Huysuz Bir Yeraltı Adamı ve Eskimeyen Bir Bilinçaltı Klasiği: Yeraltından Notlar Kültür - Sanat

Huysuz Bir Yeraltı Adamı ve Eskimeyen Bir Bilinçaltı Klasiği: Yeraltından Notlar

 artlib_gallery-8913-b-m4mdd1fdj9mkgw2quum2dudnp6n312sml4d5ywrqjw                                      

                                    ‘’ Derdin ne kadar derinse, Tanrı’ya o kadar yakınsın! ‘’

 

Bugün, burada… Biraz kararsız lakin oldukça temkinli… Belki son belki eksik belki dayanaksız… Belki de yer yer tutarsız… Sözlerime başlamak niyetindeyken ve güneş henüz tepede yeni yeni kaybolmaya yüz tutmuşken; benimle birlikte acınası bir yüreğin yüzleşmesine tanıklık etmenizi diliyorum sizlerden. Yaşadım sanarak boşa harcanan bir hayatın ve artık vücudunda kendine bir yer edinemeyen organlarının bir gün yeni bir ana kara arayışıyla başlattığı bir başkaldırıdır bunun adı. İster ortak olun anlatacaklarıma ister her zamanki gibi minyatür uğraşlar edinin o çok önemli hayatlarınıza. Fakat öncelikle ricam oturduğunuz taburelerdeki bireylerin gerçekte kim olduklarından emin olmanızdır. Adına ne derseniz deyin. Kimileriniz adına kara mizah desin. Kimileriniz intihar. Ben buna yaşamak diyorum.

Gelin hep birlikte bu yaşlı ihtiyarın ‘’Yeraltı Dünyasına’’ inelim. İster okumuş olun ister herhangi bir tiyatro oyununu seyretmiş…  “Yeraltından Notlar” ile bütünleştikçe çaresiz bir insanın hayat karşısında tutunamamasının, ruhsal olarak yaralanmasının, varoluşunu dünyaya haykırmak isterken giderek kabuğuna çekilmesinin retinalarımızdaki yansımasına tanık olacağız. Dost’un denizine daldıkça aslında içimizde yarattığımız “Yeraltı Adamının” dünyadan soyutlanışını, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, çatışmalarını dinleyeceğiz kendi ağzından.

Lakin burada durmak ve dikkatlerinizi önemli bir noktaya çekmek zorundayım. Sevgili Dost, bu denli büyük bir başyapıtın içinde kahramanımızın adını birer soru işareti olarak bırakır. Bana kalırsa bunun altında yatan gerçek de karakteri kendiyle özleştirebilen özgün ve sorgulayan bireyleri hikâyenin seyri boyunca özgür bırakmak istemesidir. Sevgili okuyucular, gelin bir anlığına da olsa yetişmek zorunda olduğunuz hayatlarınızı bir kenara bırakın, acilen yapılması gereken işlerinize biraz ara verin, oturduğunuz sandalyelerden kalkıp, sıkıcı boyun bağlarınızdan kurtulmayı deneyin.

Bugün yataklarınızdan kalkın ve kendi yeraltı dünyanıza inin. Yataklarınızdan kalkın ve hayatla alıp veremediklerinizi yatırın masaya bugün. Sayın Okuyucular gelin bugün bu hikâyenin Yeraltı Adamı sizler olun.

Sizler bu zorlu görevi yerine getirirken bizler de rica edelim, bir duble anlam doldursun kadehlerimize sevgili Dostoyevski. Onu daha yakından tanımak ve daha fazla anlamlandırmak adına yarattığı Yeraltı Adamı’nın monoloğuna çevirelim gözlerimizi.

1458564215766791748-b

 ‘’Sevgili okuyucularım, sizin dinlemek isteyip istemediğinizi bilmem, ama şimdi size niçin bir böcek bile olamadığımı anlatmak istiyorum. Şunu bütün ciddiyetimle belirteyim, pek çok kez böcek olmayı istemişimdir. Ne yazık ki buna bile erişemedim. Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.’’

Ve başka bir anlam arayışı yaratan sözleriyle devam eder; “Nasıl yaşadığıma gelince, sizin kendi yaşamınızda yarıda bıraktığınız şeyleri ben sonuna kadar götürdüm. Üstelik sizler ödlekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz. Bu duruma göre, ben sizden daha canlı bir insan olmuyor muyum?

Şöyle bir daha, dikkatlice düşünün! Biz bugün “canlılık” denen şeyin nerede bulunduğunu, neyin nesi olduğunu, hangi adla çağrıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız. Artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neden nefret edeceğimizi, neyi sayıp neyi hor göreceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile yük geliyor; bundan utanıyoruz, ayıp sayıyoruz. ‘’

Dostoyevski 1864 yılında yayımlamış olduğu “Yeraltından Notlar” ile yaratıcılığında bir dönüm noktası yakalamıştır. Düşlemler ile gerçekler arasında kimi kez sakin sakin yalpalanan, kimi kezse tsunamiye dönüşen dalgalanmalarla önüne kattığı her şeyi alıp götüren, ne kadarı düş ürünü, ne kadarı gerçek olduğu tam anlaşılamayan anılardan oluşan bir yapıttır. Başta Camus olmak üzere pek çok varoluşçu yazarın yolundan yürüdüğü büyük bir yazardır Dostoyevski. Onun kendi üslubunu ortaya koyduğu ilk yapıtı Yeraltından Notlar, yüzyıllar öncesinden günümüze seslenen baş döndürücü bir manifestodur âdeta!

Bugün bu yazıyı bir tiyatro oyunundan yola çıkarak yazıyorum.  Yeraltından Notlar uzun yıllar tiyatrolarımızda bir çok kez sergilenmiş ve her defasında kapalı gişe oynayarak büyük başarılara imza atmıştır. Şuan da halen Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sergilenen bu büyük başyapıtı linkten takip edebilir ve Yeraltı Adamını canlı bir şekilde izleyebilirsiniz.14577089231396717553-b

Yıllar sonra hala bir solukta okunan ve defalarca sahneyle hayat bulan bu sıra dışı klasik; varlığını çözmek isteyen ve kendi yeraltı dünyasının keşfine hazır her okurun yol göstericisidir. Girişte de belirttiğim gibi iyi bir okuyucu ya da iyi bir seyirci olarak bu derin anlamları yüklenmek sizlere kalmış. Sonuçta önemli olan Dost’u tam anlamıyla kavrayabilmek ve onun sayesinde içsel yolculuğumuzu başarıyla tamamlayabilmektir.

İlgili Yazılar