GazeteBilkent
"Gazeteciliğe Bilkent'i, Bilkent'e GazeteBilkent'i getiriyoruz!"

Tarih

24.07.2013

Yazan:

Lozan Barış Antlaşması

A

radan geçen 90 yıla rağmen, hakkında bitmeyen tartışmalarla gündemdeki yerini koruyan antlaşmamızdır Lozan. Kimilerince milliyetçiliğin tohumlarının atıldığı bir antlaşma , kimilerince ise emperyalizme karşı  verilen  mücadelenin kazanımları olarak görülüyor.  Peki, bunca tezat görüşün ardında duran Lozan Antlaşması, gerçekte nasıl değerlendirilmelidir?  Bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle bazı tanımları netleştirmek gerekiyor.  Lozan Antlaşması kendi başına incelendiğinde bir olay, fakat nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte ele alındığında ise bir süreci kapsadığından olgu olarak değerlendirilmelidir. Olguların değerlerden çıkarılması ise tarihin objektifliğine aykırıdır çünkü bu durumda olguları değerlendirirken sadece kendi değer yargılarımıza ilişkin sorduğumuz soruların cevabını ararız fakat o dönemin koşulları (insanların düşünce yapısı, tarihi olaylar)  dışarıda tutulur ve bunun sonucunda büyük bir yanılgıya uğrarız.  Bu durum yorumların farklılaşmasına ve bireylerin mantık çizgisinden uzaklaşmasına neden olur.  Ancak olgu ve değer arasındaki dengeyi kurduktan sonra,  sıra Lozan Barış Antlaşması’nın nedenleri ve sonuçları üzerinde durmaya gelir.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından 1 hafta sonra İsviçre’de yayımlanan L’Illustré dergisinin 2 Ağustos 1923 tarihli sayısının kapağında İsmet İnönü’nün şapkayı başına geçirdiği görülüyor.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından 1 hafta sonra İsviçre’de yayımlanan L’Illustré dergisinin 2 Ağustos 1923  tarihli sayısının kapağında İsmet İnönü’nün şapkayı başına geçirdiği görülüyor.

 Lozan Antlaşması’nın çağrıcılığı, İtilaf devletleri tarafından,  TBMM hükümeti ve İstanbul hükümetine yapılmıştır.  Emperyalistlerle işbirliği yapmış, hiçbir meşruiyeti kalmayan  İstanbul hükümetinin, Lozan’a  gitmesi, TBMM tarafından uygun bulunmamış ve akabinde 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştır. TBMM  hükümetinin amacı,  Misak-ı Milli’nin gerçekleşmesini sağlamak, kapitülasyonları kaldırmak, Türkiye ile  Yunanistan arasındaki (Ege adaları, nüfus değişimi) gibi sorunları çözmekti. Yani yurtta barış, dünyada    barış politikasıyla bağımsız bir ülkenin geleceğini kurmaktı.  Bağımsız Türkiye idealinden yola çıkan İsmet  İnönü’nün önderliğindeki TBMM hükümetiyle, 20 Kasım 1922’de,  Lozan görüşmeleri başlamış fakat,  kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’un  boşaltılması  ve Musul konusunda anlaşma sağlanamamıştır.  Anlaşmazlık üzerine görüşmeler kesilmiş ve savaş ihtimali tekrar gündeme gelmiştir. Sovyetler Birliği,  tekrar savaş çıkarsa Türkiye’nin yanında olacağını belirtmiş,  bu durumu göze alamayan İtilaf devletleri  barış görüşmelerini tekrar başlatmak için Türkiye’yi Lozan’a çağırmıştır.  Yeni görüşmeler 23 Temmuz  1923’te başlamış, 24 Temmuz 1923’e kadar devam etmiş, fakat her ülkenin anlaşmayı onaylaması zaman  almıştır. En son tüm taraflar tarafından belgeler, Paris’e iletilmiş ve Lozan Barış Antlaşması,  6 Ağustos 1924  tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. Antlaşmanın imzalanma süreci bu şekilde ilerlemiş, sonuçları ise  sürecin biraz dışına çıkmış ve kimi durumlarda istenmeyen sonuçlara neden olmuştur.  Antlaşma  sonuçlarına göre kapitülasyonlar, tazminatlar ve borçlar konusundaki sıkıntılar, Türkiye’nin lehinde  giderilmiş, azınlıklar ve Boğazlar sorunu ise tam anlamıyla çözülememiştir. Barış süresince Boğazlardan askeri olmayan uçak ve gemiler geçecek, kontrolü, başkanı Türk olan uluslar arası bir kurul sağlayacak ve Boğazlar, Birleşmiş Milletlerin güvencesi altında olacaktı. Bu durum Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne kadar sürmüştür.  Azınlıklar konusu ise süreç içerisinde karmaşık bir hal almıştır. Antlaşma metnindeki iki maddenin farklı uygulanması karmaşıklığın açıkça göstergesi olmuştur. Azınlıklarla ilgili 40. Madde antlaşma metninde şu şekilde yer alır: “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyrukları, hem hukuk bakımından hem de uygulamada, öteki Türk uyruklarıyla aynı işlemlerden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Özellikle, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer öğretim ve eğitim kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma konularında eşit hakka sahip olacaklardır.”   Antlaşma metni eşit yurttaşlık bilinciyle hareket edildiğinin göstergesidir. Bunun yanında 39/5. madde ise Türkçe’den başka dil konuşan Türk uyruklarına mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmelerinin önünü açmıştır.

 Antlaşma metnindeki maddeler gösteriyor ki,  Lozan Antlaşması bağımsız bir ülkede, eşit yurttaşlık bilincinin temellerini attı fakat uygulama alanı bulamadı daha doğrusu uygulanmasını istemeyenler oldu.  Sistemli bir şekilde uygulanan Türkleştirme politikası,  Vatandaş Türkçe konuştan, Türkçe konuş çok konuşlara kadar uzandı. Eşitsizlik, Türkler ve Kürtler nezdinde gelişmedi sadece. Erken Cumhuriyet döneminde, 36 Beyannamesi olarak bilinen, azınlıkların gayrimenkullerine el koyma işlemleri de oldu. Bunun gibi daha pek çok uygulama, Lozan’ın başarısına gölge düşürdü.  90 yılda geldiğimiz nokta ise pek farklı değil ne yazık ki. Peki bu sene farklı olarak, her sene kutladığımız Lozan’ın gerçekten hakkını versek.  Lozan’dan bugüne geldiğimiz noktayı tartışmaya açarak ilk adımı atabiliriz mesela. Sonrası zaten gelecektir.

KAYNAKÇA


Yazar hakkında

Ceren Demiroz





Yorumlar


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


 
 

 
a-hungary-flag-of-1940-svg-wallpaper

Kelimeler Tarihi: Cebimde Çok Küçük Elma Var!

aha önceki yazımda bir süre tarih biliminin alt kollarından biri olan filoloji’nin yardımıyla çeşitli kelimeler hakkında araştırmalar yapacağımı ve bu araştırmalar neticesinde bulduklarımı sizlerle paylaşac...
Tarık Burak Koçak
0

 
 
page_trabzon-taraftarindan-39temiz-lig39-yuruyusu_931883682

Karadelikleriyle Trabzonspor!

“Duysun bütün insanlar Bu sesi duysun dünya Gelen Karadeniz’den Dalga dalga fırtına Zaferlerin görkemi parlıyorken alnında Sana alkış tutuyor tüm dünya baştanbaşa Oy Trabzon Trabzon yaşa şanınla yaşa Şamp...
Hazal Şimşek
0

 
 
Kemal Kılıçdaroğlu

Kemal Kılıçdaroğlu Bilkent’te !

Bilkent Üniversitesi siyasete doyacağı bir haftaya hazırlanıyor! Bilkent Üniversitesi yakın tarih, siyaset ve toplumsal olayları araştırma ve tartışma platformu Politik Düşünce Kulübü, Bilkent Üniversitesi ta...
Halil Akbulut
0

 

 
Richard_M._Nixon,_ca._1935_-_1982_-_NARA_-_530679

Watergate Skandalı ve Nixon’ın Çöküşü

er ülkenin siyasetinde aydınlatılmayı bekleyen karanlık sırlar vardır. Siyaset, doğası gereği her şeyi her zaman açık seçik göstermez; yüksek kademelerde bulunan insanlar zaman zaman bulundukları makamı koruma...
Enis Faruk Erdem
0

 
 
Adsız6

Ortadoğunun Laneti 2: Irak (1)

Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden biri olan Irak ortadoğuda kurulmuş olan Osmanlı Devleti’nin ardılı devletlerinden bir tanesidir. Sümerlilerden tutun da Romalılara kadar farklı milletlerin egemen olduğu bu toprak...
Fatih Özyurt
0

 
 
christiania08

Koşmanın Yasak Olduğu Şehir

ir ülke düşünün. Bu ülke öyle bir ülke olsun ki, Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden birinde, sosyal demokrasi ve refahın en iyi örneklerinin verildiği bir yerde, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da olsun...
Duygu Seyman
0