Ardımızda bıraktığımız senede neler olduğunu unutmamak için beraber bir yolculuğa çıkmıştık. Bu sene neler yaşadığımıza bakıyoruz birlikte. İlk 4 ayın değerlendirmesinde gördük ki, 2013 kötü haberlerle başlamış. Cezayir’de terörizm ve Brezilya’da ihmal can almış. Şubat ayı gökten düşen bir meteorla, küresel işbirliğine ihtiyaç duyduğumuz bir konuyu hatırlatmış. Mart ayında Beyaz Duman, Güney Amerika’dan yükselmiş. Nisan’daysa bir siyaset leydisi aramızdan ayrılırken, terör bir kere de Boston’da karşımıza çıkmış. Elbette daha nice önemli olaylar oldu 2014’ün ilk 4 ayında. Ancak dünya en çok bunları konuştu. Şimdi sıra geldi ikinci 4 aylık sürece. Bakalım dünyada 2013’te Mayıs ayından Ağustos ayına kadar neler olmuş.

Mayıs 2013: İndirimin Bedeli

Mayıs ayında bir başka felaket haberi Bangladeş’ten geldi. Rana Plaza

Rana Plaza'daki atölyelerde, hepimizin Türkiye'de ve dünyada aşina olduğu markaların ürünleri, iş gücü maliyeti neredeyse sıfıra düşürülerek üretiliyor. Sene sonunda yaşanan o büyük indirimlerin temel sebebi de bu.

Rana Plaza’daki atölyelerde, hepimizin Türkiye’de ve dünyada aşina olduğu markaların ürünleri, iş gücü maliyeti neredeyse sıfıra düşürülerek üretiliyor. Sene sonunda yaşanan o büyük indirimlerin temel sebebi de bu.

adındaki bir iş merkezi, yanındaki apartmanlarla beraber çöktü. Resmi rakamlara göre, 8 katlı binanın çökmesiyle 1129 kişi hayatını kaybetti, 2515 kişi de yaralandı. Sahibinin, 2008 yılından beri Bangladeş’te iktidarda olan Awami partisinin gençlik kolları üyesi olduğu bina, imar planına uygun olmadan yapılmıştı. Yapıldığı bölgede bu boyda bir binanın yükselmesine izin yoktu. Bir başka iddia ise binanın sadece dükkânlar için yapıldığı yönünde ama binada aynı zamanda küçük fabrikalar ve atölyeler de bulunuyordu. Bangladeş’teki bu atölyeler ve küçük fabrikalarda, bizlerin Türkiye’den aşina olduğu Mango ve Benetton gibi uluslararası piyasaya açılmış markalarla; daha çok İngiltere ve Amerika’da faaliyet gösteren Primark ve Walmart gibi firmaların malları üretiliyor. Hani bazen şaşıp kalıyoruz ya, senenin sonunda aldığımız kazaklardaki indirime, işte o indirimin bedenini insanlar canlarıyla ödüyor. Dünyanın en büyük markaları tarafından, Rana Plaza gibi iş merkezlerinde ucuz işgücü için kullanılıyor ve üretim maliyeti düşürülüyor.

Haziran 2013: Tahtın En Genç Varisi ile Tanışın ve Sirkeden Uzak Durun

Yüzleri gülümseten bir haber, Haziran ayında İngiltere’den geldi. Tahtın en

Tam adı George Alexander Louis Mountbatten-Windsor olan Prens George, dedesi ve babasının ardından tahtın üçüncü varisi.

Tam adı George Alexander Louis Mountbatten-Windsor olan Prens George, dedesi ve babasının ardından tahtın üçüncü varisi.

genç varisi sayabiliriz kendisini, Prens George Haziran ayında dünyaya geldi. Annesi Kate Middleton, hiç tanışamadığı kayınvalidesi Leydi Diana’nın 31 yaşında hayatını kaybetmesinden beri, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin en sempatik üyesi olmuştu. Prens Charles ile çocukları Prens George da aynı şekilde Kraliyet Ailesi’nin imajı üzerinde olumlu bir etki yaratmayı başardı. Küçük prensin doğumuna gösterilen yoğun ve yer yer çılgınca coşkulu ilgiden sonra Ekim ayında da “sade” bir vaftiz töreni düzenlendi. Prens George için gelen bebek hediyeleri de elbette bir prense yakışır düzeyde oldu. Bermuda, Londra, Yeni Zelanda ve Kanada’da top atışları, aynı ülkelerin ünlü ses sanatçılarından besteler ve hatıra paraları George’un ilk doğum günü hediyeleri oldu.

Haziran’da Türkiye Gezi Parkı protestoları için sokaklara dökülmüşken,

Brezilya'da Gezi Parkı protestoları ile büyük paralellik gösteren olaylarda, Türkiye'ye de destek verildi. Hatta bu paralellik Başbakan Erdoğan'ın konuşmalarına bile yansıdı.

Brezilya’da Gezi Parkı protestoları ile büyük paralellik gösteren olaylarda, Türkiye’ye de destek verildi. Hatta bu paralellik Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarına bile yansıdı.

hatırlarsınız; yerkürenin bambaşka bir ucundan destek gelmişti. Brezilya’da sokaklara dökülen kalabalık, sosyal medya üzerinden bizlere destek vermişti. Yönümüzü tekrar Brezilya’ya çevirelim ve hatırlayalım: “V for Vinegar Movement”, “June Joruney – Haziran Yolculuğu” ve “Brezilya Baharı” olarak da anılan olaylar; tıpkı Türkiye’deki gibi, son derece basit fakat kişilerin hayatlarını yine Türkiye’de olduğu gibi gündelik olarak etkileyen bir şekilde başladı. Halk; otobüs, metro ve tren bileti fiyatlarını protesto etmek için sokaklara döküldü. İki olay arasındaki bir başka paralellikse tıpkı Türkiye’de olduğu gibi basit bir olayın, birikmiş bir öfke patlamasına dönüşmesi oldu. Halk, hükumetteki yolsuzluklara ve polisin orantısız şiddetine karşı sokakta kalmaya devam etti. Olaylara verilen “V for Vinegar Movement” sıfatı ise, biber gazına karşı sirke taşıdıkları için 60 kişinin tutuklanması ile oldu. Olaylar Temmuz ayı boyunca devam etti, bir çok gözaltı, tutuklama ve yaralanmalar yaşandı.

Temmuz 2013: Rüyanın Sonu

Temmuz ayında hani biz hala “Her Yer Taksim, Her Yer Direniş” diye

Demir - çelik ve otomotiv sanayiinin önde gelen merkezlerinden Detroit'te halk, en temel belediyecilik hizmetlerinden mahrum durumda.

Demir – çelik ve otomotiv sanayiinin önde gelen merkezlerinden Detroit’te halk, en temel belediyecilik hizmetlerinden mahrum durumda.

bağırıyorduk ya, işte o sırada Amerika’da bir şehir iflasını açıkladı. Michigan eyaletinin en büyük şehri olan Detroit, 18,5 milyar dolar olarak tahmin edilen borçları nedeniyle iflas başvurusunda bulundu. Detroit Amerika’da “motor city” olarak anılan bir şehir, lüks araba sanayiinin ve rap müzik adamı Eminem’in şehri… Ve tabii eklenecek yeni bir sıfat da Amerika’da iflasını açıklayan en büyük kent. 700.000 kişilik nüfusun 3’te 1’lik oranının yoksul olduğu şehirde, 78.000 terk edilmiş bina bulunuyor. Ambulans ve trafik ışığı gibi temel hizmetlerin bile verilemediği Detroit bir zamanlar Amerikan Rüyası’nın lokomotif şehri iken şu an sistemin kendi kendini nasıl yediğinin en güzel örneği.

Ağustos 2013: Suriye’de Kimyasal Ölüm

Suriye'de kimyasal saldırıda ölenlerin sayısı hala belirsizliğini koruyor.

Suriye’de kimyasal saldırıda ölenlerin sayısı hala belirsizliğini koruyor.

Ağustos ayında akıllardaki soru sanırım şuydu, bir insan nasıl olur da kendi halkına karşı kimyasal silah kullanır? Kullanır mı, kullanmış mıdır? Komplo teorileri veya işin etik yönü çeşitlendirilebilir ancak Suriye’de yaşanan tam da buydu. Her ne kadar Esad hükumeti tarafından yalanlansa da, 21 Ağustos 2013 tarihinde kimyasal silah kullanımı ile bir çok kişi hayatını kaybetti. “Birçok kişi” diyorum, çünkü ölü sayısı, üzerinden geçen zamana rağmen kesinlik kazanamadı. Tahminler 281 ile 1729 arasında değişti. Yaralı sayısı ise 3600 civarında tahmin edildi. Gece 02.00 ile sabaha karşı 05.00 arasında gerçekleşen saldırılarla ölüm, sayısı tahmin edilemeyen insanlar için uykuda geldi. Kimilerine göre muhalefet, dışarıdan bir müdahale olmadan kazanamayacağı için bu saldırıyı organize etti. Kimilerine göre ise Esad’ın muhalefete karşı yürüttüğü politikanın bir parçasıydı.

2013’ün ikinci dört aylık sürecine göz atınca, aklıma Stalin’in bir sözü geliyor: “Tek bir kişinin ölümü bir trajedidir, milyonların ölümü ise sadece bir istatistik”. Bu sözü 2013 yılı yaz aylarına uyarlayacak olursak sanırım, tek bir kişinin doğumu bir kutlama, şenlik, mucize; milyonların ölümü ise hala istatistik. İnsanlık hala hayatı ve doğumu kutlamaya çok hazır. Ama ölümler hayatımızın o kadar büyük bir parçası haline gelmiş ki, ölümü kutsallaştırmaktan ve siyaseti ölüm etrafına kurmaktan vazgeçemiyoruz.

2013’ün son dört aylık kısmına bu serinin son yazısında bakacağız. Ama yine hızlıca göz atmak isteyenler için tavsiyem, Google’ın 2013 için hazırladığı video.

Leave a Reply

Yazıcı Tamiri Sigma Defence Ankara Kız Yurdu