Jön Türklerin Paris’i Tarih

Jön Türklerin Paris’i

Resin 1:1902’de Paris’te toplanan 1. Jön Türk Kurultayı katılımcıları

Resin 1: 1902’de Paris’te toplanan 1. Jön Türk Kurultayı katılımcıları

Sanat, bilim, özgürlük… Düşünce, edebiyat, eşitlik… Sokakta insanları durdurup ilerleme için toplumların sahip olması gereken temel kavramları sorarsanız, önceki cümlede bahsi geçen kavramlardan birini muhakkak söyleyeceklerdir. Bu kavramlar öyle kavramlardır ki, bu kavramlara sahip olan toplumlar bunlarla övünür, sahip olamayanlar ise bunların hayali ile yaşar. Günümüz Avrupa toplumlarının birçoğu, bu kavramlara sahip olmakla -haklı bir şekilde- övünmektedir. Geçmişe baktığımızda ise, bu kavramlara sahip olan çok az toplum olduğunu görüyoruz. Zaman çizelgesinin farklı kısımlarından örnekler verilebilirse de, belki de en önemli örnek: 1800’lerin Paris’idir.

1800’lerin Paris’i, farklı ülkelerden gençleri âdeta büyülüyordu. Bu gençler Rousseau, Montesquieu, Voltaire gibi aydınlanmanın büyük isimlerini okuyor, Fransız İhtilali’ni -dolayısıyla yukarıda bahsi geçen kavramları- kendi ülkelerine de götürme hayaliyle yanıp tutuşuyorlardı. Yanıp tutuşan topluluklardan biri de, Jön Türklerdi. II. Abdülhamit’e muhalefet olan Jön Türkler; Osmanlı’yı -yukarıda sözü geçen aydınların Fransa’da yaptığı gibi- fikir mücadeleleriyle değiştirmeyi, modernleştirmeyi, Aydınlanma Çağı’na taşımayı ümit ediyorlardı. Bu fikir mücadelelerinin erleri arasında kimler yoktu ki: Abdullah Cevdet, Ahmed Rıza, İbrahim Temo, Prens Sabahattin, Yusuf Akçura…

Yukarıda adı geçen Fransız aydınlarına hayrandılar hayran olmasına ama hayranlıkları bu kadarla da sınırlı değildi. 1789 Fransız İhtilali’nin simgesi sayılan “Liberté, égalité, fraternité.” (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik.) özdeyişi onlar için neredeyse kutsaldı. Hatta bu özdeyişi, “Hürriyet, müsavat, uhuvvet.” olarak çevirmiş yanına da “adalet” kelimesini koyarak kendi mücadelelerinde kullanmışlardır. Kutsal saydıkları bu özdeyişin pratikte Fransızlar tarafından uygulanmadığını görmeleri ise, onlar adına, şok ediciydi. Hem sömürge imparatorluğunu henüz tamamlamamış olan Fransa’nın saldırgan politikaları, hem de Fransızların Türklere karşı geçmişten gelen ön yargıları ve Fransız kamuoyunun Ermeni meselesindeki tutumu, Batı’da gördükleri değerleri kendi ülkelerinde yaymak isteyen Jön Türkleri; ülkeleri saldırı, hakaret, haksızlık ve ön yargıların öznesi konumunda olduğu için savunmacı konuma koymuştu. Toplumlarının modernleşmesini isterken aynı zamanda kendi değerlerini, İslam’ın değerlerini, kimliklerini savunmak durumunda kalmışlardı.

Resim 2: Kartpostal; solda Jön Türkler ve sağda Doğu halkları üzerlerinde özgürlük eşitlik kardeşlik yazan kadınları sultanın elinden kurtarıyor.

Resim 2: Kartpostal; solda Jön Türkler ve sağda Doğu halkları üzerlerinde “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik.” yazan kadınları Sultan’ın elinden kurtarıyor.

Mücadelelerindeki en büyük, belki de yegâne silah basındı. Basını etkili bir propaganda aracı olarak görüyorlardı. Fransız aydınları bu yolu kullanarak Aydınlanma Çağı’nı getirmişti, kendileri de yapabilirdi. Bu sebepten, Paris’te ve diğer önemli dünya şehirlerinde II. Abdülhamit karşıtı yayınlar çıkardılar. Bu yayınlar arasında çok önemlileri olmasına rağmen benim üzerinde duracağım, 1895’ten 1908 Devrimi’ne kadar Jön Türklerin başlıca gazetelerinden olan Meşveret’tir. Paris’te Ahmed Rıza tarafından çıkarılan gazete, Jön Türklerin siyasi muhalefetlerini oluşturan ve Fransa’ya sürgün olarak gelmelerine neden olan her şeye yer veriyordu: Davaları, mücadeleleri hakkında bilgi vermek; Abdülhamit rejimindeki hafiyeleri, sansürü ifşa etmek; Osmanlı’da anayasanın kabul edilmesi, özgürlük ve eşitlik için çağrı yapmak gibi.

Jön Türklerin aydınlanmayı doğuracak fikirlere olan sevgileri bir yana dursun, Paris’e de ayrı bir sevgi duyuyorlardı. Yahya Kemal, bir yazısında “Ah Paris! Tarif etmek için lügatte bir kelime bulunmayan Paris!” diye yazmıştır. On yedi yaşında ailesinden kaçarak Paris’e gelen Abdülhak Şinasi ise, yazdığı anılarında Paris’i “ateşli bir buse”ye benzetmiştir. Keza, başka bir yazısında, “Paris’i aşkını duyduğumuz bir vücut ve ruh gibi severdik.” diyerek Paris sevgisini dile getirmiştir.

Resim 3: Ahmet Rıza

Resim 3: Ahmed Rıza

Peki, Jön Türklerin Paris’i tanımaları ve kentteki yaşama alışmaları nasıl olmuştu? Süreç, insan ilişkileri üzerinden yürüyordu. İnsanlar belli bir kişinin gittiğini biliyor ve ondan yeni gelen kişiyle ilgilenmesini istiyorlardı. Paris’e gelen bir Jön Türk, başkasının tavsiyesiyle başka bir Jön Türk’ü buluyor ve onun sayesinde kentteki yaşama adapte oluyordu. Bu adaptasyon sürecinde kafeler onlar için çok önemliydi. Kafelerde zaman geçirebilir, sohbet edebilir, ekonomik sorunları çözebilir ve ana dillerini konuşabilirlerdi. Jön Türklerin kafe tercihleri genellikle aynı yerler oluyordu. Keza yaşadıkları caddeler de genellikle aynıydı: Rue des Ecoles ve Rue Monge. Bu iki cadde pahalı caddeler değildi, ucuz daireler vardı, çoğu kez aynı daireyi paylaşıyorlardı. Paris’teki yaşamlarının belki de en önemli ziyaret noktası, Ahmed Rıza’nın eviydi. Paris’e yeni gelen Jön Türkler, evi merkezi konumda bulunan ve Paris’teki Jön Türk hareketini zaman zaman idare eden Ahmed Rıza’yı ziyaret ediyordu. Bu ziyaret bir nevi Paris’teki yaşamlarına başlangıç için bir gereklilikti. Bu gereklilik ekonomik kaygılardan gelmiyordu, sadece Ahmed Rıza’ya saygılarını sunuyorlardı.

Bugün, Jön Türklerin izlerini Paris’te bulabilmek neredeyse imkânsızdır. Paris’te çok tanınmış bir kafe olan Closerie des Lilas’ta, o kafenin müdavimi olan Sartre, Apolinaire gibi yazarların adına yapılmış bakır levhaların yanında Yahya Kemal adına da yapılmış bir bakır levha bulunur. Paris Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi bünyesinde Türk ve Osmanlı Araştırmaları yöneticisi olan François Georgeon’a göre, Jön Türklerden Paris’te kalan tek iz budur. Bir de Fransız polisi tarafından tutulan polis raporları vardır. Her ne kadar Fransa hükûmeti “Liberaliz, dolayısıyla bütün ülkelerden sığınmacılara kapımız açık.” dese de, Osmanlı Devleti’yle aralarındaki ekonomik ilişkiden dolayı Jön Türklerin “çok ses çıkarmamasını” istiyordu. Bu doğrultuda Meşveret, Abdullah Cevdet’in Osmanlı Devleti aleyhindeki cüretkâr yazıları sebebiyle kapatılmıştır. Aynı zamanda Fransız polisi, iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin zarar görmemesi için, Jön Türkleri izliyordu. Özellikle de hanedandan olan Prens Sabahattin ve Prens Lütfullah’ı.

Osmanlı’nın son döneminde, cumhuriyetin kuruluşunda ve cumhuriyet sonrası yıllarda çok büyük etkileri olan Jön Türklerin Paris’teki yaşamlarını anlamanın ve analiz etmenin 1908 Devrimi’ni ve Jön Türklerin sonraki yıllardaki faaliyetlerini anlamlandırma konusunda bir kılavuz olacağı kanısındayım.


[box_light]Kaynakça[/box_light]

Georgeon, François. “Jön Türklerin Paris’i.” röp. E. Zerman. Aralık 2008.

Resim 1: http://bonpurloryan.com/2015/09/26/paris-komunundeki-uc-jon-turkun-hurriyet-mucadelesi/

Resim 2: http://bonpurloryan.com/2016/01/05/1908-devrimi-ozgurluk-esitlik-kardeslik-adalet/

Resim 3: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_R%C4%B1za

İlgili Yazılar