En Uzun Yıl 2016: OHAL Mağduriyetleri Politika

En Uzun Yıl 2016: OHAL Mağduriyetleri

Biten her koca yılın ardından, yeni yılı yeni umutlarla beklermiş insan. 2016 yılını beklerken de güzel umutlarla doluyduk ancak bu umutların yerini her geçen gün koca hayal kırıklıkları aldı. Güzel günleri görmeyi umduğumuz 2016 yılının da bitmesini diler olduk, yeni yılda bizleri nasıl hayal kırıklıklarının bekleyeceğini bilemeden. Her geçen yıl kayıplarımızın daha ağır olduğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, ülke olarak yeni yıldan yeni umutlar bekleyemez hale geldik. 2016 yılı biterken Türkiye için ardında çok fazla acı hadiseyi bırakıp da gidiyordu. 15 Temmuz gecesinde 240 vatandaşımızın şehit edilişine şahit olmuş ve bastırılan darbe teşebbüsünün akabinde 21 Temmuz gecesi OHAL ilanıyla birlikte, kamuoyu bu hain girişimle alakası olmayan masumların da mağduriyetlerine sahne olmuştu.

ekran-resmi-2016-12-25-00-31-38Yaşanan bu zor süreçte ülke içinde bir grup insanın çoğalışına tanık olmuştu. Ortaya çıkan bu insanları ‘itirafçılar’ mı yoksa ‘iftiracılar’ olarak mı adlandırılmamız gerektiğini sorgulamamız gerekiyordu. Nitekim bu itirafçıların hangi sebepten ötürü cemaatten koptuklarını bilmediğimiz gibi, birilerine iftira atıp işin içinden sıyrılmaya çalışıp çalışmadıklarını da bilmiyorduk. Bu yüzden 15 Temmuz’dan sonra ekranlarda boy gösteren itirafçıların samimiyetini sorgulamak gerekiyorken çoğumuz sorgulamadık. Mağdur olan kesimin bahsi açılmışken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemini hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Hatırlarsanız bu yapının üç katmandan oluştuğunu bir cümleyle açıklamıştı Erdoğan:

Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet.

Bu itirafçıların hangi katmanda bulunduğunu bilmemekle beraber, cunta girişiminden bihaber masum kesime iftira atılma ihtimalini de bilmiyorduk. Tabanı olan kesimin -sempati duyanların- görüşlerinin o geceden sonra değişmiş olma ihtimalini göz önüne almamız gerekmez miydi? Bu yapının taban kesimi kendi halkına ateş açılmasını, polislerimizin ve askerlerimizin şehit edilişini destekler mi? Bu masumların -taban kesim- Allah ile aldatanlara, aldandıklarına inanmıyoruz. Ülkede yalnızca bu kesimin kandırılmadığını da gayet iyi biliyorken, onların “Kandırıldık” beyanı da gözümüzde bir anlam ifade etmiyor. Nitekim kandırılmanın birçok örneğiyle karşılaştık bu güne kadar:

PKK tarafından çözüm sürecinde kandırıldık.

Ergenekon ve Balyoz davalarında kandırıldık.

Rus uçağı krizinde kandırıldık.

KPSS soruları çalındı, kandırıldık.

Sahte diplomayla memur olarak atanmışlar. Haberimiz yoktu, kandırıldık.

Devlet içindeki FETÖ yapılanmasında kandırıldık.

Koskoca devlet büyüklerimizin kandırılmış olabileceğine inanırken bu yapının masum kesiminin kandırılma ihtimalini göz önüne alıp düşünmedik ve bu insanların mağduriyetlerine şahit olduk. Bu mağdurların birçoğunun cemaatle ilgisi olmadığını da hatırlatmakta fayda var. Hepimizin ailelerinde, ya da tanıdıklarımız içerisinde bu mağduriyeti yaşayanlar oldu ve bütün bu insanlar sesini duyuramayan mazlumlar haline geldi. Ülkenin üstündeki toz bulutu üzerinden aylar geçmesine rağmen kalkmış değil ve halen neden hapis yattığını bilmeyen binlerce insanımız var.

Bir zamanlar medyada allanan pullanan, siyasetçilerin methiyeler dizdiği “Hocaefendi” denen zat ve yapılanmasının içindeki sözde hayırsever iş adamlarının, himmet diye zimmetledikleri garibanın parasıyla servetlerine servet kattığı ortaya çıktı. Zekeriya Öz, Adil Öksüz ve diğer ismini bilmediğimiz asıl vatan hainleri yurt dışına kaçıp hak ettikleri cezayı almamışken, isnat edilen suçları kanıtlanmamış birçok masum insanın dört duvar arasına hapsedilmiş olma gerçeğini neden görmezden geldik? Maalesef sap ile samanı birbirine karıştırıp himmet diye aldatılan pek çok insana da vatan haini damgasını yaftalar olduk. Özetle kirli işlerimiz ve menfaatlerimiz için dini alet etmenin zararını net bir şekilde görmüş olduk. Paralel Devlet yapılanmasının sonuçlarını toplum olarak acı şekilde yaşadık ve kimileri yedikleri “FETÖ’cü” damgasıyla yaşamaya devam edecekler.

Gelelim TSK’ya. Cuntacı tayfanın yanında isnat edilen suçları bile kesinleşmemiş askerler yaka paça içeri atılıp, ihraç edildi. İtirafçıların olduğu söyleniyordu fakat bu itirafçıların –ya da iftiracıların- cuntayı destekleyip, darbe teşebbüsünün seyri değişince vatanperver görünümüne bürünmüş olabilme ihtimalini bilemediğimiz gibi, cunta içinde yer almayanlara iftira atılma ihtimalini de bilmiyorduk. Bu süreçte içeriye atılanların hepsine darbeci gözüyle bakmak masum insanların günahına girmekten başka bir şey değilken, güzide medyamız her tutuklanana FETÖ/PDY üyesi damgasını yapıştırmaktan vazgeçmiş değil. İçeri atılan askerlere –cuntacı tayfa içinde yer almayan- dört duvar arasında PKK’lı teröristlere bile sunulan imkânlar sunulmamıştı ve ilk zamanlar izleyecekleri televizyonları dahi yoktu. Yıllarını verdikleri TSK’dan ihraç edildiklerini, görüş günlerinde ya eşlerinden ya da kardeşlerinden öğrendiler.

En onur kırıcı olan şey bu vatan için gecesini gündüzüne katan, tatil nedir bilmeyen, ailesinden aylarca uzak kalmaya razı olan yiğitlerin sorgusuz sualsiz içeri alınıp, terörist gibi lanse edilmesidir.

Medyamızın sadece FETÖ/PDY çetesinin ihanet katmanını gösterdiği ve bu hainlerin yanında yakılan yiğitleri göstermeyişi, bu mazlumların sesi olmayışı da sorgulanmalıdır.

Çalınan sorularla, sahte diplomalarla ve tepeden gelen torpille zamanında bazı mevkilere gelen insanların- hainlerin- tasfiyesine karşı olmadığımı açıkça belirtmeliyim. Fakat kendi emeğiyle, yıllarını vererek vatanına ihanet edenlere ortak olmayan kişilerin, birtakım iftiralarla işlerinden olmaları, içeri atılmaları ne derece doğrudur?

İtirafçı sıfatıyla ifade verenlerin bu suçlara ortak olan hainler olmadığını nasıl bileceğiz?

İtiraf adı altında iftira atılan insanların masumiyetini kim kanıtlayacak?

TSK’dan ihraç edilen askerlerin hepsi mi FETÖ üyesi?

İçeri atılan askerlerin hepsi mi darbeci?

Neden kurunun yanında yaş olan da yanıyor?

Bugün bu mağduriyete uğrayan insanların sesi olmayışımızın temel nedeni vatan haini FETÖ’cü damgası yeme korkusudur. Bu mağduriyeti yaşamışların çoğu halkını, polisini, Mehmetçiğini şehit eden ve ülkemizi iç savaşa sürüklemek isteyen hainleri destekleyen kansızlar değilken, onlara bu zulmü reva gören bizler sessizliğimizden sorgulanmayacak mıyız? At iziyle it izinin birbirine çokça karıştığı 2016 yılında, bu masumlar içinde yer alan taban kesimin tek suçu ‘kandırıldık’ demek için biraz geç kalmak oldu. Mesele bundan ibaret.

İlgili Yazılar