Çaldıran Savaşı ve Sonrası: Şah İsmail’in Yağmalanan Hazineleri Tarih

Çaldıran Savaşı ve Sonrası: Şah İsmail’in Yağmalanan Hazineleri

 

Ovanın yanakları altın paralarla parıldıyordu, ganimet bakımından ise toprağın yükü oldukça ağır idi. Kızılbaş ordusu gitmiş, silah at ve takımları yerde kalmış, dünya altınla dolup taşmıştı. Rengârenk çadırların çokluğundan toprak, kaplan sırtı gibi benek benek olmuştu. Kahramanların kanlarıyla süslenmiş kemerler, altın halhallar gibi ayaklar altına düşmüştü. … Ganimetleri bir yere çekip yığın haline getirdiler. Düşmandan kalan şeylerle toprak, dağ gibi yükselmişti. … Ordu ganimet bakımından o denli zengindi ki, develerin beli altın yükü altında bükülmüştü.

Ada’i-yi Şirazi

Şah İsmail’in, savaş sırasında, Malkoçoğlu’nu öldürmesi sahnesi; Çel Sutûn Sarayı duvar resimleri, Isfahan/ İran Kaynak

Çaldıran Savaşı, Osmanlı tarihi açısından sonuçları yönüyle önemli savaşlardan biridir. Osmanlılarla Safevi Devleti arasındaki güç çatışmasını Osmanlı lehine sonuçlandırmasının yanında bir de savaşın ekonomik sonuçları vardır. Çaldıran Savaşı, I. Selim’in vasiyet ettiği  “Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Hümayun benim mührümle mühürlensin.” sözünün Osmanlı hazinesi iflas edene kadar- yaklaşık dört yüz yıl boyunca-  kaide olarak kalmasının sebebidir. Savaş alanında bırakılan hazineler ve akabinde Osmanlı ordusunun Tebriz’e intikali sonrası dillere destan Heşt Behişt sarayında bulunan hazineler, Osmanlı hazinesini -kelimenin tam anlamıyla- ağzına kadar doldurmuştur. Çaldıran Savaşı ve sonrasında yaşananlar, bu yazıda, hem dönemin yazarlarının ifadeleri hem de Topkapı Sarayında bulunan iki önemli belge aracılığıyla incelenecektir.

Takvimler 23 Ağustos 1514’ü gösterdiğinde iki ordu, Safevi ve Osmanlı orduları, Tebriz’in 128 km kuzeybatısında bulunan Çaldıran Ovasında karşılaştı. Osmanlı ordusu, Safevi ordusunun aksine elinde bulundurduğu top ve tüfek ve ateşli tüfekler sayesinde savaş meydanından ezici bir üstünlükle ayrıldı ve bütün Safevi ordusu imha edildi. Bu gelişme üzerine yanındaki az sayıdaki adamıyla savaş meydanından çekilen Şah İsmail, devletine başkent belirlediği ve hazinelerinin bulunduğu Tebriz’e gitmek yerine daha güvenli olan Dergezin’e çekilmeyi tercih etti. Geriye ise yok edilmiş bir ordu ve yağmalanmayı bekleyen eşya ve hazineler kalmıştı. I. Selim ise öğleye doğru savaş meydanından çekilen Safevi ordusunun bu hamlesinin taktik olabileceğini düşünerek askerlerine, onların takip edilmemesini ve hatta onlardan geriye kalan mal ve eşyaların da yağmasına yanaşmamalarını emretti. Akşama doğru Safevi ordusunun kesin yenilgiye uğratıldığı anlaşılınca, I.Selim, askerlerine yağma emrini verdi. Osmanlı askeri, Safevi ordugâhını sabaha kadar yağmaladı ve ganimetler arasında neler yoktu ki; altın ve gümüşle süslü çadırlar, mücevherle dolu keseler, sürahiler ve kadehler, murassa kılıç ve hançerler, altın ve gümüş kemerler, taçlar ve kadın elbiseleri, altın kuşaklar ve birbirinden güzel eyerler, ipek elbiseler, Isfehâni ve Kâşi çeşit çeşit kumaşlar, Arap atları ve develer…

