Berkin’i Rahat Bırakın!

berkin-elvan-ın-gerçek-yüzü_600138

Gezi eylemleri sırasında polisin orantısız gücüne tanık olduğumuz kimse tarafından inkar edilemez. Bu orantısız gücün belki de en acı örneklerinden biri olarak gösterebileceğimiz Berkin Elvan vahşeti taraf belirtmeksizin her kesimden tepki aldı. Ancak üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ne failleri bulunabildi(!) ne de süreçte ilerleme kaydedilebildi. Dava dosyasına bakan savcıların sürekli değişmesi ve akabinde ortada birçok delil olmasına rağmen ilerleme kaydedilememesi toplum tarafından oldukça sert bir dille eleştiriye maruz kaldı. Gösterilen bu tepki birçok örgütün de dikkatini çekmiş olacak ki; son dönemde, örgütlerce yapılan eylemlerde  Berkin Elvan’a adalet istemi sert bir şekilde vurgulandı. Yapılan bu eylemler, tanık olduğumuz vahşetin gerginlik seviyesinin günden güne arttığının en önemli kanıtıdır belki de. Berkin Elvan olayıyla ilişkili olarak yaratılan kargaşa, durumun ciddiyetini beş altı basamak birden üste çekmekle kalmayıp birçok tartışmaya da mahal verdi.

 

“Avrupa’nın en büyük adalet sarayı” olarak anılan Çağlayan Adliyesi 31 Mart gününde pek de “adaletin” mizacına uymayan bir olaya tanık oldu. DHKP-C’ye bağlı olduğu tespit edilen iki eylemcinin adliyeye gelerek savcıyı “makamında” rehin alması devleti örgütle karşı karşıya getirdi. Anlaşılması gereken nokta şudur ki, eylem de seçilen yer de saldırıya uğrayan kişi de sıradan bir örgüt eylemini kat be kat aşan türdendir.

 

Sıkı güvenlik önlemlerinin olduğuna emin olduğumuz(!) bir binaya silah sokmayı bir kenara bırakın, “destursuz” savcının odasına girmek bu kadar kolay bir iş midir?

 

Devletin en büyük adalet binasının güvenliğinin doğru düzgün sağlanamaması mı dersiniz, istihbaratın eksik işleyişine mi kızarsınız bilemem ancak bu kadar “talihsizliğin” peş peşe gelmesi pek de kaderin kötü bir oyunu diye kestirip atılacak cinsten değil. En kritik zamanlarda yaptığı eylemlerle tanınan örgüt sadece “emri Berkin Elvan’dan mı aldı?”, şüpheliyim. “Güvenliği sağladık.” tarzında açıklamalarıyla ekranlarda beliren hükümetin de ekmeğine yağ süren örgüt, seçim öncesi eylemiyle yine kafalardaki oy pusulalarını bir güzel etkilemiş oldu. Yapılan son eylem, terörden korkanın sola daha kötü bir gözle bakmasını sağlarken; bu ülkeyi  adam edecek yönetimin de örgütle savaşanlar olacağı inancına  güzel bir destek noktası oluşturabildi. Şimdi tekrar düşünmek gerek: Berkin’den alınan emir ne zamandan beri iktidarın yararına kullanılır oldu ?  Ne diyelim, ülkede kimin eli kimin cebinde anlaması gerçekten güç.

 

Atanan son savcıyı diğerlerinden ayıran en önemli unsurun yedi ay önce atanmasına rağmen diğer savcılara nazaran en iyi gelişme kaydetmesi de atlanan diğer bir ayrıntı. Adalet istiyoruz diyerek sokaklara dökülen sol kesime en somut örnekleri sunan bir savcının katli, yine kendilerinin sol cenahtan olduğunu iddia eden bir örgüt tarafından yapılması/ yapılmasına sebebiyet vermesi oldukça ironik yahut düşünülmesi istenilen şekilde oluşturulmuş bir kılıf. Kim bilir?

 

Ülkedeki adalete güvenimiz tartışma konusuyken üstüne bir de ölüm korkusunun eklenmesi bu dosyanın daha uzun bir süre noktalanmayacağının sinyalini veriyor. Sayfalarına kan sıçramış bir dosyayı bu saatten sonra kim elinde tutmak ister ?  Muallak.
Erdoğan’ın yaptığı “başarılı operasyon” ve akabinde Türk polisine ithafen tebrik açıklaması üç ölüm haberi üzerine kör göze parmak dedirten cinsten bir çelişkiyi barındırıyor. Herkesin “bir şekilde” ölmesiyle sonuçlanan olay başarılı bir operasyon değil yalnızca bir dizinin final sahnesi olabilir.

 

Yayın yasağı sebebiyle bir süre haber alınamadıktan sonra peş peşe gelen ölüm haberleri ve ardından hem devlet hem de örgüt tarafından yapılan açıklamalar olayın pek de organik ilerlemediğini gösterir nitelikte. Her ne kadar polis kurşunuyla vurulmadığı resmi olarak açıklansa da insan şöyle bir ülke gemişine dönüp bakınca resmi belgelerin işaret ettiği sonuçlara da temkinli yaklaşmak zorunda kalıyor.

Nitekim; krizi başarıyla(!) çözmüş, güven ortamını sağlamış bir devlet… Devlete başkaldırı hedefine ulaşmış bir örgüt… İki tarafın da kazanç sağladığı bir olayda hiçbir zaman değişmeyecek tek şey, siyasette kendi isteklerinin dışında basit bir siyasi malzemeymiş gibi kullanılan insanlar, insanlarımız. Belki de artık emirleri Berkin’den almaktan vazgeçmeliyiz. Berkin’e değil de bundan sonra babasının dediklerine kulak vermek, adaletin adam gibi sağlanamadığı bir ülkede vicdanlı bir hamle olabilir.

Gülsüm Elvan – Sami Elvan:

Aşık Veysel “koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa” demişti. Hiçbirimiz aynı durumu, aynı olayı aynı yorumlamıyoruz. Kalbimiz farklı şeyler dese bile bir şekilde bulunduğumuz taraf o duruma farklı yorum yapmamızı sağlıyor. Berkin vurulduğunda ve öldüğünde böyleydi, savcı Mehmet Kiraz ve iki genç öldürüldüğünde de böyle oldu. Tertemiz duygularıyla ayrım gözetmeksizin insanların acılarını sahiplenenler, destek olanlar, adaletsizliğe, hukuksuzluğa tertemiz duygularıyla karşı çıkan dostların her zaman başımızın üstünde yeri vardır. Bunun dışında kalanların görüşüne saygı duyamıyoruz artık. Saygı duymadıklarımız için Berkin, Ceylan, Uğur, Nihat, Burak, Yasin, Mehmet Kiraz, Bahattin, Şafak sadece bir sonraki ölüm olana kadar geçerli gündem ve siyaset malzemesidir. Yeni ölümler yeni gündemler… İsimler ölüp gider. Onlar için önemli olan sadece ölenin siyasi kimliği, o yoksa etnik kimliği, o da tutmazsa mezhebi… Çocuk olduğu için, genç olduğu için, kadın-erkek olduğu için hepsinden önemlisi insan olduğu için sahip çıkmayanlar yönlendiriyorlar hayatı. Artık yeter. Biz Berkin’e yetiştiremedik gözyaşlarımızı ancak siz başkalarının gözyaşları aksın ve siyaset yapalım diye bekliyorsunuz. Mecliste olsun olmasın, sağ ya da sol görüşlü, iktidar partisinden meclis dışı muhalefetine çoğunuz aynısınız. Bu hayat çok acı, çünkü sizler günlük siyaset yapasınız, gündeminiz dolu olsun diye bizler evlatlarımızı, eşlerimizi, babalarımızı, annelerimizi toprağa veriyoruz. Burak Karamanoğlu hayatını kaybettiğinde babasını aradım. Eşimden başka kimseye sormadım. Eşimle konuştuk ve evlat acısı yaşayan bir babayı aramak zorundayız, bu insanlık görevidir dedik. Alkışlayan oldu karşı çıkıp eleştiren oldu bundan yararlanmaya çalışanlar oldu. Alkışınız, eleştiriniz sizin olsun. Biz evladını kaybetmiş bir babayı aradık, tıpkı İbrahim Aras’ın, Nihat Kazanhan’ın ailelerini aradığımız gibi. Ben Sami Elvan, dün yaşananları ilk olarak sosyal medyadan öğrendim ve yıkıldım. Eşim, ben, ailem yıkıldık. Nasıl olabilir böyle bir şey dedik! Daha önce defalarca, Berkin’i öldürenlerin isimleri belli olsun, yargı önüne çıkarılsınlar diye gittiğim o binada bulunmayı çok istedim. Orada olmam dün avukatların ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün talebiyle sağlandı ve adliyeye girebildim. O odada kimse zarar görmesin diye elimden geleni yapmaya çalıştım. Savcı beyin ve o gençlerin kılına zarar gelmesin diye çok gayret ettim. Dün 1 değil 2 değil tam 3 kez daha Berkin’in acısını yaşadım o odada yaşananlarla. Ben kattan ayrılana kadar içeridekilerin sağ olarak çıkması ihtimali vardı. Ancak şu an hepsinin cenazesi var ekranlarda. Bu davanın beklediğimiz bir cezayla sonuçlanacağına zaten inanmıyorduk. Gezi davaları ortada. Öldürülen ve sakat kalan kardeşlerimizin açılmayan, sürüncemeye bırakılan davaları ortada. Dün itibarıyla bizim davamızın adil bir yargılama ile sürdürüleceğine olan inancımız iyice bitmiştir. Şimdi savcı Mehmet Kiraz’ın ailesine başsağlığı diliyoruz ve biliyoruz ki küfreden, hainsiniz diyen, helal olsun diyen bir dolu insan çıkacak. Umurumuzda değil ne dediğiniz. Biz Berkin’in anne ve babası olarak en içten duygularla ve tüm samimiyetimizle Savcı Mehmet Kiraz’ın acılı ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz, çok üzgünüz. Biz Berkin’in anne ve babası olarak Bahattin’in ve Şafak’ın ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz, çok üzgünüz… Cumhurbaşkanından, sivil toplum kuruluşuna, medyasından, sokağına siyasetleriniz, politikalarınız, çıkarlarınız, hesaplarınız artık bizden uzak olsun. Çocuğumuzu bize geri getirebilen var mı? Varsa öyle birisi o çıksın ve konuşsun ne derse, ne isterse yapmaya hazırız. Yok değil mi? Susun artık. Berkin öldü. Biz her gün yeniden yeniden öldük. Biz yokuz artık. Eğer dava açılırsa ve yargılama yapılırsa dosyamızı aile olarak sadece kendimiz takip edeceğiz. Hiçbir avukata ve hukuki desteğe ihtiyacımız yok. Bu bir tepki değil. Bu hukukla aramızda artık kimse olmasın diye… kimse bizim acımızı tam anlamıyor kaldı ki nasıl anlatacaklar bunu mahkemeye… Biz bugüne kadar olduğu gibi orada olacağız ve davamızı takip edeceğiz. Sadece daha önce evladını kaybetmiş anne, babalar, aileler bizimle birlikte katılmak isterlerse davaya onları kabul edeceğiz. Sonuçta hiçbir şey çocuğumuzu geri getirmeyecek. Tek çabamız başka çocuklar ölmesin, başka analar ağlamasın diye sürecek. Bugüne kadar yüzlerce insan Berkin için gözaltına alındı, soruşturma yaşadı, tutuklandı, okuldan ve işten atıldı, yaralandı. Yeter artık. Kimse zarar görmesin. Görüşü, inancı, konumu, kim olduğu önemli değil. İnsan olan kimse artık zarar görmesin. Ben Gülsüm Elvan, ben Sami Elvan… Bundan sonra da kimsenin burnu kanamasın, analar ağlamasın diye elimizden geleni yapacağız. Evladını, eşini, babasını, annesini kaybetmiş ailelerle yan yana olacağız. Kan akmasın, silahlar sussun, barış ve adalet olsun, çocuklar öldürülmesin diye hayatımızın sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bugüne kadar hiçbir çıkar gözetmeden bize destek olan tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Bugün Abdullah Cömert’in ailesinin yanında Balıkesir’de olamadık üzgünüz. Bugünden sonra sosyal medya hesaplarımızı kullanmayacağız. Bu açıklama son mesajımızdır.

 

 

 

 

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu