Bir İstanbul Beyefendisi: Abdülcanbaz

Hepimizin öyle veya böyle bir şekilde Abdülcanbaz ile münasebeti olmuştur. Kimimiz ailemizden yadigâr kalan eski gazetelere bakarken, kimimiz çizgi roman sevdamız sebebi ile, kimimiz de Turhan Abi’ye duyduğumuz büyük hayranlık nedeniyle. Peki ya şimdilerde yeniden basılmaya başlanan, renkli ve canlı kapaklarıyla kitapçılarda yerini alan Abdülcanbaz kimdi, neydi ve neyi temsil ediyordu?

Turhan Selçuk ve Abdülcanbaz

Turhan Selçuk ve Abdülcanbaz

Turhan Selçuk belki Türkiye tarihinin en önemli ve yetenekli karikatüristlerinden birisi olarak anılır. Onunla birlikte en büyük eseri Abdülcanbaz da et ve tırnak gibi birbirinden ayrılmaz ve hatta ayrılmaları teklif dahi edilemez. Böyle bir hikâyeye göz atacağım bu yazımda. Abdülcanbaz nasıl doğdu ve nasıl on yıllarca çizgi roman sevenlerin hayatlarının ortasında yer edinmeyi başardı?

Abdülcanbaz karakterinin doğuşuna baktığımızda Turhan Selçuk dışında kimselerin de isimlerini görürüz. Turhan Abi şöyle anlatır Abdülcanbaz’ın doğuşunu:

‘’Abdülcanbaz ismini Aziz [Nesin] buldu. 1953 yılında Abdi İpekçi Milliyet’e geçti. Beni de istedi. Birinci sayfada politik karikatürler çiziyorum. Yıl 1957. Milliyet’in bir sayfası yabancı çizgi romanlarla dolu. Abdi yakındı, ‘Hepsi yabancı kökenli, bir yerlisi olsun istiyorum, çizer misin?’ dedi. ‘Ben karikatüristim, çizgi roman deneyimim yok’ dedim. Israr etti.’’

'Abdülcanbaz Başlıyor' 30 Ekim 1957

‘Abdülcanbaz Başlıyor’ 30 Ekim 1957

İşte bu ısrarların sonucunda, Turhan Selçuk tarafından çizilen, metni ise Aziz Nesin tarafından yazılan Abdülcanbaz karakteri ve fenomeni doğdu. Kısa bir süre sonra çizgi romanın isim babası ve metin yazarı Aziz Nesin romanı keser. Turhan Selçuk bunu gazetede ismi olmamasına bağlar. Devamında çizgi romanı bitirmek yerine Hababam Sınıfı’nın yaratıcısı, Rıfat Ilgaz’a gider. Ancak Aziz Nesin gibi yasaklı olan Rıfat Ilgaz’ın da Abdülcanbaz macerası kısa sürer. Rıfat Ilgaz’ın da bırakmasından sonra Turhan Selçuk çizgi romanın tek ‘sahibi’ olur ve hem romanı yazmaya hem de yazdıklarını çizgiye dökmeye başlar.

”Romana başladıktan 5-6 ay sonra hem yazıyor, hem çiziyordum. İsim babası Aziz Nesin’di, onu değiştiremedim ama karakteri değiştirdim.”

Abdülcanbaz her ne kadar değişikliklere uğrasa da herkes tarafından ilgiyle okunmaya devam eder. Peki kimdir bu Abdülcanbaz?

1-Abdulcanbaz_Karakter_2Klasik tanımına göre Abdülcanbaz Türkiye için ‘Bir İstanbul Beyefendisi’, yabancılar içinse ‘Muhteşem Türk’tür. 1950’li yılların içerisinde bulunduğu konjonktür düşünüldüğünde, aslında toplumun özlemini duyduğu ideal vatandaştır Abdülcanbaz. Hem zeki hem ahlâklı hem çevik hem de güçlüdür. Her ne kadar 1950’li yıllarda yaratılmış olsa da Abdülcanbaz bir dönemin insanı değildir. Yeri geldiğinde Osmanlı İmparatorluğu’na hatta daha da eski zamanlara gider, yeri geldiği zaman da görev gereği ‘uzayı adımlar’. Tabi ki Abdülcanbaz’dan bahsederken o meşhur Osmanlı tokadını da söylemeden geçmemek gerekir. Abdülcanbaz’ın zekâsı ile birlikte en önemli silahıdır Osmanlı tokadı.

‘’Bazen günümüzde sürdürür yaşantısını, bazen Osmanlı Devleti’nin cesur bir levendidir. Bazen masal dünyalarında yaşar, kötü tabiatlı devlerle çarpışır; bazen İstiklâl Savaşı’mıza katılır; bazen deniz diplerini kulaçlar, bazen Mezopotamya’da tekerleğin icadına katkısı olur, bazen de uzayı adımlar… Zaman ve mekân tanımadan çıkar serüvenlerine. Cesurdur, akıllı ve zekidir, çelikten kaslara sahiptir.’’

Abdülcanbaz'ın meşhur Osmanlı tokadı

Abdülcanbaz’ın meşhur Osmanlı tokadı

Abdülcanbaz aynı zamanda yalnız değildir. Maceralerında kendisine eşlik eden birbirinden farklı, ama çizgi romanlarda eşit öneme sahip arkadaşları vardır. Tarzan, Karanfil Hoca, Fettah, Fayrabi en belirgin olanlarıdır. Bunlar dışında da karakterler hikâyelere dahil olurlar. Arkadaşlıkları da kendisi gibi sağlamdır Abdülcanbaz’ın. Hepsinin kendilerine has özellikleri vardır, saymakla bitmez. Ekip olarak değme kahramanlara taş çıkartırlar.

Abdülcanbaz ve arkadaşları

Abdülcanbaz ve arkadaşları

Bu hikâyelerden bir tanesi de Allahabad Elması’dır. Kişisel olarak benim de en beğendiğim maceralarından biri olan Allahabad Elması’nı -adeta aklıma kazınmış olacak ki- her detayıyla hatırlıyorum. Paris’te yaşayan Kont Pier Mansar, Allahabad Elması’nı, dönemin en azılı hırsızlarından Arsen Lüpen’e karşı koruması gerekmektedir. Zira azılı hırsız Arsen Lüpen bu sefer gözünü Kont’un elmasına dikmiş, dünyanın en güzel elmaslarından birini Kont’tan çalıp sevgilisine armağan etmeyi amaçlamaktadır. Kont ise elmasını korumak adına dünyaca şöhret yapmış bütün dedektifleri bir araya toplamış, bunun yanı sıra Abdülcanbaz’a da haber yollamıştır. Velhasıl kelam Sherlock Holmes’ün de içinde bulunduğu bu ekip, Arsen Lüpen’den Allahabad Elması’nı korumaya çalışırken bin türlü zorlukla karşılaşır ve yine Lüpen’in oyunlarıyla alt olurlar. Arsen Lüpen’in oyunlarına kanmayan ve hatta bunları ortaya çıkaran ise bizim İstanbul Beyefendisi ya da yabancıların tabiri ile ‘Müthiş Türk’ Abdülcanbaz ve arkadaşlarıdır.

Allahabad Elması: Abdülcanbaz Arsen Lüpen'e Karşı

Allahabad Elması: Abdülcanbaz Arsen Lüpen’e Karşı

Bu ve bunun gibi birçok macerayla uzun yıllar okuyucuyu kendine çekmiştir Abdülcanbaz ve arkadaşları. Hatta hayranlar kazanmış, manşetlerden önce okunmuştur Turhan Selçuk’un köşesi. Şimdilerde yazımın da başında söylediğim üzere hem internet üzerinden hem de kitabevlerinden Abdülcanbaz’ın hikâyelerinin yeni baskılarına ulaşabilirsiniz. Kısa da olsa bir nebze Turhan Selçuk’un efsane çizgi romanını anlatmaya çalıştım. Lakin en başından biliyordum böyle bir efsaneyi bir kısa yazıda her yönüyle ele alamayacağımı.

Siz en iyisi bir an önce Abdülcanbaz’ın hikayelerini edinin, Turhan Selçuk ve o muhteşem çizgi romanıyla kendiniz tanışın. Zira ne kadar anlatsam da aslında Abdülcanbaz’ın en kısa tanımı ‘siz’sinizdir.

“Halkını seven her dürüst ve namuslu kişide az çok Abdülcanbaz’lık vardır.”

 


 

KAYNAKÇA

Allahabad Elması: Abdülcanbaz Arsen Lüpen’e karşı

www.abdülcanbaz.biz

Leave a Reply

1 comment

  1. Yüksel Oyan

    Hala arıyoruz.O tipte bir insanı hala arıyoruz. Bu memlekette yaşayan ve çeşitli sorunlarla biteviye uğraşan ve uğraşmaktan yılan insanların özlediğini çizgi karakterde ortaya koymuşlar. Devamı olsa diyor içindeki bir ses, ancak Osmanlının son, Cumhuriyetin ilk yıllarını yani yıkılışı ve kuruluşu yaşayan insanların hayat tecrübeleriyle bakış açılarının geliştirdiği noktayı bulabilecek yazar ve çizerler bulunabilir mi? Yine de başarılı olmuş bu örnekten yola çıkarak yeni projeler geliştirlebilir diye ümit ediyorum. Selamlar.

Ankara Bilgisayar Servisi Sigma Defence