Avrupa’nın Arkasındaki Antik Miras Tarih

Avrupa’nın Arkasındaki Antik Miras

nemrut_dagi

Nemrut Dağındaki Tanrılar Tepesi

Helenistik dönemin etkileri hem doğuda hem de batıda etkisini gösteriyordu. Büyük İskender çoktan ölmüş, imparatorluğu çeşitli devletlere bölünmüştü. Bu devletlerden biri olan Komaggene Krallığı’nın başında o gün Antiochus Theos bulunuyordu. Köken itibarıyla çok ilginç bir kişiydi. Zira hem Persli hem Yunanlı hem de Ermeni’ydi. Hayatı bir kültür mozaiği içinde geçmişti. Bunu, Nemrut Dağı’nda yaptırdığı tanrılar tepesinden daha iyi anlıyoruz. Tanrılar tepesine, hem Persli tanrıları Oramasdes ve Vaham hem de Yunan tanrıları Zeus ve Herakles’in büyük heykellerini yaptırmıştı. Dahada ilginci Oramasdes ve Vaham doğuya yani Pers topraklarına, Zeus ve Herakles ise batıya yani Yunan topraklarına bakıyordu. Ölümünden sonra mezarı da buraya gömülecekti. Evet, Antiochus bizlere aslında doğu ile batının birbirinden çok uzak olmadığını ve birbirleri arasında çokça etkileşim olduğunu adeta haykırıyordu. Doğu ile batı arasında bir medeniyet aktarılıyordu. Avrupa’nın oluşumunda doğunun bu etkisi aşikardır.
Avrupa buzul çağ döneminde büyük oranda buzullarla kaplıydı. MÖ 12500 yıllarında buzul çağın ardından Avrupa kıtası baştan başa ağaçlarla kaplıydı ve insan yaşamına çok elverişli değildi. MÖ 2000 yılına kadar Kıta Avrupa’sında elle tutulur bir gelişme, bir medeniyet hareketi gözlenmemişti. En büyük Avrupa tarihi kitaplarından biri olan “Choronology of European History”de bu dönem 5 sayfa ile geçilmişti. MÖ 2000 ile Antik Yunan’ın kuruluşuna kadar ise arkeologlar sadece “Megalit” adı verilen taşlara rastlamışlardı. Bunlar tek parça, büyük, işlenmemiş taşlardı. Üzerlerinde hiç yazı yoktu. Tarihçiler bunları mezarların üstünü kapatmak için kullandıklarını düşünüyorlar. İlk Avrupa medeniyeti ise Girit adasında “Minos” Devleti olacaktı. İlk medeni Avrupa topluluğunun burada ortaya çıkmasının belki en büyük nedeni, Mısır ve Yakın doğu medeniyetlerine en yakın Avrupa toprağı olmasıydı. İlk Yunan yazısı burada oluşmuş ve Sami kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Mimari Mısır mimarisi ile Pers mimarisinin Yunan yorumuydu adeta. Sütunları Perslilerden alınmış, mühendislik ise Mısır kökenliydi. Antik Yunan medeniyeti ise MÖ 800 yıllarında ortaya çıkacaktı. İlk yazının Sümerliler tarafından icadından tam 1600 yıl sonra. Antik Yunan münferit şehir devletlerinden oluşuyordu. En meşhur şehirleri Atina, Sparta, Delphi ve Olympia idi. Şehirlerin merkezlerinde genellikle büyük bir tapınak vardı ve içinde çeşitli tanrıları temsil eden heykeller ve putlar vardı. Bu tanrılar büyük oranda Mısır, Sümer ve Hitit tanrıları ile benzerlik gösteriyorlardı. O günün dünyasında putperestlik çok yaygındı ve insanlar birçok batıl inanca inanıyorlardı.
Putperestlik anlayışının MÖ 10.000 başlaması Göbeklitaş kazılarında ortaya çıkmıştır. Ancak Neolitik dönem putçuluk anlayışında her bölgenin tek tip bir putu vardı.

