Yani Yetsin Artık Diyorum Politika

Yani Yetsin Artık Diyorum

“Aslında kendime karşı utanç duymamı gerektiren belli bir şey de yok,” dedi. “Hiçbir şey. İçimi dökmek için konuştuğumu da sanmayın. Ama insanlığı düşününce rahatım kaçıyor.”

Taptaze bir vicdanı olmasını istiyordu -kendisi böyle diyordu: Taptaze, öyle bir vicdan ki her zaman yerine getirmekte olduğu görevlerinin dışında başka sorumluluklar, insanlara karşı yeni, daha yüce ödevler yüklensin. Çünkü her zaman yerine getirilen ödevler insanın içini rahatlatmaz olmuştu. İnsan hiçbir şey başaramamış gibi oluyordu bu durumlarda. Kişi kendi kendisini hoşnutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde bırakıyordu.

“Ben, insanlığın yeni bir şeye hazır olduğuna inanıyorum,” dedi. “Yalnız hırsızlık etmemeye, adam öldürmemeye, iyi bir vatandaş olmaya değil… Bunun ötesinde başka bir şeye. Yeni ve başka ödevleri yüklenmeye hazır olduğuna inanıyorum insanlığın. Bizim içimizde duyduğumuz da bu, sanıyorum, başka ödevler yüklenme isteği, yeni işler başarma isteği. Yeni bir duyarlıkla vicdanımızın bize gösterdiği yeni işler başarma isteği.”

…“Bence asıl mesele şu,” dedi. “Artık ödevimizi, ödevlerimizi yerine getirmek bizi tatmin etmiyor. Onları yerine getirmek bir çeşit duygusuzluğa yol açmakta, ödevler yerine getirildikten sonra içimizde bir rahatlama olmuyor. Sebebi de bu ödevler artık çok eskimiş şeyler, çok eski ve çok kolaylaşmış sorumluluklar. Bunlar gerçek vicdanın ihtiyaçları değil artık…”

Elio Vittorini’nin Sicilya Konuşmaları kitabından bu kısa parçalar belki de içine düştüğümüz çukurun dışarıdan nasıl göründüğünü, neden böyle düştüğümüzü ve düşük bir ihtimalle de olsa nasıl çıkabileceğimizi söyler nitelikte sanki. Örselemekten ve örselemekten yıpranmadığımız, lüzumsuz duyguların acı sonuçlarını tattığımız şu günlerde yapılabilecek hiçbir şey vicdan rahatlatmıyor. Avunmak için avutsak da bu yangın yerinde, soğuk küllere bakıyoruz sadece. İnsan küllerine; her gün geçtiğimiz meydanlarda kalan insan küllerinin rüzgâra karışmış hali yüzümüze çarpıyor. Artık sadece soba yakılan mahallelerde değil şehrin göbeğinde soluyoruz yanık kokusunu.

Şehrin göbeğinde olmasına daha çok üzülmemizdir belki de sorunun merkezi. Dünya hiçbir zaman insanların katledilmediği bir yer olmadı çünkü. Ölüm haberlerinin, bomba seslerinin uzaktan geliyor olması biraz olsun içimize su serptiği için şimdi bu haldeyiz, kim bilir? Ölüm haberlerinin geldiği taraflara öylesine alıştırmışız ki kendimizi, diğer taraflarımız acımayı unutmuş ve şimdi soğuk sudan çıkana sıcak su çarpması gibi bakıyoruz olan bitene. O gri memur şehri şokta şu an. İlkokul arkadaşının cenazesine gidiyor o Ankara’nın gençleri şimdi. Kızılay’da karşılaşma olasılığı olan herkes birbirini arıyor her gün. Hatta İstiklâl’de sadece 4 kişi öldü diye içten içe mutlu oluyoruz hadi saklamayalım birbirimizden, artık rakamlara bakıyoruz çünkü.

Kendince haklı davaları olan ve piyonlarını üzerimize süren korkakların içimizden çıkmasına ve onların da bir zamanlar bebek olduklarına inanmak o kadar zor ki. O bebeklerin büyüyüp katil olduğu günler sadece bize değil yıllarca herkese denk geldi. Bu sefer ucunun dokunduğu yerler değişti. Ama değişmeyen tek şey o katillerin aynı tarafta olduğu. Ortalıkta katillerin farklı tarafları oluşturduğunu iddia eden komik haberlere kanmayın. Katiller hep aynı taraftalar ve bu bir savaş ise katil olmayanlar da suskunsa varsın o suskun taraf öyle kalsın, sahipsiz olsun bizim savaşımız. Savaşları sahiplenenler, keskinleştirenler sadece bıçakların ucunu biliyorlar. Varsın biz sahipsiz olalım, dava diye baş koyulan yolların piyonu olmayalım yeter ki.

Telefonu açıp yaşadığımızı soranlara ben yaşıyorum arkadaşlarım öldü diyen biziz ve güzel güneşli günler görmeyeceğiz. Toprağı o kadar susattık ki arkadaşlarımızın bedenleri suluyor şimdi onu. Yani yetsin artık diyorum ve sadece bunu söyleyebiliyorum.

 

 

İlgili Yazılar