Öfkeli Sünniler Politika

Öfkeli Sünniler

Kitleleri hedef alan eylemlerin yapılma şekli değişse de kitlelerin sürü psikolojisine olan yatkınlıklarıyla saldırı açlıkları değişmedi. Sivas Katliamı’nın yıldönümünden birkaç gün önce de gerçekleşen ve özünde aynı olan eylemlerin hepsi bir bir takvimlerde kendilerine yer buluyor. Öfkeli sünni kalabalığının ateşi, kendileri hariç herkesi hâlâ yakmakta. “Dine saygıda kusur”a katliamlarla cevap veren sünni çetelerin adı Madımak’ta, Charlie Hebdo’da, Ankara Garı’nda ya da Atatürk Havalimanı’nda farklı olabilir ancak hepsinin çıkış noktası aynı: “Dine saygısızlığa kesilen ceza.”  Ateistim diyen Aziz Nesin’e saldırı suçlamasında bulunanların tek sebepleri Nesin’in Tanrının varlığını kabul etmemesi bir saldırı olarak algılanmasıyken, buna karşılık binlerce insan kendi deyimleriyle “Allah’ın ateşi”yle 35 insanın cezasını vermişlerdir. Hoşgörü dini İslam gerçek İslamı sakladığı yerden yine çıkartamayarak diri diri insan yakmıştır.

[pullquote_left]Ateşler yükselirken kalabalığın aldığı haz sesleri yanan insan çığlıklarını bastırıyordu.[/pullquote_left]93 2 Temmuzu Aziz Nesin’in de katıldığı Pir Sultan Abdal şenlikleri her türlü katliam bir yana yeni bir katletme yoluna başvurularak -hem de polisin, askerin izniyle- insanların yakıldığı bir güne döndü. Aziz Nesin’in de katıldığı diyerek zaten önlem alınması gereken bir durum olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Aziz Nesin’in şenliklerden önce de gündemde olduğu ve dinci çevrelerin öfkesini kazandığı bir devlet sırrı değil aksine olası bir linçin habercisiydi ancak linç teorileri yerini insan yakmaya bıraktı. Ezan okunurken müzik çalınması da üstüne eklenince Madımak’takilere bir ceza verilmesi farz olmuştu ‘öfkeli Müslümanlara’. Yüz, bin derken beş bini bulduğunda kalabalık, onlara karşı sadece beş yüz kolluk kuvveti vardı. Polisler anons yaparak öfkeli grubu dağıtmaya ‘çabaladı’ ama ne yazık ki otelin önüne öfkeli binlerce Müslüman akın etmeye devam etmekteydi. Polis kalabalığa: “Burada polis olarak değil kardeşiniz olarak bulunuyoruz. Allah’ı seviyorsanız dağılın!” tarzında gönül tellerimize dokunan anonslar yapsa da öfkeli grup hazır gelmişken sadece Nesin’i ve Alevileri değil içindeki laiklik nefretini de kusmaya başlamıştı. Derken bir grup asker alana geldi ve o da nesi? Öfkeli kalabalık bu sefer askerine “ Asker Bosna’ya” sloganları attı ve askerimizin gururu kırılmış olacak ki bir durdu ve şaşırdı. Sonra usulca kenara çekildiler ve 35 canın katline ferman vermiş oldular. Kitle psikolojisi bir anda şizofrenik bir şekilde değişerek: “En büyük asker bizim asker” demeye başladı. Sonunda bütün bürokrasi işlemleri tamamlandı, devletten bütün izinler alındı ve Madımak ateşe verildi.

Ateşler yükselirken kalabalığın aldığı haz sesleri yanan insan çığlıklarını bastırıyordu. Yan binaya atlayarak kurtulmak isteyenler bir diğer dini bütün ve öfkeli bir toplulukla karşılaşıp her tarafın çevrili olduğunun farkına varıyorlardı. Büyük Birlik Partisi’nin binası… Tesadüfün böylesi ya işte, yan bina da BBP’nin şubesi çıkmıştı. Denize düşen yılana sarılır atasözünün çürütüldüğü dakikalardı o anlar.

Sivas Katliamı’nın ardından yazıldı çizildi. Kimisi üzüldü kimisi sevindi. Önlem alınabilirdi denildi. Suçlular hak ettikleri cezayı bulmadı hatta bir kısmı şu an yüksek makamlarda devletimize hâlâ hizmet etmekteler.

Ve yıl 2016. Öfkeli sünni gruplar hâlâ dine dil uzatanlara, inanmayanlara ve türevlerine gerekleri cezaları kesmekteler. Hatta bu durumu küresel bir hizmet sektörüne dönüştürmüş ve genelde IŞİD adı altında ‘öfkeli sünni gençler’ olarak da tabir edebileceğimiz şekilde sürdürmekteler.

İşte bize hikâye gibi gelen yıllar öncesinde yaşanmış Sivas da bugün burnumuzda patlayan bombalarda birbirinden farklı değiller. Hepsi önlem alınabilecekken alınmayan, hava alanına silahla girilebilen, güvenliği sağlamakla görevlilerin tek vasfının biber gazı sıkmak olduğu şu günlerde; belki de savaşın içinde olduğumuz şu zamanlarda sadece yakan yıkan kitlelerin değil, barış isteyen kitlelerin de varlık göstermesi lazım. Barış adına birleşen kitlelerin bombalandığı gerçeği bir birliği önlese de her zaman sürü psikolojisiyle sokağa dökülmek ya da korkudan eve kapanmak gerekmez. Herkes bireysel çözümleriyle ve tepkileriyle de bir kitle oluşturabilir.

Ne Sivas’ın ateşi söndü ne Ankara’nın ne de İstanbul’un. Sebebi amacı ne olursa olsun patlatılan her bomba yakılan her nefret ateşi bizi biraz daha sona yaklaştırıyor. Bir savaşa sürükleniyorsak ya da belki bir savaşın içindeysek taraflar hariç herkes acı çekiyor, ölüyor. Kitleler din ya da kışkırtılabilecekleri başka sebeplerle halkın üzerine salınıyor. Ne din elden gidiyor ne de kurtarılıyor. Özgürlük için ölmeye ve öldürmeye çalışanlar daha da tutsaklaşıyor ve bizi tutsak ediyor.

2 Comments

  1. Sılanur ŞAHİN
    07.07.2016 at 04:36 Reply

    “Öfkeli sünni kalabalığının ateşi, kendileri hariç herkesi hâlâ yakmakta. ” ne demek ” öfkeli sünniler” ne demek? Tüm yazı boyunca milyonlarca insanın içinde bulunduğu bir camiayı bir grup şizofrenik insanla bir tutup “sünniler” diye kestirip atmak ne demek? Madımak olaylarından sonra bu olanlara kahreden “sünniler” de vardı, ışid gibi gruplar “sünnileri” de katletti. Kendilerinden farklı kimliğe sahip olanlara katliamlar yapan insanları eleştirirken sizden farklı kimlikte oldukları için milyonları canavarlaştırmanız, yaşla kuruyu bir etmeniz gerçekten trajik bir durum. Haklı olanı savunurken bunu yapmış olmanız trajediyi hafifletmiyor.

  2. Cansu Şahin
    26.07.2016 at 07:21 Reply

    Merhabalar, evet çok haklısınız dil konusunda. Ancak benim kadar dikkatli olamamışsınız ne yazık ki… Sizin de bahsettiğiniz gibi ‘bir grup şizofrenik insan’ yerine öfkeli sünni kalabalığı demişim yani tüm sünniler dememişim. Siz Madımak olaylarına kahreden sünniler de vardı demişsiniz ama cümleniz baştan yanlış Madımak ‘Katliamına’ kahreden sünniler zaten vardı ama bu sünni kimliklerinden önce insan olmalarıyla ilgili bir durum. Ayrıca bir grup şizofrenik insan ve ışid gibi gruplar diye adlandırmışsınız siz o mahluklukları kendinizce. Ancak ne yazık ki o mahlukların sizin tarafınızdan grup olarak adlandırılması bir trajediyi doğurmuş.

Yorum Yap!

İlgili Yazılar