3-20150121120143

Mısır Tanrılarını Anlatan Bir Hiyeroglif

Bugün Neolitik dönem idollerine(küçük putçuklar) baktığımızda, aynı bölgelerde birbirlerine benzer olduklarını müşahede ederiz. Bu bulgular aslında ilk insanların tek tanrıya inandıklarını(monoteizm) ancak sonraları aralarında tanrı alışverişinde bulunduklarını gösteriyor. Zira Yunan mitolojisinde Afrodit’in(aşk tanrıçası) Mezopotamya mitolojisindeki İştar’dan(aşk ve savaş tanrıçası) alındığını Milet’teki kazılar kanıtlamıştır. İştar Sümer ve Babilliler için aşk ve savaş tanrıçasıydı. İştar putları kilden ve baskı usulu ile yapılırdı. Milet’te bulunan ilk Afrodit idollerinin yapım şekli de böyleydi. Daha sonra bu tanrıça Yunanlılar için çok önemli olacaktı. Bu çok tanrıcı inanç sistemlerinde, tanrılar arası bir hiyerarşi vardı ve genelde en büyük bir tanrı bulunurdu. İlk olarak Mısır medeniyetinde ortaya çıktı bu durum. Amon-Ra(güneş tanrısı) en büyük tanrı olarak anıldı. Sonra Babil’de Mukan(güneş tanrısı) için aynı durum söz konusuydu. Antik Yunan’da ise Zeus(gök ve yıldırım tanrısı) en büyük tanrıydı. Genellikle en büyük tanrı yukarılardaki tanrı için söylenmişti.
Bilim Yakın doğu ve Mısır medeniyetlerinde çok ilerlemişti. Mısırlılar matematik ve mühendislik alanında büyük mesafe kaydetmişlerdi. Devasa piramitler ve heykeller inşa etmişlerdi. Pi sayısını hesaplamışlar ve alan, hacim hesaplamaları yapabiliyorlardı. 9’luk sayı tabanı kullanıyorlardı zira daha sıfır keşfedilmemişti.  Takvimcilik alanında doruğa ulaşmışlardı. Hatta, Roma kralı Juluis Cesar bu takvimin iktibas edilip Roma’ya alınmasını istemişti. Bu bugün kullandığımız Hz.İsa doğumu esaslı takvim Mısırlıların geliştirdiği takvimdi. Avrupa mühendislik ve matematik bilgisini büyük oranda Mısır medeniyetine borçluydu. Babil ise 60’lık sayı sistemini kullanıyordu çünkü 10’dan daha esnek bir sayıydı zira 2,3 ve 5’e bölünebiliyordu. Bugün Avrupa saat sistemindeki 60’lık bölmeler Babillilerden gelmektedir. Dünyayı dikey olarak 60’ın bir katı olan 360’a bölme fikrini de ilk Babilliler ortaya atmıştı. Yıldız takımlarını tespit etmişlerdi. Bu oluşan bilgi birikimleri ticaret yolu ile Batının en yakın noktası Yunan adalarında ulaşıyordu. Hatta Büyük İskender Babil’e fethettiğinde bu medeniyetten çok etkilenecek ve Babil kaynaklarının Yunancaya tercüme edilmesini emredecekti. Avrupa ise bu bilgilerin üstünde yükseliyordu. Edebiyatta da benzerlik görülmekteydi. Sümerlilerin Gılgamış destanında geçen tufan hikayesi ile Babillilerin Yaratılış metinlerinde sel baskını hikayesi birbirine benzerlik gösteriyordu. Hemorous’u da büyük oranda etkileyecekti bu metinler. İnsanlık ilk çağlarda ortak bir kültür kazanında yaşıyordu adeta.

charles_le_brun_-_entry_of_alexander_into_babylon

Büyük İskender’in Babil’e Girişi

Peki batıyı farklı kılan neydi? Bu sorunun cevabını da tarihten alıyoruz. Yakın doğu ve Babil alimleri bu bilgi birikimini tanrılar ve batıl inançlar ile özdeşleştiriyorlardı. Avrupa halkı da batıl inançlar ve putlara inanıyordu ancak Sokrates gibi bilginleri bilimi ve hakikati batıl inançlardan ve tanrılardan arındırmak istiyordu. Bu yolda Sokrates canını verecek, tanrılara hakaretten asılacaktı. Tales elindeki Babil ve Mısır kaynaklarına Yunan yorumu getiriyor ve tabiatı sebep-sonuç ilişkileri içinde inceliyordu. Tabiatın sanatsal, mekanik ve işlevsel bir harika olduğunu bütüncü bir bakışla iddia ediyordu. Bu da Rönesansla başlayacak bugüne giden yolun ilk adımı olacaktı.

 

 

Kaynakça
Alatlı, A. (2016). Batı’ya Yön Veren Metinler . İstanbul: Alfa Yayıncılık.
Durant, w. (1954). The Story of Civilization: Part1 Our Oriental Heritage. New York.
Karlığa, P. D. (n.d.). Retrieved 11 06, 2016, from http://www.trthaber.com/: http://www.trthaber.com/programlar/batiya-dogru-akan-nehir/
Magill, F. N. (1997). Choronology of Europeaan History. California: Selam Press.
Meriç, C. (2008). Işık Doğudan Gelir. İstanbul: İletişim Yayınları.
Roberts, J. M. (2016). Avrupa Tarihi. İstanbul: İnkılap Yayınları.

İlgili Yazılar