En Uzun Yıl 2016: Brexit Sancısı Politika

En Uzun Yıl 2016: Brexit Sancısı

Tarihler 17 haziran 2016’yı gösterdiğinde bütün medya organlarında bir konu var: acaba İngiltere Avrupa Birliğinden ayrılacak mı? Hararetli geçen tartışmalarda siyasilerin gerilimleri İngiliz halkının arasında hissediliyor ancak İngiltere’nin köklü demokrasi tarihi ile bu gergin ortam geride bırakılıp, toplum nezdinde yeniden huzurun tahsis edileceğine inanılıyor. Alt tarafı bir seçim en fazla ne olabilir ki?

Fakat aynı günün öğle bültenlerine bir son dakika haberi düşüyor: “Bristall kent kütüphanesinde bir anaokulunun düzenlediği etkinliğe katılan İşçi Partisi milletvekili Jo Cox bıçaklanarak öldürüldü. Tanıkların ilk ifadelerine göre saldırganın önce Britanya diye bağırdığı tespit edildi.”
brexit-ingiltere-ab-avrupa_birligi-iskocyaİngiltere 1973’te Avrupa Serbest Ticaret birliğine katıldığında, birliğin başlangıçta küçük ve basit bir yapılanması vardı. Yıllar geçtikçe yeni ülkeler bu birliğe katılmaya başladı. İngiltere birliğin büyümesini savunuyor, Sovyetler Birliği dağıltıktan sonra bazı Doğu Avrupa ülkelerinin de birliğe katılmasına açıktan destek veriyordu. Bir süre boyunca işler yolundaydı, ancak zaman geçtikçe kurallar daha komplike olmaya başladı. Birliğin sadece ekonomik değil siyasi hedefleri olması gerektiğine inanıldı ve böylelikle Avrupa Birliği yapılanması oluştu. 2008 yılından itibaren Avrupa Birliğine üye olan bazı ülkelerin mali sıkıntıları, birliğin geleceğine dair bir kuşku oluşturmaya başladı. Bunun en güzel örneği Yunanistan’dır. Yaşadığı krizden ötürü oluşan borçlarının toplamı 323 milyar avroydu ve bu borcun 60%’nı avro bölgesinden aldı. Günümüze yaklaştıkça ekonomik istikrarı bozulmaya başlayan Avrupa Birliği’nin geleceğine duyulan kuşkular en şiddetli olarak İngiltere’de ifade edilmeye başlandı. 2013 yılında Muhafazakar Parti lideri David Cameron partisinin tekrardan iktidara gelirse AB’den ayrılmayı referanduma götüreceğini açıkladı. Sonrasında belki de kendisinin de şaşırdığı bir sonuç ile yeniden iktidara geldi ve AB’den ayırlma tasarısını referanduma götürdü. Sonuç olarak Britain(Britanya) ve Exit(çıkış) kelimelerinin birleşmesiyle ortaya yeni bir kavram çıktı: BREXİT.

Referandum süreci İngiltere için hiç alışıldık bir ortamda ilerlemiyor, adeta bir karmaşa içerisinde seçimlere doğru gidiliyordu. AB’den ayrılamayı savunanlar Boris Johnson’nın büyük katkıları ile her gün farklı bir çıkış yapıyor, AB yanlıları ise onları yalanlamaya çalışıyordu. Bu karmaşa arasında hakikatin ne olduğunu öğrenmek isteyenler dâhi bir yere varamıyordu. Bu karmaşıklık sadece seçmenin neye oy vereceğine karar verememesine neden olmuyor; aynı zamanda dünyanın her güne yeni bir terör saldırısı ile uyandığı, devletlerin otoriterleştiği, radikalleşme eğilimlerinin artığı bir dönemde İngiliz halkının içerisindeki kutuplaşmalarla sonuçlanıyordu. Mültecilere karşı olan hakaret içerikli afişler haricinde Polonyalıların İngiltere topraklarında istenilmediğine dair pek de kibar olmayan bildiriler dağıtılmaya başlandı. İngiltere varoluşsal bir problemin içerisinden geçiyordu. Kıta avrupası ile olan ortak sorunların çözümü için masaya oturmaktansa meseleye sadece kendi perspektiflerinden bakıp AB’den ayrılarak sorunu kökünden çözebileceklerini düşünürken, AB ise sadece tehditler savuruyordu. İki taraf için de elini taşın altına koymak gibi bir düşünce yoktu. Bütün bunların akabinde Jo Cox’un katili yetkililer duruşma sırasında isimi sorulduğunda: “Benim adım vatan hainlerine ölüm, İngiltere’ye özgürlük” demesi, İngiltere’nin nasıl varoluşsal bir problemin içerisinde olduğunun güzel bir özetidir.
ingiltere-turkiye-hakkinda-onemli-mesajlar-verdi1Peki İngiltere böyle zorlu bir süreç içerisinden geçerken Türkiye ile olan ilişkileri nasıl şekillenecek? David Cameron, Brexit yanlısı Boris Johnson’un Türkiye gibi 75 milyon nüfusu olan bir ülke ile vize serbestisi anlaşmalarının yapılmasını desteklemediğini ve belki de Avrupa Birliği’ne girmesi ile Avrupa’ya ve İngiltere’ye büyük bir göç dalgasının başlayacağını söylemesi üzerine, Türkiye’nin 3000 yılına kadar AB’ye giremeyeceğini söyledi. Bu söylemi şu yönde değerlendirmek gerekiyor: Cameron daha önceki açıklamalarında Türkiye’nin demokratik atılımlarda bulunarak çok iyi bir sıçrama gerçekleştirdiğini, uluslararası arenada iyi bir partner olacağını belirtiyordu -tabi bu söylemlerin samimiyeti tartışılır- ancak kanaatimce referandum döneminde her alanda çıkan yanlış haberlere cevap  yetiştirmeye çalışırken yaptığı abartılı bir izahtan ibaretti. Recep Tayyip Erdoğan ise Cameron’nun bu çıkışına karşı: “Gerekirse AB için biz de ülkemizde referandum yaparız” diyerek çok net bir şekilde tepkisini koydu. Burada Erdoğan’nın çıkışının da göründüğü gibi olmadığı kanısındayım çünkü tam o dönemde vize serbestisi süreci Davutoğlu liderliğinde yürütülüyordu ve Erdoğan vize serbestisi konusundaki etkisini Avrupa’ya daha iyi hissettirmek ve süreçte herhangi bir aksilik söz konusu olursa ilişkilerin askıya alınabileceğini belirtmek için böyle bir çıkış yaptı.

Bu yüzden Ankara-Londra arasında şuanda bir gerginlik bulunmasa da AB’den ayrılma sürecinde olan İngiltere, ülkeler arasındaki ticaret anlaşmalarını yenilemek durumunda. Bu anlaşmaların nasıl  olacağına dair elimizde herhangi bir veri yok çünkü yeni başbakan Theresa May yeni yıla girene kadar bu konu hakkında bir açıklama yapmayacağını söyledi.

Sonuç olarak en uzun yıl 2016 her alanda  ölümlerin,ayrımcılıkların,hakaretlerin ve insanın bütün iğrenç duygularını körükleyen nefretin yılı oldu.

Yazımı Jo Cox’un ölümünün ardından eşinin sözleri ile bitirmek istiyorum:

Onu öldüren nefrete karşı birlik olmamız lazım. Nefretin etnik veya dini gerekçesi yok; nefret zehirli.

 

 

İlgili Yazılar