Amerika Birleşik Devletleri Başkanını Nasıl Seçiyor? Tarih

Amerika Birleşik Devletleri Başkanını Nasıl Seçiyor?

[dropcap]T[/dropcap]ürkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi hızla yaklaşırken, sistem tartışmaları da aldı başını gidiyor. Parlamenter sistemden uzaklaşıldığı, cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle beraber Türkiye’nin başka bir sisteme doğru gideceği yorumları yapılıyor. Gelecekteki sistemin neye veya hangi ülkenin var olan sistemine benzeyeceği tartışmalarına bir ek olarak, bu yazımda Amerika Birleşik Devletleri’nde birkaç yüzyıldır uygulanagelen sistemi, İngilizce’deki adıyla “Electoral College” (Türkçe çevirisi “Seçiciler Kurulu”) seçim sistemini ve tarihsel sürecini, Türkiye’deki sistemle karşılaştırmalar yaparak anlatacağım.

Türkiye’de birkaç yıl öncesine kadar, Genel Seçimler sonucunda seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi normal şartlarda 7 senede bir cumhurbaşkanını seçiyordu. Şimdiyse yapılan anayasa değişikliğiyle birlikte halk doğrudan seçime dahil oldu. ABD’de başkan halk tarafından seçiliyor gibi görünse de, sürece farklı temsili aşamalar dahil oluyor.

ABD’deki Başkanlık Seçimleri’nde öncelikle eyalet kavramı büyük önem taşıyor. 50 eyaletten oluşan ülkede, her eyaletin (büyük oranda nüfusuna göre) bir seçici sayısı bulunuyor. Vatandaşlar oylarını kullanıyor ancak doğrudan başkanı seçmek için değil, başkanı belirleyecek Seçiciler Kurulu’nu kararlaştırmak için. Seçici sayılarının dağılışıysa Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki üye sayısına paralel olarak yapılıyor. Senatoda her eyaletten iki, Temsilciler Meclisi’ndeyse eyaletlerin nüfusuyla doğru orantılı olarak belirli sayıda kişi bulunuyor. Senato üye sayılarının eşit olması sayesinde, nüfusu az olan eyaletler Başkanlık Seçimleri’nde nispeten biraz daha fazla temsil edilebiliyor.

Seçimdeki toplam seçici sayısı böylece 538 sayısına ulaşıyor. Maine ve Nebraska dışında tüm eyaletlerde, Seçiciler Kurulu seçimindeki oyların çoğunluğunu alan parti, o eyaletten çıkan seçicilerin tamamını kazanıyor. Örneğin California’da şu anda 55 seçici bulunuyor ve bu eyalette bir partinin oyu diğer partileri geçtiği takdirde 55 seçicinin tamamını kazanmış oluyor. Bu yönteme “Winner-takes-all” (Kazanan her şeyi alır) ismi veriliyor. 538 seçicinin 270’inin oyunu almak başkan olmak için yeterli. Halkın genelde kullandığı oy dağılımının farklı olması seçimi etkilemiyor.

2000’de Cumhuriyetçi George W. Bush ile Demokrat Al Gore arasında geçen Başkanlık Seçimi’nin haritası (http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/ed/ElectoralCollege2000-Large.png)

Electoral College sisteminin yarattığı karmaşanın en güncel örneği 2000’de George W. Bush ile Al Gore arasında geçen yarışta yaşandı. Al Gore halkın oylarına bakıldığında Bush’tan fazla oy almıştı, ancak 538 seçiciye bakıldığında Bush avantajlıydı. 271 seçici Bush’a oy verirken 266 seçici Gore’u tercih etmişti. Hatırlanacağı üzere o seçimler için şaibeli olduğu yorumları yapılmıştı, ancak sonuç değişmedi.

Bu sistemin demokratik avantajı, başkan adaylarına her eyaletten oy alma kriterini dayatıyor olması. Mesela Türkiye’de yapılacak seçimlerde adayların oy aldığı bölgelerin çok fazla önemi yok, nereden oy alırsa alsın sayısal değerler ön planda olduğundan bir aday sadece ülkenin batısından veya doğusundan oy alsa bile seçilebiliyor. ABD’de ise her eyalet kaybedilmeyecek kadar önemli. Cumhuriyetçi ve Demokrat adayların çantada keklik gördüğü eyaletler var ancak en önemli eyaletler, adaylar arasındaki yarışın en kıran kırana olduğu eyaletler. Mesela Florida ve Ohio’nun isimlerini Başkanlık Seçimleri’nde sık sık duymamızın sebebi bu eyaletlerde belli bir partinin açık ara üstünlüğünün olmaması. Florida ve Ohio gibi eyaletler, haliyle başkan adaylarının halkı ikna etmek için en çok miting yaptığı ve masraftan kaçınmadığı yerler oluyor.

Electoral College sisteminin Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılmaya başlama hikâyesi siyasetteki farklı kesimlerin uzlaşmasına dayanıyor. Bir kesim başkanı halk tarafından seçilen meclisin belirlemesini isterken diğer kesim halkın doğrudan başkanı seçmesini talep etmiş, ve yapılan müzakereler sonucunda ikisinin orta yolu olarak tanımlanabilecek Electoral College sistemi uygun görülmüş. Ayrıca ABD kurulurken başlangıçtaki 13 eyaletin kendi haklarını savunma içgüdüsü bu sistemi zorunlu kılan bir diğer etken. Küçük eyaletlerin büyük eyaletlerce sindirilmesini önlemek amacıyla, doğrudan halkın dahil olduğu bir sistemdense eyaletlerin kendi seçici kurullarını belirleme hakkına sahip olduğu bir sistem uygulanmaya başlamış. Günümüzde eyalet meclislerinin bu işlevi siyasi partilerce devralınmış durumda.

Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlar 4 yıllığına seçiliyor ve bir başkan en fazla iki kez görev yapabiliyor; bu da Türkiye’nin yeni seçim sistemiyle benzerlik gösteriyor, ancak Türkiye’de cumhurbaşkanının görev süresi 5’er yıllık en fazla iki dönem. Türkiye’den farklı olarak ABD’de Başkanlık Seçimleri sadece başkanı belirlemiyor, ayrıca Senato’nun üçte biri ve Temsilciler Meclisi’nin tamamı bu seçimler sonucunda yenileniyor. Senatörler 6 yıllığına, Temsilciler Meclisi üyeleri ise 2 yıllığına göreve geliyor.

Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın kampanya logosunun Barack Obama’nın ABD Başkanlık Seçimleri’ndeki kampanya logosuna benzediği yorumları yapılmıştı.

Görüldüğü üzere Türkiye’de 10 Ağustos itibariyle ilk turuna şahit olacağımız yeni Cumhurbaşkanlığı Seçimi sisteminin Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanan sistemle çok fazla benzerliği bulunmuyor. ABD’deki sistem, karışık olması ve adaletsiz sonuçlara yol açabilmesi nedeniyle sıkça eleştiriliyor. Türkiye’deki yeni sistemin ABD’deki seçimlere en çok benzeyen yanıysa hiç şüphesiz adayların kampanyalarında kullandıkları amblem ve sloganlar. Daha önce TBMM’de yapılan seçimlerde bu tarz kampanyalara gerek duyulmuyordu ancak şimdi hem mitingler hem de adayların kendilerini tanıtmakta kullandığı amblem ve sloganlar Türkiye’deki seçimleri ABD’deki seçimlere yaklaştırmışa benziyor. Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim amblemi, Barack Obama’nın ABD’deki seçimlerde kullandığı logoya benzetildi ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Ekmek için Ekmeleddin” sloganı yoğun eleştirilere maruz kaldı. Erdoğan’ın öne sürdüğü “cumhurbaşkanının tarafsız olmak zorunda olmaması” ihtimali Türkiye’yi ABD’deki sisteme yakınlaştırabilecek bir diğer unsur. Cumhurbaşkanlığı Seçimi sisteminin Türkiye’yi nereye götüreceği sorusu seçilecek cumhurbaşkanının tavrıyla önemli ölçüde cevabını bulacak.

 

KAYNAKÇA

http://news.bbc.co.uk/2/hi/americas/us_elections_2008/3736580.stm

http://www.archives.gov/federal-register/electoral-college/about.html

http://www.bbc.co.uk/turkish/indepth/story/2004/07/040729_uselections.shtml

http://www.bbc.co.uk/turkish/indepth/story/2004/10/041029_us_swing_states.shtml

 

İlgili Yazılar