images (3)Türkiye gibi her yönden az gelişmiş ülkelerde, siyasi arenada varlık gösteremeyen bazı grupların veya partilerin (Türkiye’de bu grupların başını sosyalistler çeker) en sık başvurduğu yöntemlerin başında, hezimetlerini kamufle etmek için bir günah keçisi bulup sürekli taşlamak geliyor.

Son birkaç yıldır “yetmez ama evet” diyenler neredeyse her gün recm ediliyor. Ulusalcısından, sosyal demokratına, solcusundan, milliyetçisine kadar herkes tüm olanlardan onları sorumlu tutuyor.

Aslında “yetmez ama evet” çiler diye tepki gösterdikleri her dönem fişlenen, andıçlanan birkaç liberal-demokrat yazar.

Yeni bir yasal değişiklik sonrası, Hizbullahçılar ve “katiller” mi dışarı çıktı, suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

Başbakan esip gürleyip kişisel özgürlükleri mi kısıtlamaya mı çalıştı, suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

Polis eylemcilere orantısız güç mü kullandı suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

İnternet’e sansür mü geldi suçlu “yetmez ama evet” diyenler.     

Yolsuzluk yapanlar, rüşvet verenler cezasız mı kaldı suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

Mahkemeler ve yargıçlar iktidar lehine mi kararlar vermeye başladı suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

Seçimlere şaibe mi karıştı suçlu “yetmez ama evet” diyenler.

Bu liste ekleyecek daha onlarca şey var ve her gün yeni bir bahaneleri ortaya çıkıyor…

2010 referandumunun Türkiye’de bir şeyleri değiştirdiği kesin. Hükümet ve ortağı cemaat o günden sonra yargı tarafından sürekli ayaklarına takılan çelmeden kurtuldu.

Ancak yüksek yargı ve HSYK el değiştirirken çok büyük bir hata yapıldı daha doğrusu tercih edildi. Evrensel normlara göre dizayn edilen, herkese eşit yaklaşan ve hukuk dışında hiçbir norma, siyasi görüşe göz kırpmayan bir yargı yerine, kendilerine bağımlı ve işlerine yarayabilecek yeni bir yargı sistemi oluşturdular.

Daha doğrusu eski düzeni ve sistemi kendi lehlerine karar verecek yeni aktörlerle devam ettirmeye çalıştılar. Peki tüm bu olanların sorumlusu gerçekten “yetmez ama evet”çiler mi?

Sayıları bir belde nüfusu kadar bile olmayan ama sesleri yüksek çıkan bu insanlar mı referandumda yüzde 58 “evet” oyunun çıkmasını sağladı?

Aslında bu soruya verilecek cevabın hiç önemi yok, cevap verilmesi gereken sorular şu; “yetmez ama evet” denilmeseydi ne değişecekti?

Hayır diyenler ne vaat ediyordu? Eski yargı sisteminin devam etmesinin şimdiki kaos halinden bir farkı var mıydı? Her gün siyasetçiler gibi kameralar karşısına çıkan eski HSYK başkan vekillerinin tek derdi hukuk ve bağımsız bir yargı mekanizması mıydı?

Tüm bu soruların cevabını hepimiz çok iyi biliyoruz. Kimse inkar etmesin, özellikle ulusalcı kesimin bir avuç “yetmez ama evet” çilere bu kadar tepki göstermesinin nedeni hukuk ve adalet sisteminin bu vahim hali değil. Türkiye’de yargının hali zaten hep vahimdi.

Asıl neden kendilerinden yana olan o eski ve kötü yargı sisteminin el değiştirmiş olması ve bunun için bir günah keçisi arıyorlar. Refarandumda “Hayır” denseydi de benzer bir statüko devam edecekti.

12 yaşında 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ı öldürenlerin “meşru müdafada bulunduğu”nu ileri süren mahkeme kararlarını onayan yüksek yargı şimdikinden daha mı iyiydi?

Yoksa ”iyi çocuklar”ın suçüstü yakalandığı Şemdinli’de iddianame yazan savcının, o iddianamede adı geçen Genelkurmay Başkanı’nın tepkisi sonrası meslekten atılmasını sağlayan HSYK mı daha bağımsızdı?

 “Yetmez ama evet” denmeden önce de Youtube yıllarca kapalı kalmadı mı? Sanırım en çok özlenen 2 yılda bir partilere kapatma davası açılmasıydı.

Evet hükümet ve cemaat “yetmez ama evet”çileri büyük hayal kırıklığına uğrattı aldandılar, aldatıldılar ama bundan utanması gerekenler daha fazla özgürlük, hukuk ve demokrasi isteyenler değil. Yıllardır bunlara muhtaç olmalarına rağmen başa geldiklerinde diğer muktedirlerden farklı davranmayanlardır.

Leave a Reply

Ankara Bilgisayar Servisi Sigma Defence