Nazım Hikmet’in Türkiye’den Kaçışı -II Kültür - Sanat

Nazım Hikmet’in Türkiye’den Kaçışı -II

dYd-refik-erduran-ad-4

Nazım Hikmet ve Refik Erduran (Kaynakça: tiyatronline.com).

Kaçış Planının Uygulanışı

Üçüncü olanağı uygulayabilmek için iki yol vardır: Ya Karadeniz’de ticaret yapan bir motorla yola çıkacaklardı ya da sürat motoru alacaklardı. Birinci yolu uygulayabilmek biraz sorunluydu. Öncelikle, böyle bir motor satın almak için alıcının tekne kaptanı olarak limanda kaydını yaptırması gerekiyordu. Sonrasında, bu motorlarda denizci tezkereli en az üç kişinin bulunması şarttı. Sonuncu olarak da denizciler genellikle mal kaçırdığından, İstanbul Boğazında bu tekneler sık sık kontrol ediliyordu. Bu üç sebepten dolayı ilk yoldan vazgeçildi ama ikinci yol için de bir engel vardı; Nazım Hikmet’in kendisi. Refik Erduran’ın sürat motoru alma yönündeki tüm ısrarlarına rağmen, Nazım Hikmet çekiniyordu. Hatta bir seferinde, ‘’ Karadeniz insanı yutar, Karadeniz’le şaka olmaz.’’  dediğini sözlerine ekliyor Refik Erduran. Nazım Hikmet’in tüm çekincelerine rağmen sonunda sürat motoru alma fikrinde mutabık kalınır. Kaçış için hızlı sürat motoru ararlarken iş adamı Malik Yolaç’ın kendi motorunu satışa çıkardığını öğrenirler. Refik Erduran’ın deyimiyle ‘’zehir gibi’’ olan bu motor, saatte 2530 mil sürat yapabilmektedir. Aynı zamanda, bu tür sürat motorları çok pahalı ve genellikle zengin çocukların ya da Amerikalıların olduğu için, sahil koruma kuvvetleri onlardan daha az şüphelenmektedir.

Kaçış eyleme dökülmeden önce, ikili, boğaz kıyılarını incelemeye başlarlar. O dönemlerde Anadolukavağı’nda küçük bir deniz üssü ve bu üste de saatte 1720 mil yapan dört askeri motor bulunduğu söyleyen Nazım Hikmet, eğer teknede olduğundan şüphelenip bu botlarla peşlerine düşecek olurlarsa sürat farkı yüzünden yetişemeyeceklerini ama uçak gönderirlerse işte o zaman tehlikeli olacağını belirtiyor. Refik Erduran ise annesinin akrabası olan zamanın Kuzey Deniz Saha Komutanı Münir Paşayı ziyaret eder ve ona bir film senaryosunu bahane ederek Boğaz çıkışında kontrol olup olmadığını sorar. Paşadan olmadığı yanıtını alır. Kaçış için her şey hazırdır. Tam bu sırada, Nazım Hikmet yeniden askerlik şubesine çağrılır. Ve orada ona askerlikten af evrakının bulunamadığını ve bu yüzden askere gitmesi gerektiğini söylerler. Bu gelişme üzerine, askerlik şubesinden 24 saatliğine serbest bırakılan Nazım Hikmet, avukatını arar. Avukatı, Nazım Hikmet’in askere alınmadan önce muayeneden geçmesi gerektiğini ve askerliğe elverişli olup olmadığının ondan sonra belli olacağını belirtilen bir dilekçe yazar. 24 saat sonra askerlik şubesine giden Nazım Hikmet, askeri hastaneye gönderilir ve orada yapılan kontroller sonrası sağlam olduğu ve askere gidebileceği kendisine söylenir. Bunun üzerine kararı protesto eden Nazım Hikmet, sağlık durumunun bir doktor heyetince belgelenmesi ister. Böylece zaman kazanmış olur. Artık kaybedecek zaman yoktur, kaçış için 17 Haziran günü belirlenir.

aaaaa

Nazım Himet Frihegy Havaalanı’nda, Temmuz 1952 (Kaynakça: gercekedebiyat.com).

