IŞİD Saddam’ın Mirası mı?

PKT5562-410334 PRESIDENT - SADDAM HUSSEIN 1993 Iraqi President Saddam Hussein meets dignitaries from the Ambar region (West of Baghdad) on the 07th of May. He qualified the defection of his son in law, Saddam Kamel Hassan, to Jordan in August as being an 'enormous treason' but he said that he 'did'nt give his agreement to eliminate him' when he came back to Baghdad on the 23rd of Feb.

7 Mayıs’ta Irak’ın devrik lideri Irak’ın kuzeyindeki Ambar kentinden gelen heyeti karşılıyor. (1993, Bağdat)

Her ne kadar IŞİD, Ebubekir Bağdadi tarafından Irak’ta kurulmuş olsa da, örgütün büyümesinden kimin sorumlu olduğu hala tartışmalı bir konu. Önemli argümanlardan bir tanesi de Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin tarafından uygulanan politikaların örgütün siyasi ve askeri motivasyonuna öncülük etmesi. Geçenlerde Kyle W. Orton, The New York Times’ta çıkan makalesinde IŞİD’in yönetim kademelerindeki radikalleşmenin Saddam Hüseyin dönemine uzandığının altını çiziyor. Ondan önce de Washington Post’tan Liz Sly, Saddam’ın İslamcı kimliğini öne çıkararak, 1993’teki “İnanç Seferberliği” aracılığıyla Irak’ta hükümet eliyle İslamcılığın, hatta Selefiliğin toplum nezdinde değer kazandığını iddia ediyor. Saddam’ın İslami politikalarıyla ilgili kitabı bulunan Amatzia Baram da Bağdadi’yi Saddam’ın yarattığını açıkça ifade ediyor.

0D65292E00000578-0-image-a-4_1423214156464Aslında bu tasvirler çok kusurlu ve bir o kadar da yanıltıcı. Hoover Enstitüsü’nün Baas Partisi hakkındaki kayıtlarında, partinin İslamcılık, Selefizm veya Vahhabizm ile ilgili herhangi bir sempatinin bulunmadığı çok aşikar. Rejimin radikal İslamı tetikleyen aktör olduğunu iddia eden argümanların öne sürdüğü iddia, rejimin Selefiliği desteklediği, Vahhabilik’ten uzak durduğu görüşü. Ancak Baas Partisi bu iki terimi aynı anlamda ve düşman olarak algılayagelmiştir. Hatta Saddam bir konuşmasında Vahhabiliği “bir Selefi fraksiyon” olarak tanımlamış, 1996’daki bir konuşmasında da İslamcılığı takiyyecilikle itham etmiştir. Suriye’deki Baas Partisi’nde olduğu gibi, Saddam hiçbir zaman İslam birliği tabirini kullanmamış, bunun yerine Arap birliği hayalini tekrarlamıştır. Rejim de kendini “ Mısır’daki Nasırcı Arap milliyetçiliğinin devamı” olarak tanımlıyor. Kısaca Arap Milliyetçiliği, dini politikalar dahil her uygulamada bir rehber halini almıştır.

Joseph Sassoon ve Aaron Faust tarafından incelenen Irak Baas Parti kayıtları gösteriyor ki rejimin Selefiliğin yada İslamcılığın hiçbir türüne sempati beslemiyor. 2001 yılında Din İşleri Bakanlığı tarafından, akademisyen, dini liderler ve güvenlik kurumlarından gelen temsilcilerin katılımlarıyla düzenlenen bir toplantıda Vahhabizm ile nasıl savaşılacağı ve dini öğretilerinin gerçek İslam ile ne kadar ters düştüğünü halka anlatmanın yolları tartışılmıştır. Faust da makalesinde: “90’lar boyunca Baas, Sünni İslamcı kitapları yasaklamış; İslamcılığa meyilli imamların lisanslarını iptal etmiş; ve onların askeriyeye, okullara ve diğer seküler kurumlara girmesini engellemiştir.”

