bilmekle kalmayıp, cuntacıların bu prensiple idamdan yırtmaya çalıştıklarını keskin zekasıyla kavrayabilen minik kardeşimizi görüyor ve âgâh oluyorum. Rica ederim, imam hatiplerin kapatılması goygoyunu yapanlar acaba hala buradalar mı? Gemileri karadan yürütür gibi yasaları geçmişe yürütecek kızımızın beyanlarını iyi okumamız lazım.

Öncelikle siyasi hayatına muhtarlık gibi apolitik bir seçim maratonuyla rahatlıkla elde edilebilen, seçim kampanyasının az bir bütçeyle tamamlanabildiği ve aynı zamanda mütevazi bir müesseseyle başlamak fikri tam anlamıyla dahice. Muhtarlık yalnızca toplumun gündelik taleplerinin yakından görülebildiği bir mecra değil; ilmuhaber, ikametgah, nüfus sureti gibi ekstra gelirlerin yanında yeterli miktarda maaş da kazanılabilecek isabetli bir kariyer başlangıcı. Belediye başkanlığında kısa bir hapis dönemi geçirmesi, milletvekilliğinde birkaç protez bacağın üstüne basması yeterlidir. Saydığı siyasi kariyer hiyerarşisindeki tek problem bakanlık koltuğundan sonra başbakan olmak istemesidir ki hala başkanlık sistemini içselleştiremediğini gösterir. Bunun yanı başında büyüdüğünde hala kadınların cumhurbaşkanı olabileceği bir Türkiye hayal eden minik kardeşimizin iyimserliği yürekleri ısıtmıyor mu?

Bu ifadeler eğer bir dil sürçmesiyse Freud bunu lapsus ile açıklar ki o an söylemek istemediğimiz, aklımızdan geçirdiğimiz veya konuyla alakası olmayan ama anılarımızda konu aracılığıyla yer edinmiş bir fikir, nesne veya isim bu olaya neden olduğunu söyler. İster heyecan ve dalgınlığa bağlı sürçme, ister bir trolleme teşebbüsü, isterse bilinçli söylenmiş ifadeler olsun gemi artık temelden su alıyor. Batıyoruz. Felemente atmaktayız. Tek başımıza değil hem de, sonraki nesil ile ele ele verip batıyoruz. Patolojik vakalarız; bulaşıcı bir hastalık gibi giderek hızlıca yayılıyor ve çöküyoruz. Evlerde zangır zangır haber kanalları izlerken minik Robespierre’ler mantar gibi bitiyor.

Biz küçük kardeşimin yanında ölüm, yaralanma, bomba konuşmaya çekinirken birileri çocukları yarattıkları sanal ortamda nefretle, bombayla, ölümle, cinayetle, idamla büyütüyor. O birilerine eğitim sistemi de ekleniyor: tiyatrolar yapıp sahnede ölümler izletiyorlar çocuklara, ölüm köşeleri yapıyorlar. Bir öğretmen kalkıp çocukların eline idam ipi veriyor, silah talimi yaptırıyormuş gibi mizansenler hazırlıyor. Yedi sekiz yaşındaki çocukların oyunlarını duydum; canlı bombacılık oynuyorlardı, biri patlıyor diğerleri koltuklara uçuyorlar.

page_ogretmen-ilkokul-ogrencilerinin-eline-idam-ipi-verdi-ya-devlet-basa-ya-kuzgun-lese_043027788Öğretmenlerinin derste idam ipi yaptırdığı çocukların teneffüslerde okulların arka bahçesine oyun diye idam sehpaları kurmaları tesadüf mü olacaktır? Roma lejyonuna asker yetiştirmekte olan bu sistemde kızımızın bir suçu yoktur, henüz çocuktur. Kibir ve hırsın ekildiği tohumlar, zehir saçan çiçekler açıyor; diğer bütün çirkinlikler gibi nefretten de koruyamıyoruz çocukları. Çok uzatmayalım; hasbelkader çocuğum olur da bu trajedinin ortasında yaşamaya mahkum edersem diye ödüm kopuyor.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu