Bir Türk Dünya’ya Bedel Midir?

Biliyorsunuz son yıllara kadar ülkece Eurovision  Şarkı Yarışması’nı saplantı derecesinde ciddiye alırdık. Hatta yarışmadan önceki dönemde gazetelerdeki ve televizyonlardaki tartışma programlarında ‘Şarkımız Türkçe mi olmalı yoksa İngilizce mi olmalı?’ konulu uzayıp giden tartışmalara şahit olur, bu konu hakkında yapılan anketlere katılıp fikir beyan ederdik.

Bundan yıllar önce ortaokuldayken yine Eurovision zamanı gelmişti ve biz yine bu kalitesiz -fakat kabul ediyorum oylama kısmı eğlenceli- yarışmayı tartışıyorduk. Bir tarih dersinde de söz dönüp dolaşıp Kenan Doğulu’nun şarkıyı Türkçe mi yoksa İngilizce mi okuması gerektiğine gelmişti. (Sanırım kendisinin de kafası karışık olacak ki yarışmada Shake It Up Şekerim adında İngilizcemsi Türkçe bir şarkı okumuştu.) Sınıfta çoğunluğun desteklediği tez şuydu: Avrupalılar Türkleri sevmiyor ve hatta ülkemizde gözleri var, bir ülkeyi işgal etmenin en kolay yolu onların dilini yok etmektir bu yüzden de İngilizce bir şarkıyla katılmamalıyız. Hatta arkadaşlarımdan bir tanesi daha da coşup şöyle bir tezle bizleri şaşırtmıştı; İlk defa 2003 yılında yabancı bir şarkıyla katıldık ve yarışmayı kazandık bence bilerek kazandırdılar çünkü bizleri yabancı dile özendirmek istiyorlar. Bu cümleden sonra sınıfın büyük bir bölümünün kafasını onaylarcasına sallamasını hala unutabilmiş değilim…

Sanırım birçoğumuzun okul anılarında buna benzer olaylar vardır, tüm milletlerin atasının Türkler olduğundan tutun da bor madenlerini çıkartmamızın Amerika tarafından engellenmesi kadar türlü komplo teorileriyle büyüdük. Eğitim sistemimiz bize kendi yetersizliğimizin sebebini içimizde değil de dışarıda aramayı öğretti, özeleştireye kapalı bir şekilde kendi milletimizi yüceltirken dışarıdaki itibarımızın pek parlak olmadığını sonraları öğrendik. -ki büyük bir çoğunluğumuz hala öğrenemedi-

Bir nesli işte böyle paranoyak bir ruh hastası olarak yetiştirdi Milli Eğitim Bakanlığı yazdırdığı kitaplarla… Resmi Kemalist ideolojinin gerçekten bir hayli uzak, ırkçı ve yabancı düşmanı tezlerini eğitim sistemiyle öğrencilere dikta ettirmesi günümüze dek süren ‘kendimizi kendimize övme’ hastalığı ile karışık çarpık bir milliyetçilik anlayışına neden oldu.

Gelin görün ki; ne her sabah bağırarak söylediğimiz andımız, ne pazartesi sabahları ve cuma akşamları okuduğumuz İstiklal Marşı, ne de Türkçe derslerinde ezberlediğimiz Arif Nihat Asya şiirleri Türk Milletini yüceltmeye yetmedi.

Gelin hep birlikte ”Tükürsek boğulurlar” diye küçümsediğimiz Yunanistan’a bir bakalım.

Türk vatandaşının yaşam kalitesinin tarihinin en büyük ekonomi krizini yaşayan Yunan vatandaşının yaşam kalitesinden hala 69 basamak daha düşük olduğunu biliyor muydunuz? Oradaki birey bizden altı misli daha zengin, ortalama ömrü ise yedi yıl daha uzun.
20080630_derin_dusunce_org_muspet_milliyetcilik

Mesela ülkemizdeki milliyetçi geçinenler hiç olmazsa ülkemizdeki bebeklerin ölümünü Yunanistan düzeyine neden indiremiyoruz diye düşünmüş müdür?

Hiç vatandaştan konuşmayıp hep vatanı övmenin ardında yatan bu acıklı gerçekleri daha ne kadar görmezden gelmeyi düşünüyorlar? Bu ülkede yaşayan “insanlar” bu ülkenin “milliyetçilerinin” hiç mi umurunda değil?

Bu ülkenin hala çok geride olduğunu anlamamız için daha kaç insanın açlık sınırında yaşaması gerekiyor ya da kaç madenci daha madenlerde boğularak ölmeli?

Senin ülkenin üniversiteleri Dünyada ilk 100’e bile giremiyor.

OECD ülkeleri arasında en düşük anlama kapasitesine sahip öğrenciler arasında Türkler yıllardır zirveye oynuyor.

Dünya çapında okunan sadece 4-5 Türk yazarın var.

Uluslararası alanda saygınlığı olan marka sayın bir elin parmağını geçmez.

tc3bcrk1

Parmaklarıyla kurt işareti yapıp, tespih sallayan ‘milliyetçinin’ umrunda mıdır sizce bu sorunlar?

Pek zannetmiyorum.

Yüksek olasılıkla kendisi Nobel alabilmiş tek Türk olan Orhan Pamuk’un bir kitabının adını dahi bilmiyordur. Ya da Cannes’da ödül alan Türk yönetmenlerinin kim olduğunu.

Özeleştiriden hoşlanmayan, ama sadece sövüp sayan, alt düzey hakaretlerle öfke kusan, tartışma adabından, fikir düzeyinden yoksun vurup kırmaya yatkın bir yığın var karşımızda.

İşin bir diğer çarpıcı kısmı ise eğitimsiz olarak nitelendirdiğimiz malum camianın aksine kendisini eğitimli, kitap-gazete okuyan, tiyatroya giden kültürlü bireyler olarak tanımlayan ulusalcı kesimde de durumun çok farklı olmaması.
indir

Hatırlarsınız 2006 yılında Orhan Pamuk Nobel ödülünü kazanmıştı. Fakat ne yazık ki ülkesini ve milletini çok seven ulusalcı kesim uluslararası arenada Türkiye’nin yüzünü ağartan Pamuk’u takdir etmek yerine yerden yere vurmuştu. (Hatta eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Orhan Pamuk’u arayıp tebrik bile etmemişti.)

Eleştirinin nedeni ise Pamuk’un yabancı bir gazeteye verdiği röportajdı, röportajda 1915’te yaşanan Ermeni Olaylarından bahsedip ortak acılara vurgu yapıyordu. Fakat gelin görün ki o yıllarda hala bir ağırlığı olan ulusalcı basın Pamuk’un Nobel Ödülünü almasını bu röportaja bağlıyordu hem de röportajın içeriğini çarpıtarak. Komplo teorileri ve yabancı düşmanlığıyla yetişmiş bu kesimin aklına Pamuk’un kitaplarının 43 dile çevrildiği ve yıllarca yurtdışında en çok satanlar arasında yer aldığı hiç gelmiyordu.Belki de kendi milletinden birisinin bu ödülü alabileceğine inanmıyorlardı kim bilir… Demokrasi facialarıyla, iç savaşla gündemde olan Türkiye’nin saygınlığını bir nebze olsun yükselten Yaşar Kemal ve Yılmaz Güney de Pamuk’la aynı kaderi paylaşıp, Türkiye’de lince uğramış,mahkemelerde yargılanmıştı.

Milliyetçiliği, “içi boş bir siyasal slogan” olmaktan çıkarmak zorundayız. Milliyetçilik “donanımı az, yetenekleri kısıtlı kimselerin dünya rekabeti ile baş edememesinin” bir sığınağı olmamalı… Tam tersine “uluslararası rekabette başarı sağlayarak bunun bereketini ülkesine yağdırmak” olmalı.

Kimseye özgürlük ve zenginlik getirmeyen hamaset edebiyatına artık bıraksak da, araştırma ve geliştirme harcamalarının oranına, patent sayısına, on bin nüfusa düşen araştırmacı sayısına biraz daha eğilsek…
Yeryüzünde milliyetçilik patent sayısı ile belirleniyor, hayatta hiçbir beceri sahibi olmayanların öfkeli tavırları ile değil…

 

Leave a Reply

1 comment

  1. Febe

    Okurken vay be dedim demek sistem boyleymis.hepimiz boyle avutulmus,uyutulmusuz…kaleminize saglik

Ankara Bilgisayar Servisi Sigma Defence