Saddam’ın kıdemli asker ve istihbaratçılarının şu an IŞİD üyesi olması ise bir diğer argüman. Bu tabi ki sürpriz değil. 2003’teki Amerikan işgalinden itibaren resmi Baas üyeleri, sadece IŞİD değil birçok isyancı örgüte mensup olmuşlardır. Politik havaya göre, gücü tekrar ellerine alabilecekleri örgütlerin içerisine entegre olmuşlar ve gerek Hizbullah’a gerekse koalisyon güçlerine karşı savaşmışlardır. Dünyadaki örneklerinde de olduğu gibi, Iraklılar konjonktüre göre dominant ideolojiye olan sadakatlerini bir şekilde gösterme çabası içine girmiştir. İtalyan diktatör Mussolini, faşist olmadan evvel kendini Sosyalist olarak tanımlamaktaydı; Nazi üyelerinden bazıları Doğu Almanya’da komünist olmuşken, bazıları Batı’da demokratik kapitaliste dönüşmüşlerdir. Seyyit Kutup’un dâhi Maxist Sosyalist bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir.

Baasçı rejimin bazı meselelerde İslamcılar ve Selefilerle kaynaştığı iddiası da doğru değil. 1986’da Saddam ile Sudanlı ve Mısırlı Müslüman Kardeşler liderleriyle yaptığı görüşmeden çıkan ateşkes ve taktiksel birliktelik kararı bu argümana delil olarak öne sürülüyor. Bu hadisenin Saddam’ın politikalarını Baasçı otoriteden İslamcılığa kaydırdığı da bu iddialar arasında. Ancak rejim 1980’lerde Suriye’deki Müslüman Kardeşler ile de benzer birlikteliklere sahipti; nitekim bunu yaparken de hareketin ülke içindeki temsilcilerini sindirmeye devam ediyordu. Benzer olarak, rejim Irak dışındaki Komünist partilerle iş birliği yapıyorken, Irak içindeki Komünist Parti’ye uyguladığı yaptırımları sürdürüyordu. Yani Mısırlı veya Sudanlı şubelerle yapılan anlaşmalar ideolojik bir sapma olarak nitelendirilemeyecektir. Baas Partisi’nin Hristiyan kurucusu Mişel Eflak dâhi her ne kadar “İslamcılığa karşı siper” politikası izlese de, Iraklı olmayan İslamcı hareketlerle stratejik işbirliklerinin gerekliliğini ifade etmiştir.

Hem Esed ailesi hem de Saddam, Selefi radikal grupları 2003’teki askeri müdahale karşısında bir Truva atı olarak kullandı ve ülke içerisinde nüfuz alanı kazanmasına müsaade etti. Hatta Sudanlı İslamcı grupları işgal güçlerine karşı savaşması adına ülkeye çağırdı. Ancak 2000’li yıllara ait Irak istihbarat kaynakları gösteriyor ki Sudanlı savaşçılar Bağdat’ın seküler Arap Sudan Baas Partisi’ne olan mali yardımları hususunda bir hayli huzursuz. Yine de askeri müdahale amacıyla Irak ve Suriye’de bulunmasına müsaade edilen bu silahlı gruplar, ileride IŞİD’in genişlemesinin başlıca nedenlerinden birisi haline geldiği ise su götürmez bir gerçek.

U.S marines climb up to topple a statue of Iraqi dictator Saddam Hussein on April 9, 2003 at al-Fardous square in Baghdad, Iraq..  The third year anniversary since the overthrow of Saddam Hussein will be marked on April 9, 2006 amidst continued unrest in Iraq, where over 30, 000 civilians have been reported to be killed since the start of the war. (Wathiq Khuzaie /Getty Images)

U.S marines climb up to topple a statue of Iraqi dictator Saddam Hussein on April 9, 2003 at al-Fardous square in Baghdad, Iraq. The third year anniversary since the overthrow of Saddam Hussein will be marked on April 9, 2006 amidst continued unrest in Iraq, where over 30, 000 civilians have been reported to be killed since the start of the war. (Wathiq Khuzaie /Getty Images)

Saddam’ın iç politikasında da radikalizme olan hassasiyet bir hayli fazla. 90’lar boyunca, rejime bütün camilerdeki İslami liderlerin kimliklerini ve söylemlerini bilgisayar kaydı altına alıyordu. Selefi, Vahhabi ya da Müslüman Kardeşler üyesi olarak fişlenen imamlar yakın takibe alınıyor, devlet tarafından fonlanan özel güvenlik teşkilatı aracılığıyla yaptırımlara maruz bırakılıyordu. Saddam’ın Şeriat hukuku uyguladığı iddiaları ise gün yüzüne çıkmış kayıtlarda bulunmuyor. Suçluların kafalarının kesilmesi, hırsızların parmaklarının koparılması veya homoseksüellerin yükseklerden aşağıya atılması Şer’i hassasiyetler için değil, özellikle Şii muhaliflere göz dağı vermek için yapılıyordu. Kısaca bugün IŞİD’in korkunç zulmünün temelinde Baas rejimindeki işkencelerin varlığı doğru olsa da, rejimden kalma bir İslami motivasyon olması tezi ise büyük bir yanlış.

IŞİD’in arkasında Saddam rejiminin İslamcı rolü tezi yalnızca yanlış olmakla kalmıyor, 2003 askeri müdahalesinden sonra Irak’ın bütün siyasi kurumlarının yerle bir edilmesinin, Ebu Garib türü hapisanelerde yaşanan işkencelerin, sonrasında gelen Maliki hükümetindeki radikal mezhepçi politikaların IŞİD’in oluşumundaki doğrudan sebeplerini göz ardı etmemize sebep oluyor. Toby Dodge’un gözlemleri de Maliki yönetimindeki aşırı mezhepçi politikanın yıkıcı etkisine vurgu yapıyor: “Maliki’nin mezhepçi politikaları Baas rejiminde Şiilere yapılan eziyetlerin misli olarak, Irak’taki bütün Sünni grupları taciz etmekle kalmıyor, Irak’ın geçmişi ve geleceğindeki bütün suçları Sünnilerin üzerine atma kolaylığına gidiyor”. Bu açıdan IŞİD, 2003’ten beri parçalanmış bir ülkenin ve bölük pörçük olmuş bir politik sistemin en ağır semptomu olarak tanımlanabilir.

IŞİD’i anlamak ve önlem alabilmenin ilk yolu örgütün kökenlerine inip, Ensar El-İslam, Cemaat El-Tevhid ve El Kaide gibi örgütlerin dönüşümünü ve amalgam olarak nasıl IŞİD’i meydana getirdiklerini incelemektir. Baas ile Selefizm’i ilişkilendirmek ise, Amerikan entelektüeli için bir fikir konforu sağlasa da, Bush döneminde yapılan hata ve günahların üzerini örtemeyecektir.

Kaynakça

1)http://www.iiss.org/en/publications/adelphi/by%20year/2012-e76b/iraq–from-war-to-a-new-authoritarianism-34e5

2)http://www.nytimes.com/2015/12/23/opinion/how-saddam-hussein-gave-us-isis.html?action=click&pgtype=Homepage&clickSource=story-heading&module=opinion-c-col-left-region®ion=opinion-c-col-left-region&WT.nav=opinion-c-col-left-region&_r=0

3)https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/the-hidden-hand-behind-the-islamic-state-militants-saddam-husseins/2015/04/04/aa97676c-cc32-11e4-8730-4f473416e759_story.html

4)http://www.hoover.org/library-archives/collections/hizb-al-bath-al-arabi-al-ishtiraki-records-bath-party-records

5)http://tr.sputniknews.com/ortadogu/20151223/1019825165/isid-saddam-abd-new-york-times.html

Resimler

1)http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2012/10/27/article-2224127-00F09E

2)http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2015/02/06/0D65292E00000578-0-image-a-4_1423214156464.jpg

3)http://darkroom.baltimoresun.com/wp-content/uploads/2013/03/

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu