Akıntının Aksine Kültür Mafyası Kültür - Sanat

Akıntının Aksine Kültür Mafyası

Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız; ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yapın. demiş Benjamin Franklin.

Bu yazımın konusu da haddime düşmeyerek yazmaya değer şeyler yaptıklarını düşündüğüm, okumaya değer şeyler yazan Kültür Mafyası. Bundan üç yıl önce; üç arkadaşın, bir blog sayfası açıp yazdıklarını yayınlamaya karar vermesiyle başlayan macerası, birkaç gün önce çıkan yepyeni bir kültür sanat dergisiyle devam etmekte…

Eli kalem tutan, bununla kalmayıp muhtemelen eli kalem tutmadan yaşayamayacağını düşünenlerin çoğunun ortak hayalidir yazdıklarını özgürce yayımlamak; düşüncelerinin birilerine ulaştığını, hayallerinin birilerinin zevkine hitap ettiğini bilmek. Bu noktada ise her zaman sayıların önemi yoktur aslında; sayılar ister okuyucuyu, ister maddiyatı, ister duygusal tatmin kat sayısını nitelendirsin… Johann Gutenberg’e selam olsun; matbaanın icadıyla dünya çapında eskisinden çok daha fazla insan için kolay ulaşılabilir hale gelen edebiyat ürünleri, gelişen teknoloji sayesinde, günümüzde her yerden ve herkes tarafından hemen hemen hiç bir çaba sarfedilmeden ulaşılabilir ve üretilebilir hale gelmiştir: Online dergiler, bloglar, hatta sosyal medya bu duruma en popüler örneklerdir. Fakat tüm bu gelişmeler ve tüm bu bolluk, üretilenlerin kalitesinde ciddi sıkıntılar oluşmasına sebep olmakla kalmayıp; matbaanın icadıyla doğan yeni basın yayın endüstrisinin tekelleşmesi üretimin kısıtlanmasına, baskıcı bir hal almasına ve sınırlanmasına sebep olmuştur ne yazık ki. Türkiye’de kültür-sanatla ilgilenenler olarak bunu şiddetli bir biçimde tecrübe etmekteyiz.

Lafı daha fazla uzatmadan, medyanın bu sert ve belirleyici yayın politakasına karşı durmayı hedefleyen Kültür Mafyası dergisi editörü Cansel Uygun’a sözü bırakmak istiyorum.

Kültür Mafyası kimdir? Nasıl ortaya çıktı?

Kültür Mafyası, yazıyı hayatlarının merkezine oturtmaya çalışan üç arkadaşın kurdukları bir blog sitesinde, yazılarını yayımlamalarıyla başladı. Başta sadece yazı oldukça güncellenen site, zamanla her gün güncellenen, takipçi sayısı günden güne artan, üretimin de arttığı, çok yazarlı bir internet sitesine dönüştü. Yaklaşık üç senelik bir mazisi var Kültür Mafyası’nın. Bizler de Kültür Mafyası’nın internette gördüğü ilgiyi fark edince, yıllardır gerçekleştirmek istediğimiz basılı dergi çıkarmak hayalimiz için işe koyulduk. Dergi böyle çıktı ortaya. Kültür Mafyası’nın oluşma ve gelişme süreci de kısaca böyle.

Grubunuzda ne gibi değişiklikler oldu? Ne zamandır yazı yazıyorsunuz?

Grubumuza katılan ve çıkan sadece birkaç arkadaşımız oldu. Bunun dışında neredeyse ekibin tümü, üç yıldır birlikte yazıyor ve üretiyor. Ama onun öncesinde de hali hazırda çeşitli dergi ve gazetelerde yazan, akademik yayınları yayımlanan bir grubuz.

Birbirinizi tanıyor muydunuz? Nasıl bir araya geldiniz? Belli bir ortak noktanız var mı?

Genelde birbirimizi tanıyorduk ancak, bu üç senelik süre içinde dışarıdan yazdıklarını, ürettiklerini takip ettiğimiz kişilerle de tanışmak gibi bir şansımız oldu. Arkadaşlık ilişkilerimiz de böylece gelişti. Ortak noktamız var aslında. Öncelikle bugün Türkiye’de yapılan veya yapılmakta olan kültür sanatla ilgili hepimizin bir derdi var. Oldukça merkeziyetçi veya cemaatçi kuruluşların elinde kültür sanat üretimi. Bunu eleştiren bir platformuz. Yeni yazarlar ve yayıncıların olması, kimsenin işine gelmiyor. Farklı sesler duymak istemiyorlar. Bu, bizim yıllarca tecrübe ettiğimiz ve hep eleştirdiğimiz bir durum. Dijital ya da basılı alanda yayıncılık, hep belli kişilerin tekelinde gibi bir durum söz konusu. Artık, yeni kalemlere ihtiyaç var. Okurun da bir ağızdan çıkmış gibi duran yazı, eleştiri ve denemelerden fazlasını hak ettiğine inanıyoruz.

Kültür Mafyası’nın bir blog sayfası olarak paylaşım yapmaya başladığını, ve dışarıdan gelen ilgiyle dergi fikrinin somutlaştığını söylediniz. O zamanlardan bu güne geçen süreci biraz daha ayrıntılı aktarabilir misiniz? Tüm bu süreçte sizi hayal kırıklığına uğratan şeyler oldu mu mesela?

Aslında başta boş kalan zamanlarımızda uğraştığımız bir siteydi ama sonraları, yazmak bizim için vazgeçilmez bir şeye dönüştü. Bir yandan kendimizde bu değişimi keşfederken, yani yazmaktan aldığımız rahatlamanın, keyfin ve mutluluğun farkına varırken, bir yandan da site okurlarının gittikçe artıyor olması bizi sevindirdi. Dergi içinse; başından beri böyle bir hayalimiz vardı. Kültür Mafyası’nın bir basılı dergi olmasını çok istiyorduk. Bu süreçte bir hayal kırıklığı yaşamadık; hatta bu konuda şanslı olduğumuzu düşünüyoruz. Fakat elbette, dergi bitirme süreci oldukça yoğun ve yorucuydu.

Evet, biraz deliyiz. Çünkü mevcut dergiler kapanıp internet yayıncılığına yönelirken; biz tam tersini yapıyor,internet yayıncılığından dergi yayıncılığına geçiyoruz. Bir nevi Son Matbaacılar’ız…” (Kültür Mafyası ekibinden Turgay Özçelik)

Bu başarınızı (çünkü bence şahane yazılar var) neye borçlusunuz? Ya da sizi diğer dergilerden farklı kılacak şey nedir?

Aslında bizi farklı kılan nedir diye, uzun uzun düşünmedik; fakat farklı işler yapmak için zaten farklı bir yayıncılık anlayışına sahip olmak gerekiyor. Zamanla anladık ki, yazdığımız, yayımladığımız her bir yazıyı hakkını vererek yapmaya çalışıyoruz. Kopyala-yapıştır yayıncılığı yapmıyoruz; ya kaliteli yazılar yazacak ya da hiç yazmayacaktık. Bir sinema kritiği nasıl olmalı? Bir tiyatro oyunu nasıl ele alınmalı? Bir haber yaparken kimlerle görüşülmeli, neler araştırılmalı? Her bir yazıyı titizlikle, gerekirse uzun saatler çalışarak hazırlamaya çok dikkat ediyoruz. İçimize sinerse yayımlıyoruz. Yani okurluğun ve yazarlığın internet üzerinden çabucak yapılmaya başlandığı bu dönemde, biz –belki eski kafalı, hatta biraz muhafazakâr bir tutumla, yayıncılığın hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu elbette oldukça yorucu, ama bir o kadar da güzel; böyle takdir edilmek. Teşekkür ederiz.

Okurlarınızdan aldığınız başka yorumlar, eleştiriler mutlaka vardır. En çok duyduğunuz görüşler ne yönde?

Genelde olumlu görüşler alıyoruz. Ancak şunu söyleyebiliriz: Site sürecinde okurlar, politik yazıların daha çok olmasını istiyorlardı. Bu yönde bir saptama vardı. Sanıyorum dijital yayıncılığın doğasında olan bir şey bu. Aslında hepimiz, kültür eleştirisi de yapıyoruz bir yandan ama o kadar hızlı bir üretim söz konusu ki, eleştirel ve muhalif yazılar bile hızlıca tüketiliyor. Böylece gündem çok hızlı değişiyormuş gibi bir algı oluşuyor. Fakat basılı yayın daha farklı. Her şeyden önce arşivlenebilen bir yazı söz konusu. Dergideki yazı üzerinden konuşmak, tartışmak mümkün. Her şey internetten yapılabiliyor diye düşünülüyor; ancak basılı yazının kalıcılığı yok. Yazılı basın üzerinden ise daha ciddi bir düşünsel paylaşım söz konusu.

Dergi fikrinin hayata geçmesiyle birlikte aranıza katılan yeni isimler oldu mu?

Evet. Jehan Barbur, Levent Üzümcü ve Zaytung ekibi aramıza katıldı. Her ay dergimizde yazacaklar. Levent Üzümcü, bizim zaten takip ettiğimiz; düşüncelerini paylaştığımız; yazdıklarını sosyal medyada beğeniyle izlediğimiz bir sanatçı. Levent Üzümcü, her ay Kültür Mafyası’nda sanat ve politika üzerine yazılar yazacak. Jehan Barbur ise hayranlıkla takip ettiğimiz, albümlerini severek dinlediğimiz bir sanatçı. Onunla beraber çalışmak bizim için oldukça önemli. Jehan Barbur’da her ay yazılarıyla dergide yer alacak. Zaytung ekibiyle bir röportaj esnasında tanışmıştık. Arkadaş olduk. Onlar da her ay yazılarıyla dergide yer alacak.

Dergiden beklentileriniz neler?

Derginin uzun ömürlü olmasını istiyoruz öncelikle. Yani belli bir okur kitlesine ulaşmasını istiyoruz. Bunun yanı sıra, içerik kalitesinin devamlı olmasını istiyoruz. Yani dergide her ay, içimize sinen yazıların bulunmasını istiyoruz. Açıkçası, biz önce okur olarak, bir kültür sanat dergisinde ne okumak isteriz, diye düşünüyor ve içeriğimizi de böyle belirliyoruz. Bu titiz çalışmayı devam ettirirsek ve okur dergimizi severse, elbette ileride çok daha iyi sayılar yapacağımıza inanıyoruz.

Peki ilk sayıda okurlarınızı neler bekliyor?

İlk sayımızda Slavoj Zizek’le röportaj yaptık. Güzel bir röportaj olduğunu düşünüyoruz. Bundan sonra, her sayıda, böyle iyi –öne çıkan- bir röportajımız olacak. İçerikten genel olarak memnunuz. Diğer sayılarda yeni isimlerle karşılaşabilir, okuyucular; ama genelinde yazar kadromuz sabit.

Bundan sonrası için hayalleriniz neler? Başka projeleriniz var mı?

Biz kendimizi kültür sanatın her alanına dokunabilen bir platformda görüyoruz. Dolayısıyla, ileride bir sinema filmi çekmek, senaryo çalışmaları yapmak, kitap yayıncılığı ve televizyon programcılığı yapmak gibi planlarımız var. Senarist, yönetmen, öykücü, ressam, televizyonculardan da oluşan bir ekibiz. Bu alandaki hayallerimizi de gerçekleştirmek istiyoruz.

Kitap yayıncılığı konusunda biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Kitap yayıncılığı yapacağız. Şu an hali hazırda üç kitap var elimizde. Bunlar basılacak. Bir tanesi sinema üzerine bir kitap olacak. Türkiye’de son dönem gerçekçi sinema akımı üzerine akademik bir araştırma. Diğeri yıllardır futbol yazarlığı yapan değerli bir gazetecinin futbol öyküleri. Bir başka öykü kitabımız daha olacak ama bunlar önümüzdeki aylarda gerçekleşecek.

Okurlarımıza söylemek istedikleriniz, bu sohbete eklemek istedikleriniz var mı?

Dergimizde diğer cicili bicili dergilerdeki gibi içi boş haberler, yüzeysel makaleler, reklam kokan değerlendirmeler bulamayacak okurlar. Fakat dolu dolu, bir ay boyunca elden düşmeyecek bir dergiye sahip olacaklarının garantisini veririm.

Mafya ekibine saygılarımı; soruları cevaplayan Kültür Mafyası dergisi editörü Cansel Uygun’a, röportajın hazırlanması sırasında gösterdiği anlayışı ve yardımları için en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

İlgili Yazılar