Kadınların Kelimeleri, Kelimelerin Kadınları Kültür - Sanat

Kadınların Kelimeleri, Kelimelerin Kadınları

Değil kadın olmanın, insan olmanın bile giderek dayanılmaz olduğu ülkemde kim bilir bu 8 Mart’ta bizi neler bekliyor? Ne olursa olsun Kadınlar Günü’nde doğmanın mutluluğu ve bu yazının mezun olmadan önce GazeteBilkent için yazacağım son yazılardan biri olmasının verdiği hüzün ile sizlere naçizane ve biraz da kişisel bir liste hazırladım. Beni hayatım boyunca etkileyen Türk kadın yazarlarından oluşan bu listede yer veremediğim isimler için şimdiden kusura bakmayın. Artan baskılara, tacize, tecavüze, şiddete rağmen Türkiye’de bir kadın olmanın ağırlığıyla mücadele eden tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Tomris Uyar

Şiirin üç ustası ona âşık, biz onların şiirlerine. Sonradan öğrendiğimde bu güzel dizelerin hepsi onun için mi yazılmış diye beni şaşırtan kadın. İlk okuduğum öykü kitabı Dizboyu Papatyalar… Aşkları, öyküleri ve çevirileriyle Türk edebiyatının en değerli ve unutulmazlarından…

230320132151571142468

Dupduru öyküleri ve öyküye olan sadakati ile bilinen Tomris Uyar’ın öykü üzerine düşüncelerini Ilgın Sönmez’in Tomris Uyar’la 2002 yılında yaptığı röportajından öğrenelim;

“Kırk küsur yıldır kısa öyküye sadık kalmış bir yazarsınız. Başka bir türe kaymayacak kadar sizi ele geçirmesinin sebebi nedir?

Kısa öyküyü dünyayı anlatma, görme biçimime en uygun dal olarak görüyorum. Roman böyle değil. Romanla öykü arasında hiçbir bağ olduğunu da sanmıyorum. Öykü yazarken çok daha yoğun, daha çarpıcı, kısa, yani öz bir anlatma yolunu seçiyorsunuz. Sayfalara boğulmuş bir anlatım biçiminden çok daha güç. Bu niteliklerden ötürü çağımıza daha uygun bir sanat olduğunu düşünüyorum.

Anlatacağını en kısa biçimiyle ifade edebilmek için çok güçlü bir disipline girmiş olmak lazım.

Bol bol öykü okumak gerek. Çehov, Poe kim varsa atlanmamalı. Tabii bir de yazarın kendi özel dili öyküye yatkın mı? Oturup başınıza gelen bir şeyi anlatmak değildir öykü. Öyküleşebilmesi için titizlikle dramatik olarak kurgulanmış olması gerekir. Hayatta gördüğünüz şeyi, edebiyatla bir kere daha gerçekleştirmeniz lazım. “

Bu güzel kadını daha derinden tanımak için ona yazılmış şiirlerden birini okumak gerekmez mi? Kusura bakma Turgut Uyar, kusura bakma Cemal Süreya ama bugün Tomris’i dostu Edip Cansever’den, en sevdiğim şiir ‘Yerçekimli Karanfil’ ile dinleyeceğiz.

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysa ki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.

Sevgi Soysal

Ankara’da yaşayıp Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni okumayan var mı? Daha önce karşılaşmadığım bir türde, oldukça zekice kurgulanmış bu roman insanlara ve çevreme bakış açımı değiştiren bir başyapıt. Kanserden yaşamını yitirmeden önce, kısacık ömrüne neler neler sığdırmış, bir başka kadın yazarımız Sevgi Soysal.

TRT Sanat Ödülleri Yarışmasında Başarı Ödülü alan ilk romanı ‘Yürümek’, “müstehcenlik” nedeniyle 12 Mart’ta toplatıldı, kısa bir tutukluluk döneminden sonra TRT’den ayrılan Soysal, komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile tutuklu olan Mümtaz Soysal ile Mamak Cezaevi’nde evlendi. Siyasi nedenlerle tekrar tutuklandığı sırada Türk Edebiyatı’nın en güzel eserlerinden Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni cezaevinde yazdı ve bu romanıyla Orhan Kemal Roman Ödülü’nü aldı.2069_Sevgi_Soysal380

BBC Türkçe’nin hazırladığı bu kısa belgesel-röportajda; kanser tedavisi için gittiği Londra’da BBC Türkçe Radyosu için hazırladığı radyo yazılarından ‘Emekçi Kadın’ üzerine olan bir kısmını kendi ağzından ve yazarı Sevgi Soysal’ı daha bebekken kaybeden kızı Funda Soysal’dan dinleyelim.

“Ülkemizde de gençler ardı ardına kan çiçekleri gibi vurulurken, ilk tepkinin analardan gelmesi boşuna olmadı. Analar meydanlarda toplanıp “Asıl olan hayattır” diye bağırdılar. Analar düşünceler yerine silahları konuşturanlara karşı “Çocuklarımızı öldürmeyin” diye haykırdılar.”

Mine Söğüt

Onun satırları öylesine rahatsız eder ve derinden sarar ki sizi… Öyle dokunur ki Söğüt’ün yazdıkları bana, geceleri uyuyamam, bunu bilen arkadaşlarım “Yine mi O’nu okudun?” derler. İşte ben etkilemek diye buna derim. Belki de o keskin satırları gerçekten anlamak ve hissetmek için kadın olmak gerekir.

mine-sogut-sb_0

Mine Söğüt’le bir gün Ankara’da Cafe Stockholm’de karşılaşmıştım, o nasıl bir enerji o nasıl delici bakışlar. Beş Sevim Apartmanı, Deli Kadın Hikâyeleri, Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey gibi birçok çarpıcı eserinin yanında Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıları da yazıyor Mine Söğüt. Bakanlar Kurulu’nun, medyadaki tüm yapımların geleneksel aile değerlerine uygun olması için tedbir alınacağı açıklamasından sonra yazdığı “Geleneksel Ailenin Vahşi Kriterleri” isimli köşe yazısı oldukça çarpıcıydı.

Deli Kadın Hikâyeleri’nden;

“Pencereden dışarı bakıyorum. İçimde ateşler yakıyorum. Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor. Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor. Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor. Bir bardak su içsem… Söner mi? İsteklerimi nehre gömsem… Cinayetler biter mi? Her şey senin yüzünden, diyor babam. O kupkuru bir adam. İçinde ne ateş var, ne su O da biliyor, benimse içimde hem ateş var, hem su.”

Zeynep Oral

Bu Cennet Bu Cehennem” ile başladı Zeynep Oral maceram. Uzak Doğu’m, Meslek Yarası, Kadın Olmak, O Güzel İnsanlar, O Büyülü İnsanlar… Nerede bir Zeynep Oral kitabı bulsam, silip süpürdüm sırasıyla. Memleketi dinledim, uzak diyarları gezdim, Türkiye’nin, dünyanın önemli isimlerini tanıdım. Gencecik yaşında bile tanışma fırsatı bulduğu onca değerli insanı kıskandım yer yer. En sevdiğim yazar Eduardo Galeano ile bile onun sayesinde tanıştım. Bir resimden mi bahsediyor, koşup açıp baktım; bir şarkıdan mı yoksa hemen dinledim; ben bu şairi nasıl kaçırmışım, hemen açıp okudum.

30154

Türkiye’de kadınların en güçlü seslerinden biri olan Zeynep Oral, geçen sene Türkiye PEN’in (Poets (Şairler), Essayists (Denemeciler-Makaleciler) ve Novelists (Romancılar)) aday göstermemesine rağmen Almanya, İngiltere ve İtalya tarafından aday gösterilerek 150 ülke PEN’i arasından sıyrılıp PEN Dünya Yazarlar Birliği başkanlığı için finale kalan üç aday arasına girdi.

Her yazısında sizlere muhakkak bir şeyler katan Zeynep Oral, Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazıları yazıyor. Yine kadınlardan başka işi gücü olmayan “Devlet Büyüklerinin” yine çok lüzumlu açıklamalarından sonra kaleme aldığı “Yeter! Kadını Rahat Bırakın!” yazısına linkten ulaşabilirsiniz.

İpek Ongun

90’ların çocuğuysanız İpek Ongun ile muhakkak yollarınız kesişmiştir. Eğer beni etkileyen Türk kadın yazarlardan bahsedeceksem, daha ilkokul yıllarında hayatıma giren İpek Ongun’dan nasıl bahsetmem? Modern, sosyal, etkin ve yapıcı Türk gençlerini, kelimeleriyle yetiştiren bu zarif kadın nasıl unutulur?

Okuldaki kitaplıktan alıp dönüşümlü okuduğumuz Mektup Arkadaşları, Kamp Arkadaşları ve Afacanlar Çetesi için resmen sıraya girerdik, nasıl beğenip nasıl ballandıra ballandıra anlatıyorsak artık birbirimize… Arkadaşlık ne demek ondan öğrenmedik mi?

Bana, ortaokul ve lise yıllarım boyunca yoldaşlık eden Serra ile tanıştım: Bir Genç Kızın Gizli Defteri. Şimdilerin genç kadınları Serra ile az üzülüp sevinmedi. Her zaman özendiğim, insan ilişkilerinde bana yol gösteren hayali arkadaşım olmuştu. Yıllar sonra fark ettim ki Serra’da Bilkent’te okumuştu, arkadaşımla yollarımız burada da kesişmiş.Ipek-ongun_991_1383339080

İpek Ongun öylesine betimlemeler yapar ki anlatırken, mesela Serra bir masa kuruyor, bir arkadaşına hediye alacak o detaylar, incelikler kanınıza işler. Hem büyülenirsiniz hem de öğrenirsiniz; düşünceli olmayı, hayattaki inceliklerden zevk almayı. Çoğu alışkanlığımı İpek Ongun’dan kaptığımı fark ediyorum bazen.

Bir Pırıltıdır Yaşamak, Bu Hayat Sizin, Lütfen Beni Anla, Yarım Elma Gönül Alma… Modern, erdemli, adaplı insan nasıl yetişir öyle ballı anlatır ki… Şimdiler de “Ahlak Ahlak” diye bağıranlara benzemez onun ahlak yazıları, asildir kendisi gibi incitmez yüreklendirir sizi. Hala ara ara açar okurum en sevdiğim yazıları bu kitaplarında.

Bıraksanız sabaha kadar konuşurum gençlik kahramanım hakkında, o yüzden yazıya son verirken burada yer veremediğim Buket Uzuner, Adalet Ağaoğlu, Tezer Özlü, Ayfer Tunç, Füruzan ve onlar gibi nice asil Türk kadınının da Kadınlar Gününü yeniden kutlarım.

 

Kaynak: http://www.edebiyathaber.net/tomris-uyar-anlatiyor-verdigim-ozgurlukten-kendime-de-isterim/

İlgili Yazılar