Van Depremi ve Irkçılık Politika

Van Depremi ve Irkçılık

[quote]“İlkellerin şenliğinde, maske, temsil ettiği mitolojik varlığın gerçek görünüşü olarak saygı görür ve algılanır; herkes maskeyi bir insanın yaptığını ve taktığını bilse de maskeyi takan yine de maskenin rol aldığı oyun boyunca Tanrı’yla özleştirilir. Tanrı’yı yalnızca temsil etmemektedir, o Tanrı’dır da.” (Campbell, J. 2006, 35)[/quote]

İlkel inanışlarla Tanrı’nın insanlaştırıldığı ve insan tarafından tanrı yaratıldığı su götürmez bir gerçekken günümüz insanının Tanrı’yı bir taraftarmışçasına doğa olaylarını manidar zamanlamada ve manidar insanlara gönderdiği inanışı aslında ilkel inanışlarımızın genlerimize ne kadar işlediğinin bir göstermekte ve doğa olayları ve ırkçılık ilişkisini tırmandırmaktadır.

[pullquote_left]En güvendiğin şeyin toprak olduğu bir coğrafyada onun senin ayaklarının altından kaydığını düşün.[/pullquote_left]Amerika’da bir kasırga felaketi yaşandığında beyazlara siyahlardan daha hızlı ve nitelikli yardım gittiği istatiksel olarak da doğrulanmış bir gerçek. Ayrıca kasırga mağduru siyahilerin medyada kötü gösterilmesi kurbanı suçlamanın en yaygın yaşandığı durumlardan.  Yani doğa olayları ve ırkçılık ilişkisi yeni bir olgu değil, fazla eski hatta ilkel içgüdülerin de etkisiyle ırkçılığa yeni bir boyut kazandırır cinsten.

23 Ekim 2011’de ve sonrasında Van ve çevre illerdeki halkın yaşadığı deprem felaketi de bu coğrafyanın insanlığının kokuşmuşluğunun bir kanıtıydı. Öncelikle Türkiye’de yaşanan her depremin afete dönüşmesine sebep olan müteahhitlerin ’99 depremi gibi büyük bir acıdan dahi ders çıkarmaması, depremlere yaşamayı öğrenmek zorunda olan Türkiye için hiç de iç açıcı bir manzara değil.

yqkmtscaakctt2brhgly4w

Böylesine bir haberi, medya üzerinde toplumdaki ırkçılık mekanizmasına sevkeden medya kullanıcıları olduğu sürece bir doğa olayının her defasında afete dönüşmesi önü kesilemez bir olgu.

Gelişmişlik seviyemizi hiçbir zaman kabullenemediğimizden ötürü böylesine bir durumda dış yardımı kabul etmemek gururun değil insanı önemsememenin kanıtıdır.

Köylere devletten önce giden habercilerin durumun vahimliğini haber yapmaları ve dönemin başbakanından azar işitmeleri medyanın ikiyüzlülüğü değil asıl devletin zafiyetidir. Cüneyt Özdemir’in dönemin başbakanından işittiği azardan sonra bunu mesleki görevinden çok insanlığıyla alakalı olduğunu söylemesi takdir edilesi cinsten.

Böylesine bir durumda sadece depremi değil, depremle ırkçılık ilişkisini anlatmak durumunda kalmak her ne kadar acı olsa da Van’da felaketten sonra liseme gelen arkadaşımın ona neler yaşadığını sorduğumda bana verdiği cevaptan daha yeterli herhangi bir kelime ya da cümle olduğunu sanmıyorum:

“Düşün

En güvendiğin şeyin toprak olduğu bir coğrafyada onun senin ayaklarının altından kaydığını düşün.

Ölümlerin, ölülerinin bir faili olmadıklarını düşün

En güçlünün en çaresiz olduğunu,

Umutların enkazlar altında kaldığını,

Yarını düşünürken bugünden olduğunu düşün.

Aslında ilk başladığında hiç deprem gibi değildi

O kadar insan o kadar acı çekebileceklerini tahmin etmemişlerdir.”

Ve onlara giden yardım paketlerinin içinden bayrağa sarılı çıkan taşları düşünelim şimdi biz de.

Köylere gitmeyen yardımı düşünelim.

Oh olsun diyenleri düşünelim.

Tanrılara taktığımız maskeleri düşünelim.

Ve depremden sonra yıkılmamış ama en ufak sarsıntıda yerle bir olacak binalara sıva atanları düşünelim. Çatlakları sıvayla yok ederek bile isteye insanı ölüme sürükleyenler değil de, ilahi adaletin insanı nasıl öldürdüğüne inananları düşünelim.

[divider]

Kaynakça

Campbell J. İlkel Mitoloji

http://www.academia.edu/5336364/Depremin_Görünürleştirdiği_Yeni_Irkçı_Söylemler_Kürt_Depremi_ve_İlahi_Adalet_

http://t24.com.tr/haber/dunya-medyasi-yardimlarin-reddedilmesini-elestirdi,177286

http://politikekoloji.org/tmmob-van-depremi-basin-aciklamasi

İlgili Yazılar