Damağımızda Kalan Ekşi Bir Tat: “Ekşi Elmalar” Kültür - Sanat

Damağımızda Kalan Ekşi Bir Tat: “Ekşi Elmalar”

İzlediğiniz zaman dilinizde ekşi bir tat bırakır bazı filmler. Yüzünüzde engelleyemediğiniz bir gülümseme yerleştirirken aynı zamanda boğazınızdaki yumrularla anlaşmaya varmaya çalışırsınız. Ne dram demeye diliniz varır ne komedi, ikisini birden dersiniz: dramatik komedi. Ne acı demeye diliniz varır, ne de pembe bulutlar çizebilirsiniz. Yeşil elmalar çizersiniz, en ekşisinden.

009430

Bir aile hikâyesi olarak okuyoruz “Ekşi Elmalar”ı. Sadece bir ailenin hikâyesi olmadığını görüyoruz sonra. Aile baskısı sebebiyle dergilerden topladığı posterleri odasının geyikli halısının arkasına saklayan herkesin hikâyesi aslında. “Babalar ve Oğullar”ın nihilist karakteri Bazarov’un tarifiyle “burnunu başka türlü silmenin[1] kabul görmediği, tek tip bir yaşamın benimsendiği ve baba figürünün bu yaşam biçiminin “direği” olduğu evlerin hikâyesi bu aslında. Erkler birliğini benimseyerek tek kural koyucunun, aynı zamanda tek yargıcın baba olduğu bir kültürü ve babanın sadece evin “reis”i değil bir de koca Hakkâri’nin Belediye Reisi olduğunu düşünün. Sonra da çocuklarının yarım kalmış hayallerini…

“Belki hiç akla gelmeyecek yerde ve zamanda, ama ilk okulumu bulmuştum sonunda.” – Muazzez

“Biliyorum o denizi hiç göstermeyecekler bana.” -Safiye

Biri okumak istiyordu. Evde okuma yazma öğrenmesi için seçilmiş ablasının fotoromanlarını okuyabilmek. Bir diğeri denizi görmek istiyordu. Doğduğu bozkırdan bıkmıştı, portakal bahçelerini görmek istiyordu. Diğeriyse sadece babasının evlenmesi için seçeceği adamın Şemdinli’de oturmamasını, kardeşlerine yakın olmayı. Büyük hayaller değildi bunlar ama kendi hayatlarında edilgen rollerin biçildiği insanlar için gerçek olmaları zordu, çok zordu.

Sadece aile yapısını incelemiyor Yılmaz Erdoğan, senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı ve aynı zamanda rol aldığı Ekşi Elmalar’da. Dönemin kültüründen tutun, siyasi olaylarına kadar gerçekçilik katan unsurlarla besliyor hikâyeyi. 1980 darbesi Belediye Reisi Aziz Özay siyasi kariyerini bitirirken Sanat Güneşi Zeki Müren’in sesi geliyor derinlerden. Yine ne yazık ki aynı dönemlerde başlayan pkk terörünün ilk şehidi Süleyman Aydın da anılıyor. Ve yine aynı dönemde başlayan ve hala devam eden köyden kente göçün örneklerinden biri oluyor Aziz Bey’in ailesi de.

Düşündürüyor, hissettiriyor. Bunu da öyle sanatsal bir biçimde yapıyor ki filmin adına dahi hayran kalıyorsunuz barındırdığı metaforu düşününce. Ekşi Elmalar, Aziz Bey’in aşılayarak terbiye edemediği tek ağaçtır ve kesilmesini emretmiştir. Reis’in emrine rağmen böyle bir ağacın kaybolmasına kıyamayan ziraat mühendisi kendi bahçesine sürgününü ekmiştir. Ve işte tam o ağacın altında kavuşmuştur Muazzez “ilk okulum” dediği ve babasının yüzünden kavuşamadığı sevgilisine. İsyanın simgesidir Ekşi Elmalar, Aziz Bey’in gücünün bittiği yerdir. Ne acı ne tatlıdır, sadece ekşidir.

[1] İnsan her şeyi anlayabilecek kapasitededir; hatta meltemin esişini, güneşteki oluşumları bile… fakat bir başkasının, neden burnunu başka türlü sildiğini bir türlü anlayamaz. “Turgenyev, Babalar ve Oğullar.”

Görsel Kaynakları:

http://www.beyazperde.com/filmler/film-240738/fotolar/detay/?cmediafile=21329442

İlgili Yazılar