Selimnâme’sinde savaş meydanında yapılan bu yağmayı tarihçi Şükrî-i Bitlisi şöyle aktarır:

‘’ Orada sınırsız eşya yağmalandı. Öyle ki düşmanı bir ekmeğe dahi muhtaç etmişlerdi. Altın ile kıymetli taşlar teştler dolusu idi. Çadırlar, otağlar, haymeler, hargâhlar ve sayebânlar sınırsız sayıda idi ve cennete layık idi. Kıymetli ibrişim halılar dizilmişti her yerde. Hazine ve altınlar eşek yüküyleydi ve bunlarla hazine doldu taştı. Cübbeler, cevşenler, zırhlar, miğferler yağmalandı. Çaldıran’da fakir olanlar zengin oldu.’’

Bir başka tarihçi, Hoca Sadeddîn Efendi, olayı Şükrî-i Bitlisi’ye benzer aktarır:

‘’ O sevinçle gece gaziler uyumayıp ganimet toplamakla meşgul olup ellerine bol miktarda kıymetli ve pahalı kumaşlar ve sınırsız mal ve eşyalar geçti. Altın ve gümüşler kalkanlarla taksim edildi ve herkes nasibini aldı. Altın ve gümüş türünden ne varsa topladılar, yağmaladılar, düşmanı bir ekmeğe muhtaç ettiler. Murassa hançerler, kılıçlar ve eyerler kıymetli eşyalar, çadırlar, otağlar, hargâhlar, halılar, keçeler gazilerin eline geçti. Padişaha layık olan Şah’ın kıymetli hazineleri ve nefis eşyaları ise saltanat hazinesi ve defter-i hakani zabit ve kâtipleri tarafından kayıt altına alınmaya başlandı. Şah-ı gümrâhın görenleri hayrete düşüren, nakış ve bezemeleri insanın aklını başından alan atlas otağı mirî için zapt edildi. Güzel atları has ahıra bağlandı.’’

Çağdaş bazı İran tarihçilerine göre bu yağma abartılmıştır. Mesela, İranlı tarihçi Hejazifar bu konuda şunları yazmıştır:

‘’Zahitliğinden dolayı İran şahının dikkate değer malı yoktu. Ancak mutaassıp Osmanlı şair ve tarihçileri Sultan Selim’in beğenisini kazanmak için bu malların yağmalanması konusunda mübalağalı şeyler yazmışlardır.’’

Şah İsmail’in Malkoçoğlu’nu öldürüşünün bir başka resimde sahnelenmesi; Çel Sutûn Sarayı duvar resimleri, Isfahan/ İran Kaynak

Her ne kadar Safevi kaynaklarına yansımamış ve Osmanlı kaynakları da biraz mübalağalı anlatmış olsa da Osmanlı ordusu Şah’ın ve Kızılbaş emirlerinin develer ve katırlarla taşıdıkları savaş meydanındaki mal ve eşyalarını yağmalamış ve hatırı sayılır derecede ganimet elde etmişlerdi. Galibiyet sonrası Çaldıran Ovası’nda iki gün kalan Sultan, iki günün sonunda Tebriz’e varmak üzere ordusuyla beraber hareket etti. Hoy şehrine vardığı sıralarda Defterdar Piri Paşa Çelebi ve Dukakinoğlu Ahmed Paşa’yı, kalan Safevi süvarilerini öldürüp mallarını ele geçirmeleri, Şah’ın hazine ve mallarını zapt ve koruma altına almaları ve kendisinin şehre girişinin hazırlıklarını yapmaları için beş yüz yeniçeri ile beraber Tebriz’e gönderdi. Öteki tarafta, Şah İsmail, daha Çaldıran’a gitmeden önce her türlü olumsuz gelişmelere karşı Tebriz’i ve geride bıraktığı hazineleri koruması için Helvacıoğlu Hüseyin Bey’i görevlendirmişti. Hüseyin Bey, I. Selim’in görevlendirdiği ordunun geldiğini öğrenince Şah’ın koruması için kendisine teslim ettiği mal ve hazinelerinden götürebildiği kadarını alıp Tebriz’den kaçmıştı.

