Dinle Neyden: Oğuz Kaan Birhekimoğlu-1 Kültür - Sanat

Dinle Neyden: Oğuz Kaan Birhekimoğlu-1

Ankara’nın gezilmesi gereken yerlerinden olan Ankara Kalesi civarında bir kahvehaneye rastlıyoruz. Bildiğimiz kahvehanelerden değil burası, Neyzen Kahvehanesi. İçeride ünlü ney üstadı Niyazi Sayın’ın talebelerinden Ömer Erdoğdular’ın öğrencisi, günümüzün usta neyzenlerinden Oğuz Kaan Birhekimoğlu. Güler yüzle karşılıyor bizi bu hayat dolu insan. Bir bardak da çay ikram ediyor hemen. Müzikten konuşuyor, Mevlana’dan konuşuyor, neyden konuşuyor. Bazen de “ney”iyle konuşuyor. Biz de Mevlana’nın sözünü dinliyoruz: “Dinle neyden!”

IMAG0347

Neyzen kahvehanesinin içinden bir görüntü

Gazete Bilkent: Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?

İsmim Oğuz Kaan Birhekimoğlu. Ankara doğumluyum. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. Mezun olduktan sonra babamla beraber Ankara’da bir yol inşaat firması kurduk. Müziğe nasıl başladığıma gelecek olursak, ortaokul yıllarımda bağlama, mandolin gibi çalgılarla müzik hayatım başladı. O zamanlar benim için sadece bir eğlence aracıydı. Hiçbir zaman müzik kariyeri yapmayı düşünmemiştim. O yıllarda kulağımda Türk müziğiyle ilgili birikimlerim vardı. Ailemde de müzik dinleme kültürü vardı. Türk Sanat Müziği çok sevilip dinleniyordu. Dayım ve teyzem güzel sesliydi, her toplandığımızda meclislerde bir şeyler söylerlerdi. Bu söyledikleri kulağımda yer etmişti. Babam zaten öğrenciliğinin bir döneminde bateri çalıyormuş. Ancak dedem müziğin ona çok bir şey getirmeyeceğini söyleyerek engel olmuş. Bu sebeple ben ailemden müzik konusunda hep destek gördüm. Gitar, bağlama gibi enstrümanlar alındı ki bunların alınması o dönem için bir memur ailesini zorlayacak cinstendi. Müziğin manasına ise üniversite yıllarında yönelmeye başladım. Dünyada mana arayan insanlar için müziğin, müziğin manasının çok önemli bir yeri var. Özellikle benim çalıştığım sufi müzik alanında bu daha belirgin.

IMAG0351

Gazete Bilkent: Ney ile tanışmanızın hikâyesini anlatır mısınız?

Neyle tanışmadan önce Konya’daki Şeb-i Arus törenlerine gitmiştim. Orada Mevlevilerin semalarını izlemiştim ve etkilenmiştim. Neyi de orada tanıdım, fakat ney üfleyeceğim hiçbir zaman aklıma gelmemişti. Neyle ilk tanışmam Amerika’da oldu. Oda arkadaşım Faslıydı, eline cılız bir kamış parçası almıştı. Kendince birtakım nağmeler yapıyordu. Kendi yöresel müziklerini çalıyordu. Ama sesi çok büyüleyici geliyordu bana, çok ilgimi çekiyordu. O yıllarda Mevlana, Mevlevilik ve sufi müzikle daha fazla ilgilenir oldum. Yurtdışındayken insanın memleket hasreti de oluyor, ülkenle ilgili kültüre biraz daha yakın hissediyorsun. Suallerle karşı karşıya kalıyorsun: “Sen nerelisin, ülken nasıl, müzik tarzınız nasıl, bunlar ne anlama geliyor?” gibi. Bunlar beni bu sualleri araştırmaya ve cevaplamaya yönlendirdi. Bir baktım ki zaten bunların içindeymişim ama sadece bilinçli bir eğitim geçirmemişim. Döndükten sonra İstanbul’da bazı ney ustalarıyla tanıştım ki bir tanesi belki de hayatımı değiştiren kişi oldu: Niyazi Sayın’ın talebelerinden Ömer Erdoğdular. Tabi o zamanlar çok bilinçli bir talebe sayılmazdım ama kulağıma önceden almış olduğum eserler, neyle ilgili bilgilerim yol kat etmemi, müziğe daha bilinçli bakmamı sağladı. Daha sonra Ankara’ya geldim. Ankara’ya geldikten sonra müziğe daha çok ve daha bilinçli şekilde eğilmeye başladım. Bu konuda bir hayli öğretmenim oldu diyebilirim. Önce Ankara Radyosu’nun eski Türk Sanat Müziği müdürlerinden Ekrem Vural, Ali Balakbabalar, Uğur Onuk’la tanıştım, onlardan ders aldım. Bir gün radyoda sözleşmeli ney sanatçısı alınması için sınav açıldığını duydum. O sınava girmem için teşvik edildim. O dönemde radyoya girip ney sanatçısı olmak büyük bir şeydi. Ben de konservatuvar çıkışlı profesyonel biri değildim, Türk müziği eğitimimi almamıştım. Yine de hocalarımın yönlendirmesiyle şansımı denemek için girdim. Açıkçası kazanacağımı düşünmüyordum. Esas eğitimim kazandıktan sonra başladı. Radyoda Türk Müziği eğitimini hızlandırılmış şekilde aldım. Ve yavaş yavaş yayınlara girmeye başladım. Yaklaşık 13-15 yıl radyoda çeşitli bantlara, kayıtlara, konserlere katıldım. En son şu anda geldiğiniz “Neyzen Kahvehanesi” ismindeki yeri açtım. Ney meraklılarına ney dersleri vermeye çalışıyorum. Müzik faaliyetlerine burada devam ediyorum.

trt

Oğuz Kaan Birhekimoğlu’nun Ankara Radyosu TSM Konseri’nden bir görüntüsü

Gazete Bilkent: Şu an ney sizin için ne ifade ediyor, hayatınızın neresinde?

Güzel bir sual. Bunu sormanız iyi oldu çünkü bu şekilde kendimi daha iyi ifade edebileceğimi düşünüyorum. Anlattıklarımın özü bu zaten. Biraz evvel hayatın bir manası olduğundan, müziğin bir manası olduğundan söz etmiştim. Müzikteki mana arayışı aslında insanın kendine olan inancıyla alakalı. Müziğin bana ifade ettiği şey öncelikle şudur: Müzik kendimi ifade etmede benim için bir araçtır. Kişiye çaldığı enstrümana göre kendini ifade etme şekli sağlar. Müzik yaşamda bir etkileşim alanı yaratır. Bu çekim alanı, yavaş yavaş kişinin öğretmen olmasını sağlar. Yani kişinin sevdiği ve kendini ifade ettiği bir alanda birikimlerini, isteklilere aktarması, onda bir öğretmenlik bilinci meydana getirir. İnsanın kendisini anlaması, kendi bilincini oluşturması yolunda kendisine hizmet eden bir şeydir müzik.

Adsız2

Neye gelecek olursak, öncelikle ney sesi insanları teskin ediyor. Bu da benim müziğe bakışımda, neyin benim için ne ifade ettiği konusunda bir önem teşkil ediyor. Bu teskin edici özelliğinin yanında sufi müziğin bir ahlak okulu olma özelliği taşıdığını da söyleyebilirim. Yani sufi müzikte yapılan müziğin teskin edici özelliğinden faydalanarak insanların rahatladığını, hayatın karmaşasından uzaklaştığını görünce de bunun hakikaten başka bir ulvi manası olduğunu düşünüyorsunuz. Çünkü ney sesini dinleyen insanın aklına gelen şeyler Mevlana ve ney, Mesnevi’nin sembolizması, Mevlevilik oluyor. Mevlana’nın evrene bakışı, insanın evrene bakışı ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Neyin bana ifade ettiği şeyler ise bu anlattıklarımın bileşkesi. Müzik benim için daha çok kendimi ifade etmeme ve tanımama yarayan bir unsurken başka bir iman boyutuna da beni taşımış oluyor ve yaşama bakışımı şekillendiriyor. Öğretmenlik, insanın kendisini tanıması, kendisini sergilemesi; insanın Tanrı’ya yakın hissedebilmesini sağlıyor.

Gazete Bilkent: Niyazi Sayın’ın öğrencisinin hayatınızda önemli bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu söylediniz. Kendinize üstad olarak belirlediğiniz isim Niyazi Sayın mı? Ya da sizi etkileyen başka bir ney üstadı var mı?

Ömer Erdoğdular hocamdan dinlediğim isim hep Niyazi Sayın oldu. Niyazi Sayın bizim için sadece müzisyen olarak bir üstad değil, aynı zamanda eskilerin on parmağında on marifet dedikleri bir insan. Mesela Niyazi Sayın çok iyi bir tesbih ustası, iyi bir ebru sanatçısı, geleneksel sanatlarımızın farklı alanlarında bir çok koleksiyona sahip olan bir isim. Eski hat yazılarına ilgi duyan, kuş besleyen, çok iyi yemek yapan, balık avcılığı yapan, tenis oynayan, zamanında profesyonel olarak futbol oynamış, güzel armonika çalan enteresan bir şahsiyet. Hocamın bana Niyazi Sayın’dan bahsederken söylediği şey şuydu: “Bir müzisyenin sadece müzik çalması hiçbir şey ifade etmez.” Müzik, sadece enstrümanı alıp çalmak değil hayatın içerisinde müziğin ne olduğunu kavramaya çalışmaktır. Çevremize daha algısal baktığımızda her şeyin bir müzik manası olduğunu görmemiz mümkün. Her şeye müzik gözüyle bakan bu müstesna şahsiyetin benim hayatımda da önemli bir yeri olduğu açık. Bu yüzden benim yaşamımda da müzik denince aklıma sadece oturup ney üflemek gelmiyor. Ney üflerken kendimi ne şekilde ifade ettiğimi görmüş oluyorum, bir eser icra ederken o eseri ortaya koyan kişinin o müzik ve güfteyle ne ifade ettiğini sezmiş oluyorum. Bu bütünsel bakışla çevreme baktığımda insanların hayata, Tanrı’ya nasıl baktıklarını da değerlendirmeye tabi tutmuş oluyorum. Yani gördüğümüz her şeyde müziğin bir parçası olduğunu hissetmeye çalışıyorum. Bunun da insanda daha farklı bir bakış açısı doğurduğuna inanıyorum.

[divider]

Oğuz Kaan Birhekimoğlu’nun biyografisi için tıklayın.

İlgili Yazılar