Dibine Kadar Değil 400’e Kadar Politika

Dibine Kadar Değil 400’e Kadar

İşkencelerin hatırlatıcısı olan bir 12 Eylül’ü daha geride bırakırken, yeni 12 Eylül lekeleriyle tarihe not düştük dün. Cizre’de öldürülen insanların, hayvanların, canlı belirtisi göstermesi yeterli her varlığın nasıl katledildiğinin fotoğraflarını, videolarını;  sokakta oynayan çocuğun bomba atar mermiye dokunmasıyla patlamada yaralandığını gördük.* Bunları da gördük işte… Öyle bir kuyudan sallandırılıyoruz ki dibi göremiyoruz ve o ‘400’ verilmedikçe de ne kadar derine çakılacağımızı kestiremiyoruz.

Asker ya da sivil, ölüm haberleri her gün hatta saat başı geldikçe alışıyoruz buna. Her an ölüme duyarsızlaşma dozunu arttırarak veriyorlar bize ve her geçen gün yemek yerken izlediğimiz ölüm haberleri boğazımızdan geçen lokmaların düğümünü sıkmamaya başlıyor, alışıyoruz; insanlarımızı ve insanlığımızı yavaşça, hissettirmeden alıyorlar. Biz de izin veriyoruz. Gerçekte olanları medyaya yansıtmayarak, dış görünüşünden Kürt sanılan ama aslen milliyetçi olduğu ortaya çıkan vatandaşı linç ederek, Atatürk büstü öptürerek, ‘İnsanlar ölmesin!’ yazan sanatçılara sanal linç uygulayarak izin veriyoruz daha çok ölüme. Barış diyene kızıyoruz. Barıştan korkuyoruz.

Kürt ‘sanılan’ ya da Kürt yurttaşlarımıza saldırarak vatanı kurtarabileceğimizi sanıyor bazılarımız. Ama bilmiyorlar ki saldırdıkları o Kürt aile saldırıdan bir gün sonra oğullarının şehit haberini aldı.** Ama bilmiyorlar ki şehit haberi alan evlerden Kürtçe ağıtlar da duyuluyor. Saldırganlar görmüyor mudur ki her şehit haberinden sonra ‘400’ için anketler yapılıyor.

Her gün yeni bir anketle karşımıza çıkan Davutoğlu’nun yeni açıklaması yine alay eder gibiydi: “90’lı yıllardaki uygulamalarla kıyaslanamaz. O dönemde faili meçhuller vardı, kendi anadilinde ağıt yakamayanlar vardı.” Neresinden tutsak elimizde kalan bu üslupla, bu zihniyetle yönetilmeye izin veriyoruz yıllardır. Şimdi de, 20 sene önce de, ondan da önce de işlenen ve devletin faili meçhul dediği cinayetlerin failleri meçhul değildi.

12 Eylülleri işkencelerle, yasaklarla, bombalarla bize yaşatanların derdinin anayasalarla ve tek adam olmakla olan takıntısını hiç mi göremiyoruz?  Hâlâ “Bütün çocuklarımızı gerekirse şehit veririz!” mi diyoruz? Ecel şerbetini bize tas tas sunanlardan kana kana içmeyi bu kadar mı istiyoruz?

İnsanların cansız bedenlerini öldürüldükleri yerde bekleten, buzdolabında saklamaya mecbur edenlerin hesabını ne parti binaları yakarak ne de Kürt oldukları için insanlara saldırarak sorabiliriz. Çünkü bunlar sadece Kenan Evren gibi onun farklı renk versiyonlarının yargılanmadan yaşayıp gitmelerine sebep olur. Hesabı halktan sorulmayacak suçları halka ödetmeyin. 20 yaşındaki askerlerin dağlarda öldürülmesinin, 10 yaşındaki çocukların sokaklarda polis bombalarıyla ağır yaralanmasının, ekmek almaya giden amcanın vurulmasının hesabını demokrasi için oy verenlerden değil her ölümden sonra anket yapanlardan sorun. Çünkü bunca insanın ölümünden sorumlu olan katiller ne Türkçe ne de Kürtçe konuşuyorlar. Onlar halkların anlayamayacağı çok farklı, çok kötü, çok cani bir dilde konuşuyorlar ama biz, yani halk barıştan söz etmeye korkuyoruz işte bu yüzden yeniliyoruz, işte bu yüzden ölüyoruz.

 

 

 

* http://www.evrensel.net/haber/260493/cizrede-patlama-12-yasindaki-cocugun-eli-koptu

** http://www.mynet.com/haber/yasam/dun-kurtuz-diye-saldirdilar-bugun-oglumuzun-sehit-haberi-geldi-2047322-1

İlgili Yazılar