Tebriz’e gidenler arasında bulunan tarihçi İdris-i Bitlisî bu olayı şöyle anlatıyordu:

‘’Bendeniz Hoy ovasından Merend otlağına dek vezirlerle birlikte Tebriz tarafına yöneldi. Cuma gecesi o şehre indik. Gelenlerden duyulduğuna göre düşmanların yenilgiye uğramış ordusundan geriye kalanlar özellikle bir süre Tebriz valiliği yapan Hüseyin Bey Helvacı şahlık ve ordu meskenlerinde bıraktıkları para ve malları toparlayıp almak için beklemiş. İslam sultanının oraya mı yöneleceği yoksa ülkesine mi döneceği konusunda tereddüt olunması yüzünden korku ve ümit arasında kalmıştır.’’

Sultan Selim, 6 Eylül Çarşamba günü Tebriz’e girdi ve, savaş meydanındakinin aksine, askerlerini yağma ve katliam yapmamaları hususunda uyardı. Safevi öncesi İran şah ve sultanlarından kalan ve en son olarak da Şah İsmail’in eline geçen hazineler, I.Selim ’in emriyle, Sultan adına zapt edildi ve kayıt altına alınmaya başladı. Bugün, yazının başında bahsi geçen, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde yer alan iki belgeden Tebriz’de kayıt altına alınan malların ne olduğunu öğrenebiliyoruz. Çok sayıda mal ve eşyanın yer aldığı bu iki belgenin ayrıntıları yazımın konusu olmaktan çok araştırmacılar için ek bilgi kaynaklarıdır.

Tebriz’de sekiz gün kalan Sultan Selim; yaklaşan kış, yiyecek azlığı ve orduda kendisini iyice hissettiren memnuniyetsizlik yüzünden geri dönmek zorunda kaldı. Ele geçirilen ganimetlerin bir kısmını 12 Eylül 1514’te göndertti ve üç gün sonra da kendisi Anadolu’ya yöneldi. Yazımı Hatayî mahlasıyla şiirler yazan Şah İsmail’in bir dörtlüğüyle bitirmek isterim:

‘’Çöl olası Çaldıran

Altun kadeh kaldıran

Hatayi’m ağlar gezer

Musahibin aldıran’’


Kaynakça

BİLGEN, Abdülselam, Adâ’î-i Şirâzi ve Selimnâmesi, Ankara 2007, s. 91,92 (Vural GENÇ, Heşt Behişt Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na: Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’ndan Sonra Alıkonulan Hazine ve Eşyaları, Toplumsal Tarih 2011/4, s. 24’ten naklen).

BİTLİSİ, Şükrî-i, Selimnâme, haz. Mustafa Argunşah, Kayseri 1997, s.180 (Vural GENÇ, Heşt Behişt Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na: Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’ndan Sonra Alıkonulan Hazine ve Eşyaları, Toplumsal Tarih 2011/4, s. 25-26’dan naklen).

GENÇ, Vural, Heşt Behişt Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na: Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’ndan Sonra Alıkonulan Hazine ve Eşyaları, Toplumsal Tarih 2011/4, s. 24-36.

MUSTAFA, Celalzade, Selimnâme, haz. Ahmet Uğur- Mustafa Çuhadar, Ankara 1990, s. 152-153 (Vural GENÇ, Heşt Behişt Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na: Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’ndan Sonra Alıkonulan Hazine ve Eşyaları, Toplumsal Tarih 2011/4, s. 25’ten naklen).

PARSADOOST, Manuchahr, Şah İsmail-e Avval: Padişahi ba Asarha-ye Dirpau dar İran va İranî, Tehran 1375, s. 482 (Vural GENÇ, Heşt Behişt Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na: Şah İsmail’in Çaldıran Savaşı’ndan Sonra Alıkonulan Hazine ve Eşyaları, Toplumsal Tarih 2011/4, s. 25’ten naklen).

İlgili Yazılar