17 Haziran

Takvimler 17 Haziran 1951’i gösterirken, Nazım Hikmet son kez evinden çıkar. Kaçışının bundan sonraki bölümünü doğrudan kendi ağzından dinleyelim; “Sık sık taksi değiştirerek Boğaz’a vardım. Eniştem motorla kimselerin olmadığı o yere geldi ve ben tekneye saklandıktan sonra motoru sürdü.’’  Deniz üzerinde yapılan bu yolculuğu ise sürat motorunun sürücüsü olan, Refik Erduran’ın ağzından dinleyelim: “Önce ağır ağır Üsküdar’a doğru gittik. Karşı sahile yaklaştıktan sonra kuzeye yöneldim ve normal bir geziymiş gibi ağır ağır Boğaz çıkışına kadar gittim. Hava ve deniz çok güzeldi. Yalnız buğu vardı. Biraz açıldıktan sonra sahili göremez olduk. Ondan sonra motoru hızlandırdım, Karadeniz’e çıktık. Bir süre sonra baktım, ileride bir karaltı. Yaklaşınca Rumen şilebi Plehanov’u gördüm. Sonradan bu konuda bazı spekülasyonlar oldu. Sözde Rumenlerle anlaşmaya varmışız. Asla öyle bir şey yok; tamamen tesadüf. Nazım, şilebin adını okuyunca ‘Hay Allah, Plehanov sevmediğim bir heriftir ama gidelim bakalım yanına’ dedi. Gittik. Şilepten gelmeyin diye işaret ediyorlar. Karadeniz’in ortasında bir motor; bir adam Rusça ve Fransızca ‘Ben Nâzım Hikmet’im’ diye bağırıyor. Bir saate yakın şilebin etrafında dolaştım. Nâzım bağırıyor, onlar gitmemizi istiyor. Biz ona rağmen sokuluyoruz. Bu arada benzin azalıyor. Şilep Nâzım Ağabey’i almazsa Bulgaristan’a gidip dönecek benzin kalmayacak. Bütün hazırlıkları Nâzım’ı Bulgaristan’a bırakıp dönme üzerine yapmıştım. Bu arada Nâzım’a ‘Üzerinde para var mı?’ diye sordum. Niçin istediğimi sordu. ‘Kaptana rüşvet teklif edelim’ deyince çok kızdı, ‘Komünist kaptan benden rüşvet alır mı?’ dedi. Çok saf bir insandı. O sırada şilep yavaşlamıştı, ben de yavaşladım. Çok yavaş gittiğim için motor boğuldu. Kaldık denizin ortasında. Şilep açıldı.

Sislerin içinde kaybolmaya başladık. Motorun içindeki benzin buharlaşınca yeniden çalıştırmayı deneyeceğim. On dakika marşa basmamaya karar verdim. O on dakika, ömrümün en gergin anlarıdır. Nâzım’a, ‘Seni normal rotadan giderek Bulgaristan’a götüreyim, sonra da döneyim’ dedim. Bir kere daha denememizi istedi. Emir büyük yerden… Marşa bastım ve motor çalıştı. Plehanov’un yanına gittik. Kaptan Bükreş’e sormuş olacak ki tayfalar bize el salladı ve sonunda merdiveni indirdiler. O anda Nâzım Hikmet’in yüzü birden aydınlandı. Merdiven kalkarken ‘Hadi sen de gel’ dedi. Şaşırdım. Böyle bir şey konuşmamıştık. ‘Nereye?’ diye sordum. Hem güldü, hem kızdı. ‘Elinin körüne’ diye bağırdı. Onunla gitmek istemediğimi söyleyince gözleri yaşardı. Boynuma sarıldı. Arkası gemiye dönük… Tayfalar yukarıdan bize bakıyor. Veda sahnesi uzayınca utandım. Yola çıkarken yanıma aldığım dürbünü ve tüfeği gemiye verdim. Dönüşte onlarla yakalanırsam kötü olurdu. Boğaz ağzına yaklaşırken yedek benzin bidonlarını da denize atmıştım. Nâzım Ağabey’i en son şilebin kıçında gördüm. Şilebin kıçına eğilmiş, tam Plehanov yazısının üstünden bana el sallıyordu.”.

Kaçış sonrasında Nazım Hikmet, önce Köstence’ye oradan da Bükreş’e geçer ve hayatının geriye kalanını ,ağırlıklı olarak, Sovyetler olmak üzere muhtelif ülkelerde geçirir. Refik Erduran ise, İstanbul’a dönüşü sonrası, çok yaktığı gerekçesiyle motoru almaktan vazgeçtiğini Malik Yolaç’a söyler. Ayrıca, Refik Erduran’ın bu kaçışta oynadığı rol uzun süre saklı kalır. Olayla ilgili suç dosyası “kaçıranı meçhul” olarak kapanır. Türk halkı ise olayı ancak 5 gün sonra, 21 Haziran gününde Akşam gazetesinde tek sütun olarak çıkan haberle öğrenir.


Kaynakça

http://t24.com.tr/haber/erduran-pasaya-danistim-nazim-hikmeti-kacirdim,151635

Mete TUNCAY, Plehanov Gemisiyle Boğaz’dan Köstence’ye Nazım Hikmet Kaçışını Anlatıyor, Toplumsal Tarih 2007/1, s. 18-21

https://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%A2z%C4%B1m_Hikmet

https://tr.wikipedia.org/wiki/Refik_Erduran

İlgili Yazılar